İnsanın doğası ve geleceği hakkında
Bir maymun, fare ya da insan; karşısında yılan görünce korku
duyar. Çünkü beyindeki milyonlarca nöron çarçabuk gerekli verileri hesaba katıp
ölüm riskinin yüksek olduğu sonucuna varır. Cinsel çekim, farklı biyokimyasal
algoritmalar civardaki şahsın başarılı eşleşme, toplumsal bağ kurma ya da
istenen başka bir amacın gerçekleşmesi için yüksek ihtimalli uygun olduğunu
hesapladığında ortaya çıkar.
Öfke, suçluluk, ya da bağışlama gibi ahlaki duygularda grup
içi işbirliğini sağlamak için evrimleşmiş sinirsel mekanizmalardan kaynaklanır.
Tüm bu biyokimyasal algoritmalar milyarlarca yıllık evrim sürecinde yontulmuş.
Çok eski atalarımızdan birinin duyguları hatalıysa bu
duyguyu şekillendiren genler bir sonraki nesle aktarılmamış. Dolayısıyla
duygular mantıkla ters düşmez. Evrimsel bir mantık barındırır. Genellikle
duyguların birer hesaplama ürününden ibaret olduğunu fark edemeyiz. Çünkü bu
seri hesap işlemi farkındalık eşiğimizin çok altında bir yerde cereyan eder.
Beyindeki hayatta kalma ve üreme olasılığını işleyen milyonlarca nöronu
hissedemediğimizden yılanlardan korkmamızın, cinsel eş tercihimizin, ya da
Avrupa birliği hakkında fikirlerimizin esrarengiz bir özgür irade sebebiyle
ortaya çıktığı yanılsamasına düşüyoruz.
İnsanların cinayet işlemeyi, tecavüz etmeyi ve hırsızlık yapmayı
hala sürdürüyor olmasının sebebi yaptıklarının yol açtığı acıları ancak
yüzeysel bir şekilde idrak edebilmeleridir. Anlık arzu ve açgözlülüklerini tatmin etmeye odaklanarak
başkalarına ne gibi zararlar verdiklerini ve hatta uzun vadede kendilerine
verecekleri zararı hesaba katmazlar.
Kurbanlarına kasten mümkün mertebe acı çektiren işkenceciler
bile kendilerini yaptıklarından soyutlamak için duygulardan arınıp insanlıktan
çıkma teknikleri uygularlar genellikle. (Maske takarak başka bir kişiliğe bürünmek gibi)
İnsanlar doğal olarak acı çekmekten kaçınır. Ama Tanrı
buyurmadıkça niye başkalarının acılarını umursasınlar ki diye itiraz
edebilirsiniz. Bunun bariz cevaplarından biri: insanların mutluluklarının büyük
ölçüde başkalarıyla ilişkilerine bağlı sosyal hayvanlar olmasıdır. Sevgi,
arkadaşlık ve topluluk yokluğunda kim mutlu olabilir? Ben merkezli bir hayat
yaşıyorsanız bedbaht olmanız kuvvetle muhtemeldir. O yüzden en azından aileniz,
arkadaşlarınız veya ait olduğunuz toplum üyelerini umursamanız gerekir.
Öfkenize sebep olan şahsı öldürmeseniz de yıllar boyunca
öfkeden kudurup durabilirsiniz. Bu durumda kimsenin canını yakmış sayılmazsınız
ama yine de kendinize zarar verirsiniz. O yüzden bir Tanrının emri değil de
kendi çıkarınız doğrultusunda öfkenizin üstesinden gelmeniz gerekir. Öfkeden tamamıyla
kurtulursanız iğrenç düşmanınızı öldürerek elde edeceğinizden çok daha büyük
bir huzura kavuşursunuz.
Önceki otomasyon dalgalarında insanlar genellikle düşük vasıflı bir işten diğerine geçiş yapabiliyordu. Tarladan fabrikaya, fabrikadan süpermarkete geçiş için kısa bir eğitim süreci yeterliydi. Ama 2050'de işini robotlara kaptıran bir kasiyer ya da tekstil işçisinin; kanser araştırmacısı, insansız uçak operatörü, ya da yarı insan - yarı yapay zekâdan oluşan bir bankacı ekibinin parçası olarak çalışmaya başlaması çok zor. Bu insanlar gerekli eğitime sahip olamayacak. Çoğu insan 19. yüzyılda at arabası sürücüsüyken taksi şoförlüğü yapmaya başlayanların değil; 19. yüzyılda büyük bir hızla iş sahasının dışına atılan atların kaderini paylaşabilir.
Yuval Noah Harari

Yorumlar
Yorum Gönder