Bertrand Russell'dan mutlu olma sanatı


  • İnsanoğlu, diğer yaratıklar gibi, belirli derecede bir hayat mücadelesine kendisini uydurmuştur ve Homo Sapiens zenginlik sayesinde, çaba harcamadan tüm heveslerini yerine getirebildiği zaman, yaşantıdaki bu çaba eksikliği, mutluluk için gerekli bir ögenin ortadan kalkmasıdır.
  • Boş zamanları akıllıca doldurabilmek, uygarlığın son basamağıdır ve günümüzde pek az kimse bu basamağa ulaşmış durumdadır. Üstelik seçme işi de kendi başına bıktırıcı ve yorucudur. Olağanüstü bir karar verme yetisine sahip olanlar dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.
  • İçe kapanıklığın birçok çeşidi vardır. En yaygın olanları: Günahkar, kendine tutkun(narsist) ve megaloman(kendini büyük görme) olmaktır.
  • Birçok kadında kendisine tutkun, hayran olmak vardır. Bu tür kadınlar da aşkla sevme eğilimi kalmamış, bunun yerini bütün erkeklerce sevilme istediği gibi zorlu bir istek almıştır. Bu tür bir kadın, herhangi bir erkeğin sevgisini kazanıp da bundan emin olduğunda, o erkek artık onun işine yaramaz.
  • Megaloman ise (kendini büyük görme hastası) sevimli olmaktan çok güçlü olmak, sevilen değil de korkulan olmak istemesi bakımından kendine tutkun olan hastadan ayrılır.
  • Can sıkıntısının karşıtı haz değil heyecandır. Heyecan, daha çok erkeklerde olmak üzere, insan benliğinin derinliklerine kök salmış bir istektir. Bence bu istek, avcılık çağında şimdikinden daha kolay karşılanmıştır. O çağda avı kovalamak heyecan vericiydi, savaş heyecan vericiydi, kadınlara kur yapmak heyecan vericiydi. Vahşi erkek, uyumakta olan kocanın yanındaki kadınla, hem de kocanın uyanırsa kendisini oracıkta öldüreceğini bile bile zina yapmaya kalkışabilir. Bence bu durumda can sıkıntı yaşanmaz. Ama tarım çağı ile hayat durgunlaşmaya başladı.
  • İnsan yirmi yaşındayken, otuzuna geldiğinde hayatının sona ereceğini sanır. Ben elli sekiz yaşındayım, onun için bu görüşe artık katılmıyorum. Kişinin yaşam sermayesini, parasını harcar gibi harcaması belki akıllıca bir şey değildir. Belki hayatta biraz da can sıkıntısı bulunması gerekir. Mutlu bir hayat için, belirli derecede can sıkıntısına dayanabilmek şarttır ve bu, gençlere öğretilmesi gereken konulardan biridir. Bütün büyük kitaplarda sıkıcı bölümler ve bütün büyük yaşamlarda ilgi çekici olmayan dönemler vardır.
  • Büyük adamların özelliği, sakin bir hayat ve dışarıdan bakılınca hiç de heyecan verici görünmeyen zevklerdir. Büyük başarılar çok çalışmakla elde edilebilir, hem de öylesine yoğun bir çalışma ki, insanda sadece güç tazeleyeci tatil günü eğlenceleri hariç, yorucu eğlencelere dalmak için enerji bırakmaz. Bu güç tazeleyeci eğlencelerin en iyilerinden bir tanesi de dağ sporlarıdır.
  • Tek düze sayılabilecek bir yaşama katlanma becerisi çocuklukta kazanılır. Bu konuda modern anne babaların suçu büyüktür; çocuklarına birbirlerine benzeyen günler geçirtmenin önemini kavrayamadıklarından, onlara sinema, tiyatro ve iyi yiyecekler gibi pasif eğlenceler sağlarlar. Çocukluk eğlenceleri, çocuğun çaba harcayarak çevresinden çıkaracağı yaratıcı eğlenceler olmalıdır.
  • Çok fazla yolculuk, çok değişik etkilenmeler gençler için iyi değildir ve büyüdükçe tekdüzeliğe dayanamamalarına neden olurlar. Tekdüzeliğin kendi başına herhangi bir özelliği olduğunu söylemek istemiyorum; demek istediğim şu ki, bazı iyi şeyler, belirli derecede tekdüzelik olmadan mümkün değildir.
  • Can sıkıntısına katlanamayan bir kuşak, küçük insanların, doğadaki yavaş gelişmeye dayanamayanların, her türlü içgüdüsü vazodaki çiçekler gibi ağır ağır kuruyanların kuşağı olacaktır.
  • Aşk ile cinsel çekiciliği düşünün. Aşk öyle bir deneydir ki, onunla bütün benliğimiz, kuraklıktan sonra yağmur görmüş, bir bitki gibi canlanır, tazelenir. Aşksız bir cinsel birleşmede ise böyle bir hazzın zerresi yoktur. Kısa süreli haz sona erince, bir yorgunluk, bir tiksinti, bir yaşamın boş olduğu duygusu içimize çöker.
  • Mutlu bir yaşam, sakin bir yaşamla mümkün olur, çünkü gerçek hoşnutluk, ancak sakin bir ortamda yeşerebilir.
  • Birçok yorgunluk çeşidi vardır; bunlardan bazıları, diğerlerine göre mutluluğa daha fazla engel olur. Aşırı olmamak şartıyla, sadece vücut yorgunluğu mutluluk yaratabilir, rahat bir uykuya ve iyi iştaha yol açar, tatil günleri eğlencelerine heveslendirir. Ama aşırı olunca ciddi zararları olur. Çok ileri toplumlar hariç köylü kadınlar otuz yaşında fazla çalışma nedeniyle çökerler. Sanayileşmenin ilk zamanlarında çocuklar ağır işlerde ve fazla çalışmaktan serpilip gelişememiş birçoğu küçük yaşta ölmüştür. Sanayileşmenin yeni başladığı Çin ve Japonya'da da aynı şey olmaktadır.
  • İleri toplumlarda bugün rastlanan en tehlikeli yorgunluk şekli, sinirsel yorgunluktur. Modern hayatta sinirsel yorgunluktan kaçınmak zordur. Bunun birinci nedeni, şehirde çalışan adamın, çalışma saatlerinde ve özellikle evi ile işyeri arasında geçen sürede katlanmak zorunda kaldığı gürültüdür. Gerçi şehirde yaşayanlar bu gürültülerin çoğunu duymamayı öğrenmiştir, ama yine de neden oldukları yorgunluktan kurtulamaz ve bunları duymamak için harcadığı bilinçaltı çaba nedeniyle yorgunluğu büsbütün artar. Farkına varamadığımız yorgunluk nedenlerinden birisi de yabancılarla sık karşılaşmamızdır. İnsanda da, tıpkı öbür yaratıklar gibi, kendi türünden olan yabancıları dost ya da düşman olarak değerlendirme içgüdüsü vardır. Yeraltı trenlerine binilip inilirken yaşanan telaş sırasında bu içgüdünün dizginlenmesi gerekmektedir; dizginleme ise, zorunlu olarak bir arada olunan yabancılara karşı genel bir öfke duygusu yaratır.
  • Gönüllü ya da gönülsüz, isteyerek ya da gereksinim yüzünden, çağdaş insanların çoğu sinir bozucu bir yaşam sürer ve alkolün yardımı olmadan eğlenemeyecek kadar yorgun olur.
  • Endişe duymayı, daha uygun bir hayat felsefesi ve biraz daha fazla zihin disiplini ile önlemek mümkündür, insanların çoğu, düşüncelerini kontrol etmekte yetersizdir. Yani, henüz herhangi bir şey yapamayacakları aşamada, kaygı verici konuları düşünmemeyi beceremezler.
  • Akıllı insan, sorunlarını gerektiği zaman düşünür; başka zamanlarda ise başka şeyler düşünür; gece hiçbir şey düşünmez.
  • Güç ya da endişe verici bir karar alınması gerektiğinde olanca aklınızı o iş üstünde toplayıp kararlarınızı verin, karar verdikten sonra da, yeni bir gerçekle karşılaşmadıkça, o kararı yeniden gözden geçirmeye kalkışmayın. Kararsızlık kadar yorucu ve yararsız bir şey yoktur.
  • Sinir gerginliğinin büyük bir bölümü bu yöntemle önlenebilir. Yaptığımız şeyler, sandığımız kadar önemli değildir; başarı ya da başarısızlıklarımız da sandığımız kadar önem taşımazlar. Büyük üzüntüler bile unutulabilir; mutluluğa yaşam boyunca son verecek gibi görünen felaketler bile zamanla kabuk bağlar ve acıları hemen hemen duyulmayacak derecede azalır.
  • Olası bir talihsizliğin çok kötü olabileceğini ciddi ve mantıklı olarak düşünün. Bu olası talihsizliğe cesaretle baktıktan sonra, kendinizi, bunun pek öyle korkunç bir felaket olmadığına inandıracak nedenler bulun. İnsan başına gelebilecek hiçbir şey evrensel önemde olamayacağına göre, böyle sağlam nedenler her zaman bulunabilir.
  • Kadınlar diğer bütün kadınları kendilerine rakip olarak gördükleri halde, erkekler bu duyguyu ancak kendi meslektaşlarına karşı beslerler. 
  • Bugünkü haliyle uygar insanoğlu nefrete dostluktan daha fazla eğilimlidir. Nefrete eğilimlidir, çünkü yaşamından hoşnut değildir, yaşamın anlamını yitirdiğini, dünya nimetlerinin tadını başkalarının çıkardığını kendisinin bir çoğundan yararlanamadığını hissetmektedir. Uygar insan yaşamındaki hazlarla eğlencelerin toplamı hiç kuşkusuz ilkel topluluklarındakinden büyüktür, ama aynı zamanda başka neler yapılabileceği de çok iyi bilinmektedir.
  • Halk kendi düşüncesine aykırı davrananlardan çok, kendisinden korkanlara zorbalık yapar. Köpekler nasıl ki kendilerinden korkanlara daha çok havlar ve saldırırlarsa, insan sürüsü de onlar gibi davranır. Onlardan korkar ve korktuğunuzu belli ederseniz, onlara iyi bir av olursunuz; oysa umursamazsanız, güçlerinden kuşku duymaya başlar ve size sataşmaktan vazgeçerler.
  • Mutluluğun sırrı şudur: İlgilerinizi olabildiğince genişletin; sizi ilgilendiren şeylere karşı tepkilerinizin düşmanca değil, olabildiğince dostça olmasına bakın.
  • Bir insan ne kadar çok şeye ilgi duyarsa, o kadar çok mutlu olma olanağına kavuşur.
  • Sevilmediğini sanan kimse, değişik davranışlarda bulunur. Sevilmek için büyük çaba harcar; örneğin, görülmemiş iyilikler yapabilir. Ama bunda başarısızlığa uğraması çok olasıdır, çünkü iyiliğin asıl nedeni, iyilik görenlerce kolayca anlaşılır; oysa insanın yapısı, sevilmeyi az isteyenlere sevgi göstermeye uygundur.
  • Birçok işin son derece bıktırıcı olduğu ve fazla çalışmanın insana ıstırap verdiği su götürmez bir gerçektir. Ama bence, iş yükü çok fazla olmamak koşuluyla, birçok kimse için aylaklık en sıkıcı çalışmadan bile beterdir.
  • Boş zamanları akıllıca doldurabilmek, uygarlığın son basamağıdır ve günümüzde pek az kimse bu basamağa ulaşmış durumdadır. Üstelik seçme işi de kendi başına bıktırıcı ve yorucudur. Olağanüstü bir karar verme yetisine sahip olanlar dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.
  • Mutsuzluğun, yorgunluğun ve sinir gerginliğinin nedenlerinden birisi, insanın hayatta pratik önemi olanlar dışında hiçbir şeye ilgi duymamasıdır.
  • Bir insan, kısa bir zaman için de olsa, ruhu neyin yücelttiğini bir kez anladıktan sonra, kendisini bencilliğe, küçüklüklere, önemsiz aksilikler yüzünden üzüntüye kaptırmaz ve alınyazısından korkmaz. Ruhen yücelme yeteneği bulunan, evrenin her köşesinden esecek rüzgarlara zihninin pencerelerini açık tutar. Kendisini, hayatı ve dünyayı elinden geldiği kadar doğru bir biçimde görür; insan ömrünün kısalığını anlar ve her insanın aklını bilinen evrendeki değerler üzerinde topladığının da farkındadır.
  • Çok ender durumlar bir yana, mutluluk yalnızca uygun koşulların bir araya gelmesiyle olgun bir meyve gibi kucağa düşmez, çabayla erişilebilir.
  • İnsanların çoğu varlıklı değildir; birçoğu iyi huylu olarak doğmamıştır; çoğu, sakin ve düzenli bir yaşamı dayanılmaz derecede sıkıcı bulan, bir dalda durmayan bir kişiliğe sahiptir; sağlık, hiç kimsenin kesin olarak güvenemeyeceği bir nimettir; evlilikse her zaman mutluluk kaynağı olmamaktadır. Bütün bu nedenlerden dolayı mutluluk, kadınların ve erkeklerin çoğu için tanrıların bir lütfü değil, bir başarıdır ve mutlu olmak büyük bir çaba gerektirir.
  • Tutulması gereken yol, kişinin elinden geleni yapması ve sonucu kadere bırakmasıdır. Kabullenme iki türlüdür, birinin kökü umutsuzluk, diğerinin ise gerçekleşmesi mümkün olmayan umuttur. Birincisi kötü, ikincisi iyidir.
  • Üzüntü, endişe ve öfke hiçbir işe yaramayan duygulardır. Bunlara kendilerini fazla kaptıranların sözünü ettiğimiz kabullenme olmadan bunların üstesinden gelebilecekleri şüphelidir.
  • Eğitimde olsun, kendimizi hayata uydurmakta olsun, dünyaya göre ayarlamakta olsun, yapmamız gereken şey, kendimize yönelmiş tutkularımızdan kaçınmak ve kendimizi dinlemekten bizi kurtaracak sevgiler ve ilgiler edinmeye bakmaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız