Albert Camus'dan Mutlu Ölüm tüyoları



Nobel ödüllü yazar Albert Camus'u çoğu kişi "Yabancı" romanıyla tanır. Ben de o kült kitabı, Zeki Demirkubuz'un "Yazgı" filmini izledikten sonra duymuştum. Demirkubuz; senaryoda biraz değişikliğe giderek kitabı dönemin Türkiye'sine uyarlamıştı. Albert Camus'un "Mutlu Ölüm" ve "Yabancı" kitaplarını okumuş biri olarak onun sadece Edebiyatçı değil aynı zamanda Filozof olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki Freud, "Don Kişot ana dilinde, İspanyolca okunmalı" diyerek arkadaşıyla İspanyolca öğrenmişse; benim de Camus'u doğru anlayabilmek için muhakkak Fransızca öğrenmem icap ederdi. Fakat zaman ve şartlar buna müsait olmadığından eserlerini Türkçe okumak mecburiyetinde kaldım. 

"Mutlu Ölüm" kitabında geçen önemli bulduğum kısımları, kısacası mutlu bir hayatın tüyolarını paylaşmak istedim. Mutlu okumalar.
  • Üçten dörde kadar koli göndermek isteyen müşterileri kabul ediyordu. Aslında üstüne düşmeyen bu işi kendisi istemişti. Çünkü, bu işte yaşama açılan bir kapı bulmuştu. Yaşayan yüzler, tanıdıklar, bir geçit ve içinde kendi yüreğinin de attığını duyumsadığı bir soluk vardı. Hem böylece, diğer katiplerin ve büro şefi Bay Bilmem Ne'nin yüzlerini görmekten kurtuluyordu.
  • Yalnızlıkta yoksulluk, korkunç bir yoksulluktu.
  • Bir kadınla ilişkileri başlatan ilk hareketleri yaparken, aşkla arzunun benzer biçimde dile getirilmesini isteyen mutsuzluğun bilincinde, olan Mersault, bu varlığı daha kollarıyla sarmadan önce ilişkinin bitişini de düşünüyordu.
  • Özgürlük ve bağımsızlık kaygısı, ancak hala umutla yaşayan bir varlıkta duyulur.
  • Dolgun ve oynak teni dişlerinin altında hissettiği zaman, dudaklarıyla uzun uzun okşayıp sonra çılgın gibi ısırdığı şey, bir tür ilkel özgürlüktü.  
  • Marthe, Mersault'yu sevmiyordu, ama kafasını karıştırdığı, gururunu okşadığı ölçüde bağlanmıştı ona.
  • Sevişmede ona şaşırtıcı gelen şey, en azından ilk seferinde kadının razı olduğu korkunç içli dışlılık ve kendi karnı üzerinde yabancı birinin karnının yapışmasını kabul etmesi olayıydı. Bu tür kendini koyuverme, bırakma ve sarhoşlukta, aşkın coşturucu ve iğrenç gücünü görüyordu.
  • Bizim yaşımızda insan sevmez ki. Karşılıklı hoşlanma vardır, hepsi bu. Daha sonra, yaşlandığımız ve güçsüz düştüğümüzde sevebiliriz. Bizim yaşımızdayken insan sevdiğini sanır. Hepsi bu, daha ne olsun!
  • Zagreus'u dinliyordu. Sakat adamda dikkatini çeken şey, onun konuşmadan önce düşünüyor olmasıydı.
  • Yoksulsunuz, Mersault. Bıkkınlığınızın yarısı buna dayanıyor diğer yarısıysa yoksulluğu saçma bir biçimde kabul etmenize.
  • Şimdi yine zamanım olsaydı... kendimi oluruna bırakmaktan başka bir şey yapmazdım. Bu durumda başıma gelen her şey, bir çakıl taşı üzerindeki yağmur gibi bir şey olurdu. Yağmur, taşı serinletir, ne güzel. Bir başka günse güneşten yanar taş. Mutluluğu tam olarak böyle bir şey gibi düşündüm.
  • Parasız mutlu olunamaz. İşin özeti bu. Basitliği de, coşumculuğu da sevmem. Kendime hesap vermekten hoşlanırım. Dikkat ettim de, kimi seçkin çevrelerde paranın mutluluk için gerekmediğine ilişkin nüktemsi bir züppelik var. Bu aptallıktır, yanlıştır ve bir ölçüde korkaklıktır.
  • Nice sahte büyük insanın önemli yanlışı olan vazgeçme isteğiyle değil de, tersine, mutluluk isteğiyle, herkesin ortak yazgısını değerlendirmek yeterli. Yalnız zaman gerekiyor mutlu olmak için. Çok zaman. Mutluluk da uzun bir sabırdır zaten. Ve çoğu kez, para aracılığıyla zaman kazanmak gerekirken, yaşamımızı para kazanarak tüketiyoruz.
  • Ah, zenginlerin çoğunda mutluluğun hiçbir anlam taşımadığını pek iyi bilirim! Ama bu sorun değil. Paraya sahip olmak, zamana sahip olmaktır. Bu görüşümde kararlıyım. Zaman satın alınır, her şey gibi. Zengin doğmak ya da zengin olmak; bu hak edildiğinde mutlu olmak için zamanın var demektir.
  • Yirmi beş yaşımda, duygusu, istenci ve mutluluk gereksinimi olan herkesin zengin olmaya hakkı olduğunu anlamıştım. Mutluluğun gerekliliği bana insan yüreğindeki soyluluk gibi görünüyordu. Benim gözümde her şey onun aracılığıyla haklılık kazanıyordu. 
  • Düşünüyor musunuz, uygarlığımızın tüm aşağılığı ve acımasızlığı, mutlu halkların tarihi olmadığını ileri süren anlamsız bir aksiyomla ortaya konuyor.
  • Söylediğimden, paranın mutluluk getirdiğini çıkarmayın. Yalnızca şunu demek istiyorum: Kimi tür insanlar için mutluluk mümkündür (zamana sahip olmak koşuluyla) ve paraya sahip olmak paradan kurtulmak demektir.
  • Öyle bir gün geliyor ki, insan olması gerektiği yerde olmak istiyor. Ama kimi kez yaşamak için intihar etmekten daha çok cesaret gerekiyor.
  • Önünden geçen kadınların her birinde, kendisini hala o ince ve sevgi dolu yaşama oyununu oynayabileceğine inandıracak bakışı kolluyordu. Ama sağlığı yerinde insanların ateşli bakışlardan kaçınmak için doğal ve ustalıklı yöntemleri vardır.
  • İşsiz güçsüzlük yalnızca ortalama insanlar için öldürücüdür. Çokları ortalama insan olmadıklarını kanıtlayamıyorlardı bile.
  • İnsan insanın gücünü azaltır. Dünyaysa o gücü dipdiri bırakır.
  • İnan bana, büyük acı yoktur, büyük pişmanlıklar, büyük anılar yoktur. Her şey unutulur, büyük aşklar bile. Yaşamda aynı anda hüznün ve coşkunluğun bulunuşu bundandır. Olayları görmenin ancak belli bir yolu vardır ve zaman zaman ortaya çıkar. İşte bunun içindir ki, yaşamında büyük bir aşka, mutsuz bir tutkuya sahip olmuş olmak yine de iyidir. Bu en azından bizi çökerten nedensiz umutsuzluklar için bir korunmadır.
  • Şu tuhaf körlüğe şaşıyordu ki, insanlar kendilerinde değişeni çok iyi bilmelerine karşın, dostlarına, ilk ve son olarak, kendi oluşturdukları bir imgeyi yakıştırıyorlar. Ve işte o, daha önce nasılsa öyle kabul ediliyordu. Nasıl ki bir köpek karakter değişmez; insanlar da köpektir insan için.
  • Onun için de başlamalar, yola çıkışlar, yeni yaşamlar çekiciliğini koruyordu. Ama biliyordu ki, mutluluk bu biçimiyle ancak tembellerin ve güçsüzlerin ruhunda yer alabilir. Mutluluk, bir seçim ve bu seçim içinde de tasarlanmış, bilinçli, bir istenci içeriyordu. Zagréus'u duyuyurdu: "Vazgeçme isteğiyle değil, mutluluk isteğiyle."
  • Nasıl ki sanatta bir noktada durmayı bilmek gerekir, bir yontuda artık dokunulmaması gereken bir an her zaman gelir ve bu açıdan akılla açıklanamayan bir istenç, öngörünün en incelikli olanaklarından daha çok işe yararsa; bir yaşamı mutluluk içinde tamamlamak için de akılla açıklanamayan küçücük bir şey gerekir. Olmayanlar, onu elde etmeli.
  • Seçmek gerektiğine, istenilenin yapılması gerektiğine ve mutluluğun koşullarının bulunduğuna inanmak, yanılgıdır. Önemli olan yalnızca, mutluluk isteğidir, sürekli var olan, kocaman bir tür bilinç Gerisi, kadınlar, sanat yapıtları ya da dünyevi başarılar, sadece bahanedir. Üzerine işlemelerimizi işlediğimiz bir kanaviçedir*.
  • Önceleri mutlu olmak, yapılması gerekeni yapmak, sözgelimi, hoşuma gidecek bir ülkeye yerleşmek istiyordum. Ama duygulara öncelik tanıma hep yanlıştır. Öyleyse bize en kolay geldiği biçimde yaşamak gerekir-kendini zorlamadan. Biraz kinikçe**. Ama dünyanın en güzel kızı karşısında da bu bakış açısıyla davranacaksın. 
  • Sizin gibi düşünmek için, dedi gülümseyerek, insanın ya çok büyük bir umutsuzluk içinde yaşaması gerekir ya da çok büyük bir umut içinde. - Belki de her ikisinde birden.
  • Saygınlığı elde etmenin en emin ve en hızlı yollarından biri paradır. Haksız, değersiz şeyleri, güzel bir yazgının doğuşu ve gelişme koşulları olarak kabul edip, iyi yaradılışlı her ruhu kaplayan acıyı kovmayı başarmıştı, Paraya parayla, nefrete nefretle karşı koyarak, yoksulların yoksulluk içinde yaşama başlayıp yine yoksulluk içinde bitirdikleri o iğrenç ve çileden çıkarıcı uğursuzluğu geri itmişti. Ve bu hayvanca savaştan, denizin ılık esintisinin etkisiyle, baştan başa kanatlarının ve görkeminin mutluluğu içinde, kimi zaman melek olarak çıkmıştı.
  • Güçlü, zayıf ya da istekli doğulmaz. Güçlü olunur, duru olunur. Yazgı insanın içinde değil, onun çevresindedir. 
  • Ölme korkusu, insanın içindeki yaşayan şeye olan sınırsız bağlanmayı açıklıyordu. Yaşamlarını yükseltmek için kararlı davranışlarda bulunmamış olanlar, korkanlar ve güçsüzlüğü yüceltenler, bütün bunlar, ölümden, içine karışmadıkları bir yaşama onun getirdiği yaptırımdan dolayı korkuyorlardı. Hiçbir zaman yaşamadıkları için yeterince yaşamamışlardı. Ve ölüm, boş yere susuzluğunu gidermeye çalışan bir yolcuyu sonsuzluğa dek sudan yoksun bırakma davranışı gibiydi.
*elde iplikle işleme sanatı
**kendi kendine yetmeyi ilke olarak gören.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız