Çocukluğun ve yetişkinliğin yok oluşu



Eski Yunanların okul düşüncesini icat ettikleri konusunda kuşku olmayabilir. Okul için kullandıkları sözcük Leisure -boş ya da serbest zaman- idi. 
İyi geliştirilmiş bir ayıp düşüncesi olmaksızın çocukluk var olamaz. Romalılar, çok açık olarak bu noktayı kavradılar.

Ortaçağlı okurlar bizim gibi okuyamıyorlardı. Eğer Ortaçağlı sıradan bir okur, modern bir okuru sessiz biçimde ama gözleri hızlıca hareket ederken ve dudakları ahenk içinde bir sayfayı hızlıca okurken görebilseydi bu okuma edimini bir büyü etkinliği olarak yorumlayabilirdi.

Ortaçağ'da sıradan ya da ortalama bir kişi, bilgiyi, kulaktan, toplu ayinler aracılığıyla, gizemli oyunlarla ve şiir, türkü ve masallar aracılığıyla elde ederdi. 

Genlerimiz, konuşma diline göre programlanmaktadır. Diğer yandan okur yazarlık, kültürel koşullanmanın bir ürünüdür. Jean Jacques Rousseau, eğer insanlar mümkün olduğunca doğaya yakın biçimde yaşayacaklarsa, kitapları ve okumayı hor görmeleri gerektiğini söylerdi. Emile'de Rousseau, okumanın çocukluğun kamçısı olduğunu, çünkü kitapların bize hiçbir şey bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmayı öğrettiğini yazmıştır.

Okuryazar bir dünyada çocuklar, yetişkin olmalılar. Fakat okur yazar olmayan bir dünyada, çocuk ile yetişkin arasında keskin bir ayrım yapma gereği yoktur, çünkü çocukların yetişkin dünyasında bilmediği çok az sır olur ve kültür, kendisinin nasıl anlaşılacağına ilişkin bir eğitim almayı gerektirmez. 

Ortaçağ'da yetişkinlerin çocukların cinsel organlarıyla oynaması oldukça serbestti. Ortaçağ zihniyeti açısından bu tür uygulamalar, sadece sıradan eğlencelerdi. Çocukların mahrem kısımlarıyla oynama davranışı, yaygın bir gelenek oluşturuyordu. Günümüzde ise söz konusu geleneği uygulamak, kişinin 30 yıl hapis yemesine neden olabilir. 

Matbaa, büyük ölçüde şöhret ve bireysel başarının yolu açmıştır. Aynı zamanda çocukluğun da.

Matbaanın yegane bireyler olarak bize benliklerimizle ilgili düşünme ve konuşma olanağı sağladığını söyleyebiliriz. Bu yoğunlaştırılmış benlik duygusu da, sonunda çocukluğun oluşmasına yol açan tohum olmuştur. Doğaldır ki çocukluk, geceleyin oluşmadı. Çocukluğun Batı uygarlığının görünüşte geri döndürülemez özelliği olması iki yüzyılı almıştı.

Ortaçağ'da ne gençler ne de yaşlılar okuyamadıklarından dolayı genç ve yaşlıların işi, her zaman yerel ve yakın çevredeydi, işte çocukluk fikrini ihtiyaç olmamasının nedeni de budur, çünkü herkes aynı enformasyon ortamını paylaşmış ve bu yüzden de aynı toplumsal ve entelektüel dünyada yaşamışlardı. Fakat matbaa makinesi, elini sonuna kadar kullanırken yeni bir yetişkinlik türünün icat edildiği açığa çıktı. Matbaa ile birlikte yetişkinlik de kazanılmak zorundaydı. Yetişkinliğin kazanılması biyolojik değil, simgesel bir başarı olmuştu. Matbaadan günümüze çocuklar, yetişkinler olmak zorundaydı ve bunu okumayı öğrenerek, tipografi dünyasına girerek yapmak zorunda kalacaklardı. Bunu da başarmak için eğitim almaları gerekecekti. Böylece Avrupa uygarlığı, okulları yeniden icat etti. Okulları yeniden icat ederek, çocukluğu zorunlu kıldı.

Her nerede okur yazarlık yüksek ve sürekli bir değer görmüşse, orada okullar oluşmuş ve her nerede okullar oluşmuşsa orada çocukluk anlayışı hızlıca gelişmiştir.

Eğer çocuk, yeterince şanslıysa okula gitme olanağına sahip olabilirdi, çünkü İngiliz toplumu, 18. yüzyıl ve kısmen 19. yüzyıllar boyunca İngiliz endüstriyel makinesine yakıt atmak için kullanılan çocuklara yönelik davranışında özellikle vahşiydi. 

Fransa'da toplumsal okur yazarlığa ve eğitime olan muhalefet, insanlık dışı bir endüstriyel kapitalizmden değil, kültürlerinin protestanlaşmasından korkan Cizvitlerden geldi. Fakat 19. yüzyılın ortalarına doğru, Fransa, İngiltere'yi okur yazarlık oranında, çocukların okullaştırılmasında ve elbette çocukluğun anlamına yönelik ilginin yoğunlaşmasında yakalamıştı.

Elektrikli telgraf, ulaşım ile iletişim arasındaki tarihsel bağlantıyı kırmıştır. Telgraftan önce yazıyla ifade edilenler dahil tüm mesajlar, insanın taşıyabileceği bir hızlılıkta gönderilebiliyordu. Telgraf, insan iletişiminin boyutları olan hem zamanı hem de mekanı yani mesafeyi bir vuruşta bertaraf etti ve böylece gerek yazılamadan gerekse de basılı sözcükten üstün olan bilgiyi bir dereceye kadar bedenden ayırdı.

Artık yetişkinler gençlere danışman ve akıl veren kişi olarak hizmet edemiyor. Hızlı biçimde değişen ve enformasyona serbestçe sahip olunan bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum, gençlerden daha fazla şey bilen yetişkinlerin olmadığı inancını doğuruyor. 

Enformasyonun denetlenememesi ve ev ile okulun çocuğun gelişiminin düzenleyicileri olarak merkezi yerini kaybetmesiyle oluşan süreç, telgrafla başladı ve bu yeni bir sorun değildir. Bir duvar prizine takılan her iletişim aracı, kendi payına çocukların yetişkinliğin sınırlı duyarlılık bölgesinden özgürleşmesine katkıda bulunmuştur.

Yetişkin erkeklerin yakın dönemlere kadar ergin kızlara göz dikmediklerini söyleyemeyiz. Göz diktiler, fakat asıl önemli olanı, onların arzularını özellikle gençlerden bir sır gibi dikkatlice saklamalarıdır. TV, sırrı sadece teşhir etmekle kalmaz, fakat kıskandırıcı bir yasak ve özel sonucu olmayan bir konu olarak gösterir. 

Örneğin şiddeti ele alalım, insanların zaman ve enerjilerinin önemli bir bölümünü birbirlerini yaralamak ve öldürmekle harcadıklarını kimse yadsıyamaz. Öldürme, insanların en ayırt edici nitelikleri arasında yer almaktadır. Yaşamım süresince yaklaşık yetmiş beş milyon insanın diğer insanlar tarafından öldürüldüğünü tahmin ettim. Russel Baker'ın da değindiği gibi bu rakam, örneğin sokak, aile ve hırsızlık, vb. bireysel girişim adına yapılan cinayetleri içermemektedir. Bu bilgileri çocuklardan gizlemek, ikiyüzlülük müdür? İkiyüzlülük, sağlam bir özden oluşmalı. Bu bilgiyi çocuklardan uzak tutmak istiyoruz. Gerçeklik dikkate alındığında biçimlenmemiş zihin için bu tür bilgiler oldukça tehlikelidir. 

Bir seferinde Marshall Mcluhan'a TV'de neden sürekli olarak kötü haberlerin gösterildiği sorulmuştu. Mcluhan bunun böyle olmadığı yanıtını vermişti: Reklamlar iyi haberlerdir. Gerçekten de öyledir. Bir insanın işinin sıkıcılığı Jamaika ya da Hawaii'ye seyahatle ferahlatılabilir ve kişinin statüsü bir Cordoba marka araba satın alarak yükseltilebilir, kişinin yeterliliği belirli bir deterjan markası kullanılmak suretiyle sağlanabilir, insanın cinsel çekiciliği gargarayla canlandırılabilir. Bunlar Amerikan kültürünün vaatleridir. 

Genellikle kullanılan mecaz, TV'nin dünyaya açılan bir pencere olduğudur. Bu gözlem, tümüyle doğrudur, fakat bunun bir ilerleme işareti olarak ele alınması gerekliliğinin nedeni bir sırdır. Çocuklarımızın önceki dönemlere göre daha iyi bilgilendirildikleri neyi ifade etmektedir? Çocukların, yetişkinlerin bildiklerini bilmesi, ne anlama gelmektedir? Bu, çocukların yetişkin ya da en azından yetişkin benzeri bir kesim oldukları anlamına gelmektedir. Bu, kendi mecazımı kullanacak olursam, önceden yetişkin enformasyonunun gizli bahçesine giren çocukların, çocukluk bahçesinden kovuldukları anlamına gelmektedir.

Bu yüzden bu kitabın üzerinde temellendiği fikir elektrikli enformasyon ortamının yetişkinliği ve çocukluğu ortadan kaldırmasıdır. 

Modern yetişkinlik düşüncesi, büyük ölçüde matbaanın bir ürünüdür. Yetişkinlikle ilişkilendirdiğimiz karakteristiklerin hemen hemen tümü, bütünüyle okur yazar bir kültürün gereklilikleri tarafından ya üretilen ya da arttırılan niteliklerdir: kendini sınırlama kapasitesi, hazzı erteleme hoşgörüsü, kavramsal ve ardışık olarak sofistike düşünme yeteneği, hem tarihsel sürekliliğe hem de geleceğe ilişkin zihinsel meşguliyet, akla ve hiyerarşik düzene yüksek bir değer biçme vs.

TV çağında üç kesim vardır: Bir uçta bebeklik, diğerinde ihtiyarlık ve bu ikisinin arasında ÇOCUK ADAM. (Üçüncüyü ben uydurdum.)


Önemli olan, ne anlatıldığı değil anlatıcıdır. İzleyicilerin değişkenlikten dolayı çekiciliğe kapıldıkları ve karmaşıklıktan hoşlanmadıklarına da inanılmaktadır. Tipik bir otuz dakikalık şov esnasında, 15 ile 20 arasında olay anlatılmaktadır. Reklamlar için ayrılan zamanı, olaylara ilişkin promosyonları ve gazeteci şakalarını düşersek, bu bir olayda ortalama altmış saniye gerçekleşmektedir. Neden yaşlı spiker yok? Hızlı ve arka arkaya sunulan haberler neyi engelliyor? Düşünmeyi ve hissetmeyi. 

Çocukluk kavramının zayıflaması ile birlikte çocukluğun simgesel işaretleri de azalmaktadır. Bu sürecin ortaya çıkışı sadece giyimde değil, yemek yeme alışkanlıklarında da görülebilir. Çocukluğun damak ve sert midelerine ayrım gözetmeksizin yerleştirilen junk (çöp) tipi besin, şimdi yetişkinler için yaygın yiyecek türüdür. Bu, reklamlarda yaş ayrımı yapmayan McDonald ve Burger King'in reklamlarından çıkarsanabilir. Bu tür yerlerin müşterisi olan çocuk ve yetişkinlerin dağılımına bakarak da bu gerçek doğrudan gözlenebilir. Yetişkinlerin en azından çocuklar kadar çok junk tipi yiyecek tükettikleri görülmektedir. Bu önemsiz bir nokta değildir: Yetişkinlerin, neyin yenilebilir neyin yenemez olduğuna ilişkin anlayışlarında çocuklara göre daha yüksek standartlara sahip olmadıklarının farz edildiğini, birçok insanın unutmuş olduğu görülmektedir. 

Çocuklarımız, psikolojik ve toplumsal çerçevelerin, yetişkinler ile çocuklar arasındaki farkları vurgulamadığı bir toplumda yaşamaktadırlar. 

Medyanın çocuk ve yetişkin cinselliği arasındaki farkları silme gayretinde önemli bir rol oynadığını, emin olarak kabul edebiliriz. Özellikle TV, tüm nüfusu yüksek bir cinsel heyecan durumu içine sokmakla kalmamakta, eşitlikçi bir cinsel ilişki türüne de vurgu yapmaktadır. Cinsellik, karanlık ve derin bir yetişkin sırrından herkes için hazır olan bir ürüne yani gargara ya da koltukaltı deodorant gibi bir şeye dönüştürülmektedir.

Piaget, çalışmalarına "genetik epistemoloji" adını vermişti. Bununla ifade ettiği şey, çocuğun bir entelektüel başarı düzeyinden diğerine ilerlemesinin genetik bir ilkeyi izlediğidir. Bu konuyla çok fazla ilgilenmedim, çünkü birçok açıdan bu konu, kitapta tartışılan konularla ilgili değildir. Gerçekte olan, bir toplumsal kurgu olarak çocukluk fikrinin Ortaçağ'da var olmadığıdır. Çocukluk fikri, 16. yüzyılda oluşmuştur ve günümüzde de ortadan kaybolmaktadır. Fakat eğer Piaget haklıysa o zaman çocukluk, okuryazarlığın gelişimiyle birlikte keşfedilmedi, fakat icat edildi ve yeni enformasyon çevresi, çocukluğu "gözden yok etmemekte", fakat sadece baskı altına almaktadır.

Çocukluk, dil öğrenimine benzer. Çocukluğun biyolojik bir temeli vardır, fakat sosyal bir çevre çocukluğu başlatmadıkça ve bakıp büyütmedikçe, yani ona gereksinim duymadıkça gerçekleşmeyebilir. 

Neil Postman 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız