Mutsuz Olmak
Mutluluk diktatörlüğü tehdidi, mutsuz olmaya pek alan bırakmıyor. Mutluluğun insan hayatı üzerindeki mutlak egemenliğinden şüphe duyan herkes suratına sert bir rüzgâr yiyor. Mutsuz kişi, modern vebaya yakalanmış demektir, cüzamlı gibi davranılır ona, insanlar ondan uzak durmayı tercih ederler. Ama her zaman keyfi yerinde olanın durumu da her zaman daha iyi değildir, çünkü o da hoşnutluk hissini sonsuza kadar sürdüreyim diye nafile debelenirken, istemeden, çevresi için bir dayatmaya dönüşür.
İnsan hayatındaki esas meydan okuma, mutlu olmak değildir. Biraz bilgi ve denemeyle herkes bunu başarabilir, sınırlı bir süreliğine de olsa. Mutsuz olmakla baş etmek, onu sindirmek ve ona dayanmak çok daha zordur; kahramanca olan, böyle bir hayattır.
Mutluluk çok defa mutlu tesadüfün eseridir. İnsanlar tüm hayatları boyunca lehlerine gelişecek tesadüflere muhtaçtırlar – işlerini kolaylaştıran tesadüfi karşılaşmalara, sözgelimi. Amam mutlu tesadüfün sihirli değnekle çağrılamayacağı gerçeğiyle yaşamak zorundadırlar; onun gelişi bahta bağlıdır. Şayet gelirse.
Tesadüf, birisinin bahtına çıkandır; lehine veya aleyhine, nereden, nasıl gelirse gelsin. Eski çağlar, her iki ihtimali de hesaba katacak kadar temkinliydiler, çünkü tesadüflerin daima lehte olması söz konusu değildir. Aleyhte tesadüflerin olasılığı önlemlerle azaltılabilir ama tamamen ortadan kaldırılamaz. Almanca “Glück” (mutluluk) kelimesi, başlangıçta bir meselenin tesadüfen olumlu veya olumsuz anlamda sonuca bağlanmasını tanımlıyordu. Modern insanlarsa yalnızca lehteki tesadüfü talih olarak kabul ederler.
Kesin olan tek şey, bir oluşun, tamamen tesadüf olsa bile, yazgı olarak yorumlanmaya müsait olmasıdır. Bu benim yazgım, olacak olan olur, hayrını şerrinin kimse bilemez demek, kişinin elindedir. Her yazgıyı kabullenmek gerekmez, birçok şey değiştirilebilir, örneğin bir hastalık ihtimalini veya onun seyrini değiştirebilirsiniz. Ama her şeyi değiştiremezsiniz, mümkün her hastalığı tüm zamanlar için önleyemezsiniz.
Masaldaki gökten yağan gümüş paralar gibi insanın kucağına düşen mutlu tesadüfleri kabullenmekte büyük bir marifet yoktur. Asıl büyük yaşama becerisi, talihin gölgeli yanında lazımdır insana, gökten bahtsızlık yağarken, herhangi bir şeyi kabullenmek zor geldiğinde. İnsanlar tecrübeyle öğrenirler, tecrübenin de önemli bir kısmı kötü tecrübedir. Sonrasında mesele, bireysel ve toplumsal dikkatle talihsiz tesadüflerin ihtimalini azaltmaktır, ama onları insan hayatından tamamen sürüp atmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.
Kuşkusuz, insanların hazzı aramakta ve acılardan kaçınmak hayati bir çıkarları vardır. Ama eşyanın tabiatı icabı bunu her zaman başarmak mümkün olmaz. Acılar, istisnaları bir kenara bırakırsak, insanları mutsuz eder. Hayatımızdan çıkmalıdırlar. Ama er geç çıkagelirler; yaralanma ve hastalığa bağlı bedensel acılar, hayal kırıklığı hissine ve duyguların incinmesine bağlı ruhsal acılar, geçicilik ve ölümle karşılaşınca düşündüğümüz anlamsızlığa bağlı zihinsel acılar. Ağrı kesicilerin dindirici etkisi olur ama bütün ağrı kesici cephaneliklerini toplasanız bile, acıların her daim olmasını engelleyemez.
Lakin acıları anlamlandırma biçimi değiştirilebilir. Hazzı hissedilebilir kılan zıtlık deneyimini sağlamaz mı acılar? Acıyı tanımasam, hazzın ne olduğunu nereden bilecektim? En yoğun mutluluk anları, acının dindiği anlar değil midir? Bulanıklaşacak olan gerçekliğe ayna gibi berrak bir tanım getiren, acı değil midir? Hayata yeni bir yön vermeyi teşvik etmez mi? Tabi acı olmadan da mümkündür, kendine sürekli yeni yön tayin etmek, ama pek kimse yapmaz bunu çünkü iş ciddiye binmiş değildir. İnsanların hayatlarına dair huzursuzluk duymaları için bir şeyin onları acıtması gerekir: İşte bunu mutsuzluğa borçluyuzdur.
Birçok ülkede insanlar için mutluluk, hayatta kalabilmektir. Müreffeh ülkelerde insanlar, hoşnutluğun güvenli ve daha yüksek bir biçimine erişmelerini sağlayacak bir iyi yaşamın düşünü kurarlar; birçokları, lüks mallar sayesinde hayatın öngörülemez talihsizliklerinden uzak kalabileceklerini umarlar. Lüks, mutluluğu yüksekçe bir maddi düzeyde sabitleme ve hayatın her türlü değişkenliğine karşı kalın duvarların ardında, siper alma çabasıdır.
İnsanlığın tarihinde meydana getirilmiş olan, hayranlık uyandırıcı ne varsa, bunların ancak küçük bir kısmı hoşnutluk eseridir. Yaşam ereği olarak hoşnutluğa haddinden fazla değer biçiliyor. Yeni eylemlerin mahmuzu hoşnutsuzluktur, insan olmaya özgü olan budur. “Mutluluk ancak hoşnutsuzluktadır.”
Düşüncelere dalmak: Kimi insanlar için bu zaten depresyona girmekle eşanlamlıdır. Melankolikler her şey üzerine düşünürler, nitekim onun için öteden beri aralarında çok filozof ve sanatçıya rastlanır. Modern çağda psikolojik araştırmalar, depresyondan mustarip insanların düşünce ödevlerini daha esaslı ele aldıklarını ve daha akıllıca kararlara vardıklarını teyit ediyor. Soruna daha uzun ve dikkatli bakıyor, pembe bir gözlüğün bakışlarını bulandırmasına izin vermiyorlar. Onları duygulandıran ve harekete geçiren, hayatın olası trajikliğidir. Onların maruz bulundukları hayatı fazla yüzeysel görmek değil, uçurumun derinliklerinden çıkamamak, belki de kendi “kimliklerinin” çöküşünü yaşamak ve kendilerine yabancılaşmaktır.
Modern toplumda giderek daha çok insan anlam yoksunluğu çekiyor. Her alanda ve her düzlemde çekiyorlar bu yoksunluğu: Çalışmayı anlamlandırmada, kendi hayatlarını anlamlandırmada, genel olarak hayatı anlamlandırmada. Anlam kuvvet verir, anlamsızlık kuvvetten düşürür. İnsanlar bir anlam görürlerse, birçok şeye göğüs gerebilir, birçok şeyi alt edebilirler, bir anlam göremezlerse hiçbir şeyin üstesinden gelemezler.
Eğer her şey anlamsız görünürse geriye ne kalır? Her şeyi oluruna bırakmak ve buna dertlenmek – ya da bütün anlamsızlığına rağmen ondan kâfi anlamı çıkartabilmek için hayatın bu imkanıyla dost olmak. İnsanın varoluşunun bütün cepheleri anlam arayışının araçlarına dönüşebilirler. Mutluluk anları da bu araçları sağlayabilirler, fakat anlam, o anların çok ötesine uzanır.
Anlam duyusal tecrübelerle gelişir; beş duyu, görme, işitme, koklama, tat alma, dokunma, altıncı duyu olarak hareket duyusu ve yedinci bir duyu olarak da iç duyu, “iç güdü” ona aracılık eder. Yedinci duyuya borçlu olduğumuz şey, sadece şu dakika için, şu saat için, şu gün için, “bir anlamı olan” bir şeydir.
Bir melankoliğe en iyi gelecek şey müzik dinlemek veya bizzat müzik yapmaktır, çünkü müzik melankoliyi mükemmel bir anlayışla karşılar. Onun titreşimleri bedeni, ruhu ve zihni topyekûn tek bir akustik uzama dönüştürmeye elverir, böylece melankolik duygu ve düşünceleri temaşa etmeyi sağlarlar. Çağlar boyunca, lir eşliğinde söylenen antik şarkılardan modern pop parçalara dek, müzik üretiminin büyük kısmı, sanatkarane bestelenmiş bir hüzün halidir.

Yorumlar
Yorum Gönder