Tatar Çölü'nde beklemek
Ölüm gerçeğini surata tokat gibi çarpan acımasız bir kitap Tatar Çölü. Henüz yolun başında olduğunu düşünen insanı silkeleyen bir eser. Olgunlaşmanın ve farkındalığın başyapıtı.
- Yıllardan beri, hep bu anı, gerçek yaşamının başlayacağı bu günü beklemişti. Harp Akademisinde geçen kasvetli günleri düşündüğünde, sokaktan geçen ve mutlu olduklarına inandığı özgür insanların seslerini duyduğu hüzünlü etüt akşamları aklına geldi; aynı zamanda, karakışta, ceza karabasanının kol gezdiği buzlu odalardaki uyanışlarını ve günlerin sayılmakla bitmeyeceğini düşündüğünde içini saran endişeyi de anımsadı.
- O iğrenç günler artık tamamıyla bitmiş ve bir daha asla geri gelmeyecek aylar ve yıllara dönüşmüştü. Evet, artık subaydı, para kazanacak, belki de güzel kadınların bakışlarına maruz kalacaktı. Ama, sonuçta, en güzel yıllarının, ilk gençliğinin belki de artık tükendiğini de fark etmekteydi. Ve sabit bakışlarla incelediği aynada, boşuna sevmeye çalıştığı yüzünde zoraki bir gülümseme görüyordu.
- Herkesin kendi meşguliyeti vardı, herkes kendi kendine zor yetiyordu, hatta annesi bile, evet, belki de annesi bile şu anda başka şey düşünüyordu, tek oğlu Giovanni değildi, bütün bir gün onu düşünmüştü, şimdi sıra biraz da ötekilerdeydi. Bu son derece adil bir şey diye düşünüyordu Giovanni Drogo, içinde hiçbir kızgınlık yoktu, ama o arada kaledeki odasında, yatağının kenarına oturmuştu, kafası biraz öne eğik, sırtı hafif kambur, sönük ve ağır bir bakışla kendini hiçbir zaman olmadığı kadar yalnız hissediyordu.
- O zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. Daha çok yol var mıdır? Yo, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. İnsan, böylelikle, umut dolu, kendi yolunda gider durur; günler uzun ve sakindir; ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.
- Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır, kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır. Ama işte o anda, Giovanni Drogo bunlardan habersiz uyuyor ve uykusunda çocuklar gibi gülümsüyordu. Drogo'nun olup bitenin farkına varmasından önce günler geçecektir. O zaman adeta uyanacak, inanamayarak çevresine bakacak; sonra ardında bir koşuşturma olduğunu duyacak ve kendinden önce uyanmış insanların, kaygısıyla koşup, kendisinden önce varmak için yanından geçtiğini görecektir.
- Önünde öyle çok zaman vardı ki, yaşamdaki tüm güzel şeyler onu bekliyor gibiydi. Aceleye ne gerek vardı? Kadınları, o uzaktaki sevimli yaratıkları bile, yaşamın doğal akışının kendisine nasıl olsa bir gün sunacağı kesin bir mutluluk olarak görüyordu.
- Ona "Dikkat et Giovanni Drogo!" diyecek hiç kimse yoktu. Gençliğinin solmaya başlamış olmasına rağmen, inatçı bir yanılsama sonucu, yaşam bitmek bilmezmiş gibi görünüyordu gözüne. Ama Drogo, zamanın ne olduğundan habersizdi. Önünde tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi, ona düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, tersine, basit ve sıradan bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yılları parmakla sayılabilecek ve insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı.
- Aşağı yukarı iki yıl sonra, bir akşam, Giovanni odasında uyuyordu. Yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti, o ise, yaşamın kendisine karşı özel bir hoşgörüsü olmalıymışçasına, bekleyişini kararlı bir biçimde sürdürmüştü. Halbuki yirmi iki ay uzundur, birçok şey olabilir. Yirmi iki ay yeni ailelerin kurulması, çocukların doğması hatta konuşmaya başlaması, otların olduğu yerde kocaman bir evin yükselmesi, güzel bir kadının yaşlanıp artık hiç kimse tarafından arzu edilmez hale gelmesi, bir hastalığın, en uzun hastalıklardan biri dahi olsa, harekete geçmesi, yavaş yavaş bedeni kemirmesi, bir süre duraklayıp iyileşme umudu vermesi, sonra daha da derinleşerek yeniden ortaya çıkıp son umutları kemirmesi için yeterlidir; yine de ölünün gömülüp, unutulmasına ve oğlunun yeniden gelmeye başlayıp, akşamları mezarlığın parmaklıkları boyunca saf, temiz kızlarla gezinmesine vakit kalacaktır.
- Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. "Dur! Dur!" diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.
- Yine de bir gün, uzun zamandan beri, kalenin arkasındaki avluda atla dolaşmaya gitmediğini fark etti. Hatta bunu pek de arzulamadığını, ayrıca son aylarda merdivenleri dörder dörder çıkmadığını fark etti. Saçma, diye düşündü; fiziksel olarak kendisini hep aynı hissediyordu. Bu konuda hiç kuşkusu yoktu, her şeye yeniden başlamak yeterliydi; gidip muayene olmak gülünç ve gereksizdi.
Yorumlar
Yorum Gönder