Çağın popüler hastalığı! Depresyon

Tarihin en tamahkar insanlığıyla karşı karşıyayız. 

İçinde yaşadığımız çağ, tüm enstrümanlarıyla bilinçaltımıza; eşsiz, kusursuz, muktedir varlıklar olduğumuz fikrini aşılıyor. Haliyle  ölümlü insan kendinde hak görmeye başlıyor, daha fazlasını istiyor ve beklenti içine giriyor. Hayvani güdülerini, arzularını bir an önce tatmin etmek istiyor. Tatmin edemeyince de hoşnutsuzluk başlıyor. Halbuki arzularını kontrol edebilse belki de depresyona hiç girmeyecek. İnsanı hayvandan ayırt eden en önemli şey bilinçtir. Nietzsche, 'beni öldürmeyen beni güçlendirir' demiş. "Ben"den kastettiği şey id yani içgüdülerimiz. Filozof bu sözüyle id'i öldürmeyen id'i güçlendirir, arzularını kontrol edemeyen arzularının esiri olur, demek istiyor.

Depresyon diye kötülediğimiz, öcü ilan ettiğimiz şey, belki de ilk insandan bu yana vardı. Sadece ortaya çıkış şekli değişti. Mesela avcı-toplayıcı toplumda yeterli yiyecek, içecek bulamamak depresyon sebebiyken günümüzde; son model otomobil, telefon, ayakkabı alamamak ruhsal problem yaratmaya başladı. Şayet kişi "benim depresyonda olmamın sebebi; hayatın saçmalığı, varoluşun anlamsızlığı..." diyorsa o kişiye saygı duyarım; çünkü bu onun düşünen, sorgulayan bir insan olduğunu gösterir. Zaten felsefe dünyası da varoluşun, saçma ve anlamsız olduğu konusunda hemfikir olan filozoflarla doludur. Aynı şekilde dinler de öyle. Mesela Eski Ahit'in Vaiz kitabı şöyle başlar: "Boşlar boşu! diyor vaiz, boşlar boşu! her şey boş! ne kazancı var insanın güneşin altında harcadığı onca emekten? Nesiller gelir, nesiller geçer; ama dünya sonsuza dek kalır..." İnsanın bu saçmalık karşısında, akıl sağlığını koruması için çaba sarf etmesi, yolun nereye gittiğine bakmaksızın yola koyulması, anlamdan ziyade anlam arayışında olması gerekiyor.

Abraham Twerski ıstakozlar ile insanlar arasında bağlantı kurarak, modern insanın problemini çok güzel özetlemiş. Twerski, bir gün dişçiye gider. Bekleme odasında "Istakozlar Nasıl Büyür?" isimli bir makaleye göz atar. Istakozların nasıl büyüdüğü umurunda değildir; ama makale ilgisini çeker. Makale, ıstakozun sert bir kabuk içinde yaşayan, narin, yumuşak bir hayvan olduğundan bahseder. Bu sert kabuk asla genişlemez. Istakoz büyüdükçe kabuk onu sıkıştırır ve hayvan basınç altında kalarak rahatsız olur. Avcı balıklardan korunmak için kayanın altına girer ve orada kabuğunu atıp yenisini üretir. Bunu birçok kez tekrarlar. Kabuk onu ne zaman sıkıştırsa, kayanın altına girer ve kabuğunu değiştirir. Istakozun büyümesine imkan sağlayan şey onun rahatsızlık duymasıdır. Eğer ıstakozların biz insanlar gibi doktorları olsaydı, hiçbir zaman büyüyemezlerdi; çünkü rahatsızlık hisseder hissetmez doktora gider, doktor da antidepresan verirdi ve belki iyi hissederdi; ama kabuğunu hiçbir zaman çıkartıp atamazdı. Twerski, "Stresli zamanların, büyümenin bir işareti olduğunu bilmeliyiz. Eğer zorlukları uygun şekilde kullanırsak, zorluklar aracılığıyla büyüyebiliriz." der. 

Herkesin çıkışı vardır. Bir yerlerde ışık var. Çok parlak olmayabilir; fakat karanlığı yener. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız