Yalnızlığın anlaşıldığı anlar
Turistik bir tatil beldesindesin. Caddelerde, sokaklarda insanlar oluk gibi akmakta. Yakın bir zamanda askere gideceksin. Gerekli işlemleri tamamlamışsın. Askerde okumak için kitap satın almak istiyorsun.
Haliyle soluğu bir kitapçıda alıyorsun. Soluklandığın kitapçı, kitap satışlarından memnun olmasa gerek;
çünkü dükkanın yarısını kırtasiye ürünleri, hediyelik eşyalar, oyuncaklar kaplamış. Senden başka müşterinin olmadığı bu kitapçıda tozlu raflar arasında eskimeye yüz tutmuş ikinci el kitapları karıştırırken buluyorsun kendini. "Acaba ben de eskimeye yüz mü tuttum?" sorusu aklından geçiyor. Kitaplar gibi demode kaldığını anlıyorsun. İkinci el rafından bulduğun "eski defterde solmuş çiçekler" adlı kitabı inceliyorsun. O esnada yakınlaşmak istediğin; fakat bir türlü samimiyet kuramadığın kadından telefonuna bir mesaj geliyor. Samimi bir mesaja benziyor. Neden dilediğimiz şeyler hep yanlış zamanlarda gerçekleşiyordu? Kaderin cilvesi diyerek geçiştiriyorsun. Kitapçıdan çıkarken yine o tanıdık duyguyla karşılaşıyorsun. İnsanların arasından geçip giderken yalnızlığı iliklerine kadar hissediyorsun. Yalnız şöyle bir şey var, sen yalnızlığı seviyorsun; ama bazen de canını sıkıyor. Ve yalnızlık genellikle, yalnızlığın anlaşıldığı anlar da canını sıkıyor. Şükrü Erbaş, 'insanın acısını insan alır', diyordu. Oysa sen, 'insanın acısını insan deşer', diyorsun. Yirmi dokuz yaşındasın. Her geçen gün ölüme koşuyorsun. İnsanlar sürekli bir yerlere yetişme telaşı içindeler. İnsanlar neyin peşindeler? Mutluluğun mu? Kredi kartıyla gelen mutluluğun mu? Yoksa kırlarda yürümenin ve nehirde dalmanın mutluluğu mu? Hız çağında herkes kaptırmış gidiyor. Belki içinde yaşadığımız çağ aşırı hızdan sersemlemiştir, yorulmuştur; son demlerini yaşıyordur. Uygarlıklar nasıl son buluyormuş biliyor musun? Aptallık arttığında. Eve dönmek üzere minibüsteki yerini alıyorsun. Tekli koltuktasın. Sol tarafında konuşmalarına kulak misafiri olduğun bir genç kız ve oğlan oturuyor. Yol boyunca kız susmazken, oğlan kısa cevaplar veriyor. Galiba kız oğlandan hoşlanıyor diye düşünüyorsun. Senin hiç başına gelmeyen bir durum. Eski kız arkadaşınla yaptığın Safranbolu seyahatini hatırlıyorsun. Sen sürekli konuşurken o cam kenarından dışarıya bakıyor ve hiç konuşmuyor. Eve varıyorsun. Seni çıkarsız, koşulsuz seven yaşlı annen kapıyı açıyor. Otuz günlük askerliğimde yolumu gözleyecek kadın bu, diyorsun. İçini garip bir hüzün kaplıyor. Çaktırmamaya çalışıyorsun.
Yorumlar
Yorum Gönder