Bir son duygusu
Annesi yıllar önce, babasını Adrian ve kız kardeşiyle başa çıkmak zorunda bırakarak, evi terk edip gitmişti. Bu, "tek ebeveynli aile" teriminin kullanıma girmesinden çok önceydi; o zamanlar "dağılmış bir yuva" ifadesi kullanılırdı ve Adrian da yuvaları dağılmış bir aileden gelen tanıdığımız tek kişiydi. Bunun onda fazlasıyla varoluşsal öfke birikimi yaratmış olması gerekirdi ama her nasılsa yaratmamıştı; annesini sevdiğini babasınaysa saygı duyduğunu söylüyordu. Üçümüz, içten içe, Adrian'ın oluşturduğu vakayı inceledik ve şöyle bir kurama vardık: mutlu bir aile yaşamına sahip olmanın anahtarı ortada bir aile olmamasıydı, ya da en azından, birlikte yaşayan bir aile olmamasıydı. O günlerde, yaşamlarımıza serbest bırakılmayı bekleyerek, bir çeşit kısıtlama bölmesi içinde tutulduğumuzu düşünüyorduk. Ve o bırakılma anı geldiğinde, yaşamlarımız -ve zamanın kendisi- hızlanacaktı. Yaşamlarımızın zaten başlamış olduğunu, bir avantajın çoktan kazanıldığını ve bir zarara d...