Bir gönül bir gönülü çelerse


Diyeceğim, bunca okuldan, bunca yerden ayrıldım da, bir kez olsun ayrıldığımı anlayamadım. Tiksinirim bundan. Ayrılığın üzüntülü ya da kötü olması umurumda değil, ama bir yerden ayrıldım mı, oradan ayrıldığımı bilmeliyim. Bilmezseniz, daha çok koyar insana. 
Kitap dediğin öyle olmalı ki, okuyup kapadıktan sonra keşke şunu yazan arkadaşım olsaydı da canım çektikçe telefona sarılıp çene çalabilseydim onunla, dedirtmeliydi. 

Ne var ki, birtakım temiz şeyleri lekelememek, iğrençlikten bir kerte olsun kurtulmak için gösterdiğiniz çabaya kızların pek katılmadıklarını da ayrıca belirtmek isterim. 

Ağzım alışmış bir kere, tanıdığıma hiç memnun olmadığım kimselere: "Tanıştığımıza memnun oldum." derim hep. Ne var ki bu dünyada, bu insanlar arasında yaşamak istiyorsanız, böyle konuşmak zorundasınız. 

Kitabın bir yerinde de, kadınları anlatırken, dişiyi bir kemana benzetiyordu, iyi çalabilmek için çok usta bir çalgıcı olmak gerekir, diyordu.

Soyundum sonunda, yatağa girdim. Yatağa girince dua etmek gibi bir şeyler geldi içimden, ama edemedim. İçimden gelse de her zaman dua edemem. Neden derseniz, bir kere Tanrıya inanmam. İsa'yı falan severim ama, Kutsal Kitap'taki öteki zımbırtıların çoğunu sallamam.

Ama bir süre çene çaldık. Daha doğrusu, o anlattı, ben dinledim. Önce Harvardlı bir oğlandan söz açtı-besbelli, birinci yıl öğrencisiydi oğlan ama, orasını söyler mi hiç?-, kendisine deli gibi tutkunmuş. Gece gündüz telefon ediyormuş. Gece gündüz deyimi de onun sözü. Herif Sally'ye tutula dursun, ben de bu söze tutuldum. Sonra başka bir oğlanı anlattı. West Point okulunda subay adayı imiş, o da vurgunmuş bizim Sally'ye. Ölür müsün, öldürür müsün?

Benim asıl sıkıntım nedir, söyleyeyim mi sana? Gerçekten tutkun olmadığım bir kıza karşı istek duyamamak.

Avukatlık fena iş değil, ama beni açmaz, dedim. Daha doğrusu, avukatlık ne zaman iyi bir iş olurdu, bilir misin? Avukatlar suçsuzları ölümden kurtarmaya verselerdi kendilerini. Ne var ki, insan avukat olunca bu gibi şeylerle uğraşmaz. Aklı fikri bol para kazanmak, golf oynamak, briç oynamak, araba satın almak, Martini içmek, kodamanlık taslamaktır. 

Olgunluğa erişmemiş kafanın özelliği, bir dava uğruna seve seve can vermektir; olgun kafanın özelliği ise, bu dava uğruna seve seve yaşamaktır.

Senin şu anda geçirdiklerin, gerek düşünce, gerek duygu bakımından allak bullak oluşun, çok, ama çok insanın başına gelmiştir. Allahtan, bu insanlar arasında, sıkıntılarını kaleme alanlar çıkmış. İstersen bir şeyler öğrenebilirsin onlardan.

Gösterişsiz bir kahveye daldım, kuru çörekle kahve istedim. Ama yemedim çörekleri. Boğazımdan geçmiyordu. Böyledir işte. İnsanın yüreği daraldı mı, boğazı da daralır.

En doğrusu, sağır dilsiz numarası yapmaktı. Böylece, onunla, bununla beylik konuşmalara katlanmaktan kurtulurdum. Birinin bana bir diyeceği mi var, yazar kağıda verir. Bir iki derken, nasıl olsa tak eder canlarına, ben de ömrümün sonuna kadar kimseyle konuşmadan otururum oturduğum yerde. 

Yemeklerimi kendim pişiririm, günün birinde evlenmek isteyince de, kendim gibi sağır dilsiz bir kız bulurum, basarım nikahı. Gelip kulübemde yaşar benimle, bir diyeceği olunca o da herkes gibi bir kağıda yazar diyeceğini, uzatır bana. Çocuklarımızı da insan arasına çıkarmayız, gizleriz bir yere, okuma yazma öğrensinler diye bol bol kitap alırız onlara.

Diyeceğim, bir işi yapmadan önce nasıl bilebilirsiniz onu yapıp yapmayacağınızı? Bilemezsiniz işte.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız