“Zekânın gerçek ölçüsü, her günün her anını etkili ve mutlu yaşayabilmektir. Yaşamın her anını dolu dolu yaşayan mutlu bir insansanız, zekisiniz demektir.” “Zeki” insanlar sinir krizi geçirmezler, çünkü kendilerine hakimdirler” “Zekâlarını sorunu çözmek yerine, sorun çözülse de çözülmese de kendilerini mutlu tutabilme yetenekleri ile ölçerler.”
“Yaşamınızın her anında, ne hissetmeyi tercih ederseniz onu hissetme yeteneğinize güvenmelisiniz. Bu, radikal bir anlayıştır. Büyük olasılıkla öfke, korku, nefret, sevgi, sevinç ve zevk duygularının kendiliğinden ortaya çıktığına ve bunları kontrol edemeyeceğinize inanarak yetiştirildiniz. Bir birey bunları kontrol edemez, ancak kabullenir. Üzücü olaylar olduğunda, doğal olarak üzülürsünüz ve yapacağınız tek şey “Sevindirici bir şeyler olsun ki sevineyim” demektir!”
“Tercih ettiğiniz duyguyu hissedebileceğinizi öğrendiğiniz an, “zekâ”ya giden yola -sinir krizlerine çıkan patikaların olmadığı düz bir yola- girdiniz demektir. Bu yol, yeni bir yol olacaktır, çünkü belirli bir duyguyu kaderin bir cilvesinden öte, bir seçenek olarak göreceksiniz. Kişisel özgürlüğün kalbi bu anlayıştır.”
“ANA ÖNERME : Düşüncelerimi kontrol edebilirim.
TALİ ÖNERME : Duygularım düşüncelerimin sonucudur.
SONUÇ : Duygularımı kontrol edebilirim.
Ana önerme çok açık. Ne isterseniz, onu düşünme gücüne sahipsiniz. İradeniz dışı bir şey aklınıza girerse (aslında onu iradenizle kabullenirsiniz, ama nedenini bilmeyebilirsiniz) onu yine de defedebilirsiniz, dolayısıyla düşünce dünyanızı kontrol edebilirsiniz.”
“Duygu, düşünceye gösterilen fiziksel tepkidir. Ağlama, utanma, özlem ya da diğer duygusal tepkilerden herhangi birini göstermek için öncelikle düşünce merkezinizden bu tür duyguları tetikleyen bir sinyal almanız gerekir.”
“Genel olarak sizi mutsuz edenin insanlar ya da olaylar olduğuna inanırsınız, ama bu tam olarak doğru değildir. Mutsuz olmanızın nedeni, yaşamınızdaki insanlar ya da olaylar hakkındaki düşüncelerinizdir. Özgür ve sağlıklı bir insan olmak, değişik bir düşünce tarzı yaratmakla mümkündür.”
“Duygularınızdan siz sorumlusunuz. Düşündüğünüzü hissedersiniz ve eğer karar verirseniz hemen her şey hakkında değişik bir düşünce tarzı geliştirmeyi öğrenebilirsiniz”
“Duygularınızın nedeninin dış etkenler olduğu yanılsamasını yaratan bir sisteme alışıksınız.” Yaşadığınız her deneyimi eğlenceli hale getirebilirsiniz.
“Bilinen bir organik bozukluktan kaynaklanmayan bazı fiziksel hastalıkları da kendiniz yok edebilirsiniz. Birçoğu fizyolojik bozukluklarla ilintili olmayan bu hastalıklar; baş ve sırt ağrıları, ülser, hipertansiyon, isilik, cilt rahatsızlıkları, kramp ve benzerleridir.”
“Bizler, normal bir yaşam sürdürmek için başkalarına ya da başka şeylere gereksinim duyan zavallı tutsaklarız. SAÇMA. Sadece siz, kendinizi mutlu kılabilirsiniz. Aklınızın kontrolünü elinize almak ve sonra tercih ettiğiniz yönde hissetmek ve davranmak, ancak sizin yapabileceğiniz şeylerdir.”
“Öfkeden konuşamadığınız, hissedemediğiniz ya da hareket edemediğiniz anlar yaşadınız mı? Yanıtınız evetse, siz de paralize oluyorsunuz demektir. Utandığınız için tanışmak istediğiniz insanlarla tanışamıyor musunuz? Öylese, paralize oluyor ve hak ettiğiniz deneyimleri yaşayamıyorsunuz. ”
“Paralize Olma: İstediğiniz düzeyde hareket etmenizi az ya da çok engelleyen bir durumdur. Duygularınız sizi bu noktaya kadar getiriyorsa, onlardan kurtulmak için başka bir neden aramanıza gerek yok.”
“Görünüşte tüm olumsuz duygular, az ya da çok paralize olmaya yol açarlar ve tek bu bile onları yaşamınızdan tamamen silip atmak için yeterli bir nedendir. Belki olumsuz bir duygunun işe yaradığı durumları düşündünüz, örneğin bu, sokakta oynamasını istemediğinizi vurgulamak için çocuğunuza öfkeli bir sesle bağırmak olabilir. Öfkeli sesi, yalnızca vurgu yapmak için bir araç olarak görüyorsanız, doğru bir strateji geliştirdiniz demektir. Ancak başkalarına bağırmanızın nedeni böyle bir amaç değil de üzgün olmanızsa, kendinizi paralize etmişsinizdir ve artık sizi yaralayan duygular yaşamadan çocuğunuzu sokaktan uzak tutma yöntemleri üzerinde çalışmanızın zamanı gelmiştir”.
“Paralize olmayla savaşmanın bir yolu, bugünde yaşamayı öğrenmektir. Etkili yaşamanın temeli, bugünde yaşamak ve “şimdi”nizle ilişkiye geçmektir. Bu konuyu bir düşünün, yaşayabileceğiniz başka bir zaman gerçekten yoktur. Her şey “şimdi”dir, ve gelecek de sadece geldiği zaman yaşanacak olan bir “şimdi”dir. ”
“kaybedilen bir an asla geri gelmez… Doğru zaman, yaşama şansınız olan her andır… Yaşayın!”
“Size acı çektiren, yapamadıklarınızda. Mesaj çok açık: Yapın! Bugün için hep şükran besleyin. Yaşamınızın her saniyesini kavrayın ve onu özümseyin. Bugününüze değer verin. Bugünü savunmacı bir şekilde kullanırsanız, onu sonsuza dek kaybedersiniz.”
“Gelişiyorsanız, yaşıyorsunuz. Gelişmiyorsanız, ölseniz daha iyi! Kusurlarınızı düzeltme gereksinimi yerine gelişme isteği ile motive olabilirsiniz.”
“Başkalarına sevginizi vermek, kendinizi ne kadar sevdiğinizle doğru orantılıdır.”
“Kendinize güveniyorsanız, ne başkalarının sizin gibi olmasını ister, ne de buna gereksinim duyarsınız. Birincisi, siz sadece bir tanesiniz, biriciksiniz. İkincisi, bu durum karşınızdaki insanı özel ve ayrı yapan yönleri rahatça görmenizi ve onu size benzedikleri için değil, sizden farklı oldukları için sevmenizi sağlar.”
“Kendinize dair tüm duygularınızı, kendinizi sevebilme yeteneğinizle değerlendirebilirsiniz. Unutmayın; kendinizden nefret etmek, hiçbir zaman ve hiçbir koşulda kendinizi sevmekten daha sağlıklı değildir. Hoşunuza gitmeyen bir davranışta bulunsanız bile, kendinizden nefret etmek sadece paralize olup, manevi zarar görmenize yol açar.”
“Kendinize verdiğiniz değeri hiçbir zaman tavırlarınızla ya da başkalarının size karşı tavırlarıyla belirlemeyin. Tekrar söyleyelim, bu iş kolay değildir.”
“Kendinize dair pek çok imajınız vardır ve bunlar sürekli değişirler. ”
“Kendinize verdiğiniz değer; daima yanınızda olan bir gölgedir ve kişisel mutluluk ve egemenlik için kılavuzunuzdur. Ve onun kendinize dair değerlendirmelerinizle hiçbir ilgisi olmamalıdır. Siz varsınız. Siz insansınız. Gereksiniminiz olan tek şey bu. Değerinizi siz belirlersiniz ve bunu yaparken başkalarına hesap vermek zorunda değilsiniz. Değeriniz size zaten verilmiştir, tavır ve duygularınızla hiçbir ilgisi yoktur. Belirli bir andaki tavrınızı beğenmeyebilirsiniz, ama bunun değerinizle hiçbir ilişkisi yoktur. Sonsuza dek kendinize layık bir insan olmayı seçebilir ve sonra da kendinize dair imajlarınız üzerinde çalışmaya başlayabilirsiniz.”
“Kendinizden şikayet etmek yararsız bir iştir ve etkili yaşamanızı engeller. Kendinize acıma duygusunu geliştirir ve sevgi alıp verme çabalarınızda sizi paralize eder.” “Şikayet etmeye harcanan zaman boşa harcanmıştır ve bu zamanı başkalarının doyuma ulaşmasına yardımcı olmak gibi aktivitelerde bulunarak değerlendirebilirsiniz.”
“Öz-sevgi kendinizi sevmek demektir; başkalarının sevgisine gerek yoktur. Onları ikna etmek gereksizdir, kendinizi kabullenmeniz yeterlidir. Başkalarının bakış açılarıyla hiçbir ilgisi yoktur.”
“Öz-sevgiye yönelik çabalar aklınızla başlar. Düşüncenizi kontrol etmeyi öğrenmelisiniz. Bunun için, kendinizi kınayıcı tavırlar gösterdiğiniz zamanlarda uyanık olmayı bilmelisiniz. Bu tavrı gösterirken kendinizi yakalayabilirseniz, tavrın gerisinde yatan düşünceyle savaşmaya başlayabilirsiniz.”
“Kıskançlığın bir tür kendini aşağılama olduğunu fark edin ve onu yok edin. Kendinizi başkalarına şikayet edip, sevilmediğinizi düşünerek, başkalarını kendinizden daha önemli kılıyorsunuz. Yani, kendi değerinizi başkalarıyla kıyaslayarak belirliyorsunuz. Unutmayın ki; İnsanların sizi değil başkalarını seçmesinin nedeni, sizinle ilgili olmayabilir. Belirli bir insan tarafından seçilmiş olup olmamanız, kendi değerinizi belirlemek için bir ölçü değildir. Değerinizi böyle belirlerseniz sonsuza dek kendinizden kuşku duyarsınız, çünkü karşınızdaki insanın herhangi bir zamanda neler hissettiğinden emin olamazsınız. O insan başkasını seçtiğinde, bu tercih sadece seçtiği kişiyi yansıtır, sizi değil. Öz-sevgiyi kazanma çabasıyla, önceden kendinizi kıskanç hissettiğiniz durumlarda çok daha iyi hissedeceksiniz. Kendinize o kadar inanacaksınız ki, değerinizi belirlemek için başkalarının sevgi ya da onayına gereksinim duymayacaksınız.”
“Şunu unutmayın; başarı ya da başarısızlıklarınızın değerinizle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu bilmezseniz, kendinizi sürekli dış aktivitelerinizle karıştırırsınız. Kendinize verdiğiniz değeri dışınızda bir başarıya dayandırmak, onu başka bir insanın fikriyle ölçmek kadar saçmadır. ”
“Onay istemek, “Benim hakkımdaki görüşün, kendi düşüncemden daha önemlidir.” demekle eş anlamlıdır.” “Onay aramak, bir istek olmaktan çıkıp gereksinim haline dönüştüğü zaman hatalı alanlardan biri olur.”
“Başkasının onayına duyulan gereksinim yeteri kadar kötüdür, ama asıl tehlike, her davranış için herkesin onayını alma gereksinimi başladığında ortaya çıkar. Böyle bir gereksinime sahip olursanız yaşamınız bol bol acı ve sıkıntıyla dolacak demektir. Daha da ötesi, kendinize dair imajınız kişiliksiz ve insanlık dışı birisi olacak ve bu da önceki bölümde anlatılan türden bir kendini reddediş ile sonuçlanacaktır.”
“Tadabileceğiniz en kutsal deneyim, kılavuz olarak kendinizi görmek ve dış bir gücün onayına gereksinim duymamaktır. Bu, bireyin gerçek dinidir, birey tavrını ona nasıl davranacağının dikte ettirilmesi yoluyla değil, bilincine ve yararlı toplum kurallarına dayanarak belirler. İsa’ya dikkatli bir bakış, olağanüstü öz güvenli, onaylanmamaktan korkmayan ve kendine dayanmayı öğreten bir insanı ortaya çıkaracaktır.”
“Kısaca söylemek gerekirse, asla herkesi memnun edemezsiniz. Aslında, insanların yüzde ellisini memnun ediyorsanız müthişsiniz demektir.” “Keder tünelinden çıkmanın yolu; hissettiğiniz, düşündüğünüz, söylediğiniz ya da yaptığınız her şey için onay alamayacağınızı bilmenizdir. Onaylanmamayı beklerseniz üzüntü duymaya eğilimli olmayacaksınız ve aynı anda, bir fikir ya da duygunun reddedilmesini kendinizin reddedilmesiyle bir tutmaktan vazgeçeceksiniz.”
“Çok ironik değil mi! Yaşamda en çok onay alan insanlar asla onay aramayan, ona istek duymayan ve ulaşmaya çabalamayan insanlardır.”
“Siz izin vermedikçe, başkalarının düşünceleri üzerinizde asla etkili olamaz. Daha da ötesi, büyük olasılıkla şunu keşfedeceksiniz: Kaygı duymadan farklı görüşler dile getirdiğinizde, patronunuz ya da sevgiliniz gibi önemli kişilerin daha çok sevgisini kazanırsınız.”
“Düşünce veya davranışınızın doğru olduğuna dair başkalarıyla tartışmayı ve onları ikna etme çabasını reddedebilir ve kendinize inanmayı seçebilirsiniz.”
“Onaylanmama ile karşılaştığınızda kendinize şunları söyleyin: “Bu onun sorunu. Onun böyle davranmasını bekliyordum. Benimle bir ilgisi yok.” Bu yaklaşım, başkalarının duygularını kendi düşünceleriniz ile ilişkilendirdiğiniz zaman yaşadığınız kırılmayı yok edecektir.”
“Az ve ancak istendiğinde konuşan birisi olmamaya çalışın.”
“Konuşurken ne kadar soru ve açıklama cümlesi kullandığınızı kaydedin. Açıklamalar yapmak yerine sorular sorarak izin ve onay mı istiyorsunuz? Örneğin; “Güzel bir gün değil mi?” sorusu, karşınızdaki insanı sorun çözücü bir role, sizi de onay arayıcı bir konuma getirir. Basit bir “Güzel bir gün”, yanıt arama çabası değil bir açıklamadır. Diğerlerine sürekli sorular soruyorsanız onay arıyorsunuz demektir. Böyle bir tavır belki önemsiz görülebilir, ama kontrolü ele alma yeteneğinize duyduğunuz güvensizliğin bir göstergesidir.”
“İnsanlar sizi etiketlemek ve düzenli küçük kategorilere bölmek isterler.”
“Kendinize yapıştırdığınız tüm etiketler öz geçmişinizden gelir. “Çayır”da Cari Sandburg’ün dediği gibi, geçmiş “bir kova kül”dür.
Geçmişinize ne kadar zincirli olduğunuzu belirleyin. Benliği reddeden etiketlerin tümü şu dört nevrotik cümlenin kullanılması sonucu oluşurlar:
(1) “Ben buyum.”
(2) “Hep böyle oldum.”
(3) “Elimden gelen bir şey yok.”
(4) “Bu benim doğamda var.”
“Etiketlerinizin kökeni iki kategoride incelenir. İlk tür etiketleri diğer insanlar yapıştırır. Daha bir çocukken size iğnelenmişlerdir ve onları bugüne dek yanınızda taşıdınız. Diğerleri, güç ya da rahatınızı bozacak görevlerden kaçınmak için yaptığınız tercihlerin sonucudur.”
(5) “Utangacım, sinirliyim, korkağım, çekingenim, azimsizim vs.
Bu etiketler genetiğe bir çağrıdır. Yukarıdaki nitelemeler ve onları destekleyen tahrip edici düşünce tarzı ile savaşmak yerine, onları her zamanki halinizin doğrulanması olarak görürsünüz. Ayrıca ebeveynlerinizi suçlayabilir ve onları mevcut etiketlerinizin sorumlusu olarak kullanırsınız. Nedeniniz onlar olursa, değişmek için çaba göstermenize gerek kalmaz”
(6) Çirkinim, kemiklerim çok çıkık, gösterişsizim, çok uzunum, sivilceliyim, çekici değilim vs.
Bu psikolojik etiketler sizi karşı cinsle ilişkiye geçme riskinden korur ve kendinize seçtiğiniz kötü imaj ve sevgi yoksunluğunu haklı kılar. Kendinizi yukarıdaki gibi tanımladığınız sürece, bir sevgi ilişkisi kurmamak için hazır bir mazeretiniz olur. Bunun yanı sıra, kendinize çekici görünmek için de çaba sarf etmezsiniz. Risk almayışınızı haklı çıkarmak için aynanızı kullanırsınız. Tek bir sorun var: Neyi tercih edersek onu görürüz -aynalarda bile.”
“Bir “yaş etiketi”nin ana teması; yaşamın bu alanında işinizin bittiği, hep yaşlandığınız için de gelişmeyi ve yeni şeyler yaşamayı durdurmanız gerektiğidir.”
“Etiketler, sizi değişme çabasının risk ve zorluklarından korur ve onları doğuran davranışın devamını sağlarlar. Örneğin; genç bir erkek partiye giderken utangaç olduğu inancını taşırsa, öyleymiş gibi davranacak ve bu davranış inancını daha da güçlendirecektir. Kısır bir döngüdür”
“Bugününe ve tercih yapabilme yeteneğine inansaydı, söylediği söz; “Utangacım.” yerine “Şimdiye dek utangaçça davrandım.” olacaktı.”
“Mümkün olduğunca kendinizi tanımlamaktan vazgeçin. Bu tanımların yerine “Şimdiye dek böyle olmayı seçmiştim.” veya “Kendimi damgalama alışkanlığım vardı.” gibi sözler söyleyin. Veya olumlu yönde tanımlayın.”
“İnsan doğası diye bir şey yoktur. Bu söz insanları tuzağa düşürerek mazeretler yaratmak için tasarlanmıştır. Siz tercihlerinizin toplamısınız ve sevdiğiniz her etiket “Bunu tercih ettim.” olarak yeniden yazılabilir. ”
“Yaşam boyu hissedilen en boş duygular, geçmiş için suçluluk duymak ve gelecek için endişelenmektir. Bu iki hatalı alanı inceledikçe birbirlerine ne kadar benzediklerini, hatta aynı alanın iki uç noktası olarak ele alınabileceklerini göreceksiniz.”
“Dünya, yapmamaları gereken bir şey yüzünden kendini berbat hisseden ya da olacak veya olmayacak bir şey hakkında dehşete düşen insanlarla doludur. ”
“Toplumumuzda belki de en çok görülen sıkıntı biçimleri suçluluk ve endişedir. Suçluluk duyduğunuzda geçmiş bir olaya odaklanır, yaptığınız ya da söylediğiniz bir şey hakkında üzülür veya öfkelenir ve bugününüzü geçmiş tavrınızı düşünerek tüketirsiniz. Konu, endişe olduğunda da değerli zamanızı gelecek bir olaya takılarak harcarsınız. İster geriye ister ileriye bakın, sonuç aynıdır. “Şimdi’’nizi boşa tüketirsiniz. ”
“Endişe, gelecekte olacak ya da olmayacak şeyler sonucu bugününüzde paralize olmak olarak tanımlanır. Endişelenmek ile geleceğe dair planlar yapmayı karıştırmamaya dikkat etmelisiniz. Planlama yapıyorsanız ve bugününüzün aktivitesi daha etkili bir geleceğe katkıda bulunuyorsa, bu endişe değildir. Endişe, yalnızca gelecek bir olay hakkında şimdi paralize oluyorsanız vardır.”
“Endişe, geleceği değiştirmek için hiçbir şey yapamaz. Ve korkuları felaket genellikle korkulduğu kadar büyük çıkmaz, hatta sevindirici olaylara bile neden olabilir.”
“Yaşayabileceğiniz en güzel deneyim gizemdir. Bilinmeyen, tüm sanat ve bilimin gerçek kaynağıdır. Ama birçok insan, bilinmeyeni tehlikeyle bir tutar. Onlara göre yaşamın amacı kesinliğe ulaşmak ve nereye gidildiğini her zaman bilmektir.”
“Belki de yaşadığınız tüm günlerin birbiriyle aynı olduğunu bilerek tüm bu kesinlikten sıkılıyorsunuz. Sorular daha sorulmadan yanıtları biliyorsanız gelişemezsiniz. Muhtemelen en güzel anılarınız büyük bir doğallıkla enerjik olduğunuz, istediğiniz her şeyi yaptığınız ve gizemli olanı zevkle kabul ettiğiniz anlara dairdir.”
“Belki de narin olduğunuz ve daha önce hiç girmediğiniz alanlara girdiğinizde kolayca kırılıvereceğiniz gibi bir bakış açısı geliştirdiniz. Bu bir mittir. Siz bir güç kulesisiniz. Yani bilmediğiniz bir şeyle karşılaştığınızda ne çöker, ne de parçalanırsınız. Aslında yaşamınızdaki bazı rutinlikleri yok ettiğinizde, psikolojik bir çöküş yaşamama şansınız daha yüksek olur. Sıkılmak güçten düşürücü ve psikolojik olarak sağlıksız bir eylemdir. ”
“Bir işi yapmak için nedeniniz olması gerektiğine de inanıyor olabilirsiniz; bu doğru olmasaydı o işi yapmanın ne anlamı olur ki? Saçmalık! İstediğiniz her şeyi sırf istediğiniz için ve başka hiçbir neden olmadan yapabilirsiniz. Yaptığınız hiçbir şey için nedene gereksiniminiz yok. Her şey için bir neden aramak, sizi yeni ve heyecan verici deneyimlerden alıkoyan bir düşünce tarzıdır.”
“Önceden yargılamak anlamına gelen ön yargının temeli katılıktır. Ön yargı; nefret duymak veya belirli insanlara, fikirlere ve davranışlara antipati hissetmek gibi şeylere değil, “bilinen” ile olmanın daha güvenli ve kolay olduğu duygusuna dayanır. ”
“Güvence, yani son plan, kadavralar içindir. Güvence, ne olacağını bilmek demektir. Güvence asla heyecan duymamak, risk almamak ve savaşmamaktır. Güvence asla gelişmemektir ve asla gelişmemek de ölüm demektir. Güvence ayrıca bir mittir. Dünyada yaşayan bir insan olduğunuz ve sistem aynı kaldığı sürece asla güvencede olamazsınız. Bir mit olmasaydı bile, korkunç bir yaşam tarzı olurdu. Kesinlik; heyecan ve gelişmeyi engeller.
Güvence kelimesinin buradaki kullanımı; dışsal garantiler, para, ev, araba gibi mülkler, bir iş ya da toplumda bir kariyer gibi korunaklar anlamındadır. Ancak sahip olmaya değer değişik bir tür güvence vardır ki, bu da karşınıza çıkabilecek her güçlüğü yenmek için kendinize güven duymanın oluşturduğu içsel güvencedir. İçsel güvence tükenmeyen, tek gerçek güvencedir. İşleriniz bozulabilir, bir kriz paranızı yutabilir, evinize icra gelebilir, ama siz de öz güvenden oluşan bir kaya parçası olabilirsiniz. Kendinize ve içsel gücünüze o kadar güvenirsiniz ki, başka insanlar ya da olaylar yaşamınızı renklendiren zevkli ama şart olmayan eklentiler olarak görülür.
“Belki de şaşıracaksınız, ama başarısızlık diye bir şey yoktur. Başarısızlık, yalnızca belirli bir görevin nasıl tamamlanması gerektiğine dair bir başkasına ait düşüncedir. Bir eylemin başkası tarafından yönlendirilmeden yapılması gerektiğine inanırsanız, başarısızlık imkansız olur.”
“Bir çabanın başarısızlıkla sonuçlanması, başarısız olduğunuz anlamına gelmez. Bu, yalnızca belirli bir anda belirli bir görevi başaramamak demektir.” (Boks müsabakaları buna örnek teşkil ediyor. Joe Fraizer, Muhammed Ali’yi zorlarken; George Foreman, ikinci rauntta Fraizer’ı yeniyor ama Ali’ye nakavt ile kaybediyor.)
“Kediler fare avlar; ilk denemede başarılı olamazlarsa basitçe tekrar denerler. Oturup ağlamaz, fareyi kaçırdıkları için şikayet etmez ya da başarısız oldukları için sinir krizleri geçirmezler. Tüm hayvanlar doğal davranır. Neden aynı mantığı kendi tavrınıza uyarlayıp başarısızlık korkusundan kurtulmuyorsunuz?”
“Yapabileceğinizin en iyisini yapmak yerine neden sadece yapmıyorsunuz? En-iyisini-yap nevrozu, yeni aktivitelerde bulunmanızı ve eski aktivitelerinizden zevk almanızı engeller.”
“En iyiyi yap” yerine sadece “Yap veya Ol”, çok daha sağlıklı bir düşünce tarzıdır.
Mükemmellik, paralize olmak demektir. Mükemmel standartlarınız varsa hiçbir yeniliği denemez ve pek bir şey yapamazsınız, çünkü “mükemmel”, insanoğluna uygun bir kavram değildir. Tanrı mükemmel olabilir, ama bir insan olarak sizin, davranışlarınıza ve kendinize böylesine akıl dışı standartlar koymanız gerekmez.
“Bir düşünün. Başarısız olmadan hiçbir şey öğrenemeyiz, ama yine de onu tek kabul edilebilir standart olarak kutsarız. Başarısızlığın getirdiği tüm deneyimlerden kaçınırız. Ve başarısızlıktan korkmak; hem bilinmeyenden, hem de en iyiyi yapmadığınız için onaylanmamaktan korkmak demektir.”
“Rutin yaşamınızın dışına çıkmanızı sağlayacak riskler almaya başlayın. Örneğin; karşınıza çıkacak her durumla baş etmek için yalnızca kendinize güvendiğiniz plansız, rezervasyonsuz veya haritasız bir geziye çıkın. Yeni bir işe başvuru yapın, ya da ne yapacağını bilmediğiniz için sakındığınız bir insanla konuşun. İşe gitmek için başka bir yol seçin ya da akşam yemeğini gece yarısında yiyin. Neden? Çünkü bunlar değişik aktivitelerdir ve onları yapmak istiyorsunuz.”
“Başarısızlık korkusunun aynı zamanda bir başkasının onaylamaması ya da takdir etmemesinden duyulan korku olduğunu unutmayın. Onların düşüncelerinin sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüzde, davranışınızı onların yargıları yerine kendi gözünüzle değerlendirebileceksiniz. Yeteneklerinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakıp onlara değişik bir gözle bakmayı başarabilirsiniz.”
“Unutmayın ki gelişimin zıddı, değişmezlik ve ölüm dür. Bunu unutmadığınız sürece her gününüzü değişik bir gün yapabilir, kendiliğinden ve enerjik olursunuz. Aksi takdirde bilinmeyenden korkar ve değişemezsiniz ki, bu da psikolojik olarak ölmek demektir.”
“Yalnızca bugün vardır ve bugünün doğrulan, geçmişin doğrularıyla örtüşmeyebilir. Davranışlarınızı değerlendirmek için inançlarınızı değil, bugünü ve bugünden ne beklediğinizi kullanın. Gerçekliğinizi inançlarla örtmek yerine deneyimler yaşayarak, bilinmeyenin mükemmel bir yer olduğunu kavrayacaksınız.”
“Geçmişte sakındığınız bir grubun bir üyesiyle konuşun. Önyargılarınıza karşı bu tavrı gösterdiğinizde, kısa sürede onların sizi durağan ve sıkıcı kıldığını anlayacaksınız. Birileri hakkında ön yargılı olduğunuzda, bakış açınızı zaten oluşturduğunuz için onlara dürüst davranamazsınız. Ne kadar değişik insanla tanışırsanız kaybettiklerinizi o kadar iyi anlar, korkularınızın ne kadar yersiz olduğunu kavrayabilirsiniz. Bu bilgiyle donandığınızda; bilinmeyen korkulması gereken bir şey değil, sürekli araştırılacak bir alan olacaktır.”
“Her zaman mantıklı olan veya her durumda maksimum yarar sağlayan hiçbir kural yoktur. Esneklik çok daha büyük bir erdemdir, ama yararsız bir kanunu çiğnemeyi ya da saçma geleneklere karşı gelmeyi zor, hatta imkansız görebilirsiniz. Topluma uyum sağlamak bazen yararlı olabilir, ama bu tavır uç noktalara taşındığında bir nevroza dönüşür, özellikle de kurallara uymanız mutsuzluk, depresyon ve endişe doğuruyorsa.”
“Toplumumuzdaki insanların yüzde yetmiş beşinin, kişilik yönelimlerinde içsel değil dışsal oldukları tahmin ediliyor. Yani, bu kategoriye girme olasılığınız oldukça yüksek. Kontrol hattınızda “dışsal” olmak ne demektir? Esasen, yaşadığınız anlardaki duygusal durumunuzun sorumluluğunu kendiniz dışında bir varlığa yüklüyorsanız dışsalsınız. Örneğin; “Neden kendini kötü hissediyorsun?” sorusu sorulduğunda “Ebeveynlerim bana kötü davranıyor.” “Duygularımı incitti.”, “Arkadaşlarım beni sevmiyor.”, “Hiç şansım yok.” ya da “İşlerim iyi gitmiyor.” gibi yanıtlar veriyorsanız bu kategoriye girersiniz. Neden çok mutlu olduğunuz sorulduğunda da “Arkadaşlarım bana iyi davranıyor.”, “Şansım döndü.”, “Kimse başımı ağrıtmıyor.” ya da “Benim için geri döndü.” diyorsanız, yine dışsal kategoridesiniz, çünkü hâlâ duygularınızın sorumluluğunu başka varlıklara yüklüyorsunuz.”
“Dış güçler tarafından yönetilmeye izin verdiğiniz ya da yönetildiğinizi düşünmekte ısrar ettiğiniz sürece, asla kişisel doyuma ulaşamazsınız. Etkili olmak yaşamınızdaki tüm sorunları yok etmek değildir. Etkili olmak, kontrol hattınızı dışsaldan içsele doğru kaydırmak demektir. Böylece tüm duygusal deneyimlerinizin sorumlusu siz olursunuz. Bir labirentte yaşam boyu koşturan, başkalarının bulduğu ve size mantıklı bile gelmeyen kural ve zorunluluklarla yaşayan bir robot değilsiniz. Kurallara daha ödünsüz bir bakış açısıyla bakın ve düşünce, duygu ve davranışınız üzerinde içsel kontrolünüzü geliştirmeye çalışın.
Yaşamda asla garanti yoktur. “Kendi kahramanınız olun. Başkalarını suçlama ve bir kahramana tapınma tavrınızı terk ettiğinizde, hesap defterinizin dışsal tarafından içsel tarafına doğru bir adım atacaksınız. Ve içsel tarafta ne siz, ne de başkaları için hiçbir evrensel kural yoktur.”
“İnsanlar birbirlerinden faklıdır ve olaylara değişik perspektiflerden bakarlar. Bir taraf haklı olmak zorundaysa, sonuçta mutlaka iletişimde bir kopukluk oluşur. Bu tuzaktan kurtulmanın tek yolu, bu hatalı doğru-yanlış düşünce tarzından vazgeçmektir.”
“Düalizm yanıltıcıdır. İki tercihiniz var diyelim. Bilmelisiniz ki ikisi de doğru değil, yalnızca birbirlerinden farklılar ve yaptığınız tercih ister A, ister B, isterse de Z olsun, hiçbir garantiniz olmayacak. Benzer şekilde, gelişebilecek olayları doğru ya da yanlış, iyi ya da kötü ve hatta daha iyi ya da daha kötü olarak görmeyerek kararsızlık nevrozunuzu hafifletebilirsiniz. Yalnızca farklılık vardır. Örneğin; sevdiğiniz şu elbiseyi aldığınızda şöyle görünürsünüz ve bu, başka bir elbiseyi giymekten yalnızca farklıdır, iyi ya da kötü değil.”
“Tarihteki en alçak insan davranışları, emirlere uyma kılıfı altında gerçekleşmiştir. Naziler altı milyon Yahudi’yi ve milyonlarca diğer insanı imha etti, katletti ve yaraladı; çünkü bu “Kanundu. Savaştan sonra, bu barbarlıkların sorumluluğu hızla Naziler’in güç hiyerarşisine kaydırıldı, ta ki bu manyakça cinayetlerin sorumluluğu tüm Almanya’da yalnızca Hitler ve başkomutanlarına yüklenene kadar. Diğer herkes sadece kurallara ve Üçüncü Reich’in yasalarına uyuyordu, o kadar.
“Kuralların sizi bir uşak yapmak için değil size hizmet etmek için varolduğunu fark ederseniz baya yol almış olursunuz.
“Her şey için bir yer olduğuna ve her şeyin yerli ye rinde olması gerektiğine inanmak. Bu organizasyon sendromu, her şey yerli yerinde olmadığında rahatsız olmanıza yol açar.”
“Kendinize güvenmediğinizde bir kuralın arkasına sığınmak kolaydır. Kendiniz hakkındaki görüşleriniz kötüleştikçe, kurallar sığınağınız olur.”
“Bugününüzü yaşamaya çalışın ve kurallarınızı yalnızca o an için belirleyin. Onları evrensel kurallar olarak değil, yalnızca yaşadığınız an için geçerli yasalar olarak düşünün.”
“Yaşamınızda oynadığınız rollerden kurtulun. Sizden beklenen kişi olmayı reddedin. Ne istiyorsanız o olun, çünkü siz bir insansınız, erkek, kadın, orta yaşlı vs. değil.
Konuşmanızın belirli bir süresinden fazlasını başkaları üzerinde odaklamayı reddedin. Sürekli artırdığınız bir zaman dilimi içinde suçluluk yöneltmemeye, hata arar ya da şikayet eder bir tarzda bir insan, olay ya da fikir hakkında konuşmamaya çalışın.
“Dünya, her şeyin adil olduğu mükemmel bir düzene sahip olsaydı, hiçbir canlı bir gün bile yaşayamazdı. Kuşların solucan yemesi yasak olurdu ve herkesin kişisel isteklerinin karşılanması gerekirdi.
Yaşamda adalet aramaya şartlanmışızdır ve onu bulamadığımızda sinirlenir, gerginleşir ve sıkıntı duyarız. Aslında gençlik iksiri ya da başka bir mitin peşinde koşmak ve ne kadar sonuç vericiyse, bu arayış da o kadar verimlidir. Adalet yoktur. Hiç olmadı ve olmayacak. Dünya böyle düzenlenmiştir. Ağaçkakanlar solucan yer. Bu, solucanlara haksızlıktır. Örümcekler sinek yer. Bu da sineklere haksızlıktır. Pumalar kurt öldürür, kurtlar da porsuk. Porsuklar fareleri öldürür, farelerde böcekleri. Böcekler… Dünyanın adaleti olmadığını anlamak için doğaya bakmak yeter. Tornadolar, seller, dev dalgalar, hortumlar, hiçbiri adil değildir. Adalet kavramı mitolojik bir kavramdır. Dünya ve içindeki insanlar, her gün adaletsiz davranmaya devam ederler. Mutlu ya da mutsuz olmayı seçebilirsiniz, ama bunun çevrenizde gördüğünüz adaletsizliklerle bir ilgisi yoktur.”

“Adalet ararız ve mutsuzluğumuzu haklı çıkarmak için onun olmamasını kullanırız.”
“Adalet nerede? Hiçbir yerde! Onu elde etmek için savaşmaya karar vermeniz kutlanacak bir tavır olabilir, ama onun yüzünden mutsuz olmayı seçmek; suçluluk, onay arama ya da hatalı alanlarınızı oluşturan diğer nevrotik tavırlar kadar zararlıdır.”
“Başkalarının yaptığı bir şeyi yapamadığınız için üzülüyorsanız, sizi onların kontrol etmesine izin vermişsinizdir. Kendinizi ne zaman başkalarıyla kıyaslarsanız ‘Adil değil” oyununu oynar ve öz güvenden uzaklaşıp başkaları tarafından yönlendirilen dışsal düşünce tarzına yaklaşırsınız.”
“Kıskançlık; başkalarının sizi belli bir tarzda sevmesini talep etmek, böyle yapmadıklarında da “Bu adil değil.” demektir. Kendinize güven duymamaktan kaynaklanır, çünkü başkaları tarafından yönlendirilen bir duygudur. Onların davranışlarının, duygusal rahatsızlığımızın nedeni olmasını sağlar. Kendilerini gerçekten seven insanlar, bir başkası adil davranmadığında ne kıskançlığı seçer, ne de kendilerini üzerler.”
“Kendinize şu önemli soruyu sorun: “Üzülürsem eşitsizlikler yok olur mu?” Kesinlikle hayır. Üzüntüye neden olan hatalı düşünceye saldırarak, adalet tuzağından kurtulmak için ilk adımınızı atabilirsiniz.”
“Duygusal yaşamınızı, başkalarının yaptıklarından bağımsız olarak görmeye başlayın. Bu bakış açısı, başkaları isteklerinizden farklı davrandığında acı çekmenizi engelleyecektir.”
“Bu adil değil” cümlesini, “Talihsiz bir durum.” ya da “Bunun olmamasını tercih ederdim.” ile değiştirin. Böylece, dünyanın olduğundan daha başka olmasın da ısrar etmek yerine, gerçeği kabul etmeye başlarsınız -bu gerçeği onaylamasanız bile.”
“Bir yemeğe ya da partiye davet edildikten sonra, sizi davet eden kişiye bir şişe şarap ya da herhangi bir hediye alıp borcunuzu ödemek yerine, bunu yapmak isteyeceğiniz zamanı bekleyin. Sonra da üzerine “Sırf çok iyi bir insan olduğun için.” notu iliştirilmiş bir şişe şarap gönderin. Değiştokuşlarla çeteleyi dengelemeye gerek yoktur; güzel bir şey yapmanızın nedeni karşınızdakinin belirli bir tavrı değil, kendi isteğiniz olmalıdır.
“Kafanıza koyduğunuz her işi yapabilirsiniz. Güçlüsünüz, yeteneklisiniz ve hiç de kırılgan değilsiniz. Ama işleri gelecek bir ana erteleyerek kaçışa, kendinizden şüphe etmeye ve en önemlisi, hayaller kurmaya başlarsınız. Erteleme alanınız, bugününüzde güçlü olmaktan uzaklaşan ve işlerin gelecekte düzeleceğini umut etmeye yaklaşan bir adımdır.
“İş yapmayan birisi genellikle eleştiricidir, yani oturup iş yapanları izler, sonra da onların yaptıkları hakkında felsefi yorumlar yapar. Eleştirmen olmak kolaydır, ama iş yapan biri olmak çaba, risk ve değişim gerektirir.”
Ertelemenin iş yapmaktan daha kolay hale geldiği bazı alanlar şunlardır:
Acı verici hale gelmiş bir ilişkiyi sürdürmek. Evliliği (ya da bekârlığı) devam ettirerek ilişkinin daha iyi olacağını ummak.
Seks, utangaçlık ya da fobiler gibi ilişki güçlüklerini düzeltmeye çalışmayı reddetmek. Onlarla ilgili sonuç verici önlemler almak yerine, kendiliğinden düzelmelerini beklemek.
“Otoriter biriyle, bir arkadaş, sevgili, satış elemanı ya da bir tamirciyle karşı karşıya gelmekten kaçınmak. Bekleyerek onlarla muhatap olmazsınız, ama unutmayın ki konuşmak, onlarla ilişkinizi ya da aldığınız hizmetin kalitesini pekiştirebilirdi.”
“Hoşlandığınız birisine açılmaktan korkmak. Bunu istersiniz, ama bekleyip her şeyin kendi kendine olmasını dilemeyi seçersiniz.”
“Beş dakikalık sürelerde yaşamaya karar verin. Görevlerinizi uzun vadeli düşünmek yerine, şimdiyi düşünün ve istediğiniz şeyi beş dakika boyunca yapmayı deneyin; tatmin olmanızı sağlayacak hiçbir şeyi ertelemeyi kabul etmemelisiniz.”
“İyi performans göstermeniz gerektiği düşüncesini kafanızdan atın. Unutmayın ki yapmak, başarmaktan çok daha önemlidir.”
“Kelime dağarcığınızdan “ummak”, “dilemek” ve “belki” sözcüklerini silin. Bunlar, işleri erteleme araçlarıdır. Yine de konuşmanıza sızmalarını engelleyemezseniz, yeni cümleler oluşturun. “Umarım işler iyi gider.” yerine “İşlerin iyi gitmesini sağlayacağım.” “Belki işler daha iyi olur.” yerine “Kendimi daha iyi hissetmek için şunları yapacağım.”, “Dilerim işler düzelir.” yerine “İşlerin düzelmesini sağlayacağım.”cümlelerini kullanın.”
“Dünyanın değişmesini istiyorsanız ondan şikayet etmeyin, bir şeyler yapın. Bugününüzü, ertelediklerinizi düşünüp paralize edici bir gerginlik duyarak harcamak yerine, bu belalı hatalı alanı kontrol altına alarak bugünü yaşayın! Bir “keşke”ci, “umarım”cı ya da bir eleştirmen olmak yerine iş yapan bir birey olun.”
“Psikolojik bağımsızlık, başkalarına gereksinim duymamayı gerektirir. Dikkat edin; başkalarını istemek değil onlara gereksinim duymak diyoruz. Gereksinim duyduğunuz anda yönetilmeye hazır bir köleye dönüşürsünüz. Gereksinim duyduğunuz kişi sizi terk eder, fikrini değiştirir ya da ölürse; siz de paralize olmaya, çökmeye ve hatta ölüme zorlanırsınız. Ancak toplum, başta ebeveynler olmak üzere birçok kişiye psikolojik bağımlılık duymayı öğretir ve bu nedenle birçok önemli ilişkide savunmasız bir yavru kuş gibi ağzınızı açıp solucan beklersiniz. ”
“sevgiye dayanan bir ilişki; iki tarafın da birbirinin tercihlerine hiçbir beklentiyle bakmayıp talepte bulunmadan saygı duydukları bir ilişkidir. Kısaca, iki tarafın da karşısındakinin tercihinin güzel olduğunu bilmesini sağlayacak kadar güçlü bir ilişkidir. Sevgiye dayanan bir ilişki bağımlılık yerine bağımsızlık getiren bir birliktir.
“Birçok evliliği, egemenlik ve teslimiyetten oluşan bir ağ kaplamıştır”
“Uzun ömürlülük, evlilikte başarının göstergesi değildir Birçok insan bilinmeyen korkusu ve atalet duygularıyla ya da sırf yapmak zorunda oldukları şey bu olduğu için evliliklerini sürdürür. İki tarafın da birbirlerine özel bir sevgi duyduğu başarılı bir evliliğin temeli; karşısındakini yönetmek yerine onun tercihlerine saygı duymaktır. Karşısındakinin adına düşünüp konuşmak ve ondan görevlerini yapmasını beklemek yoktur. Bağımlılık, mutlu evlilik cennetindeki yılandır. Teslimiyet ve hakimiyet ağlarını örer ve sonuçta da ilişkiyi tahrip eder. Bu hatalı alan yok edilebilir ama bu kolay bir savaş olmayacaktır; çünkü güç ve kontrol tehlikeye düşer. Çok az insan bunları mücadele etmeden bırakmak ister. En önemlisi, bağımlılık sevgiyle karıştırılmamalıdır. Birlikteliklere biraz boşluk koymak, evlilikleri güçlendirir.”
“Unutmayın ki başkalarını mutlu etmek zorunda değilsiniz. İnsanlar kendilerini mutlu etmelidir. Başka biriyle birlikte olmaktan gerçekten hoşlanıyor olabilirsiniz, ama onları mutlu etme göreviniz olduğunu düşünüyorsanız; karşınızdaki insan kendini kötü hissettiğinde aynı duyguları hisseden bağımlı bir insansınız. Daha da kötüsü, onun kötü hissetmesinin nedenini kendinizde bulabilirsiniz. Yalnızca kendi duygularınızdan sorumlusunuz ve başkaları da böyledir. Duygularınızı kendiniz dışında kimse kontrol edemez.
“Bağımlı ilişkilerinizden kurtulmaktan korkabilirsiniz, ama duygusal bağımlılık hissettiğiniz kişilere sorsaydınız, en çok imrendikleri insanların bağımsız düşünüp davranan insanlar olduğunu keşfederdiniz. Çok trajik. Bağımsız olduğunuzda daha çok saygı toplarsınız, özellikle sizi daha bağımlı kılmaya çalışan insanlardan.”
Yorumlar
Yorum Gönder