Kendime düşünceler

Nasıl bir evrenin parçası, dünyayı yöneten hangi varlığın türemesi olduğunun; sana ödünç verilen zamanın sınırlılığının, onu zihninin sislerini dağıtmak için kullanmadıkça, bu sınırlı zamanın yok olup gideceğinin, senin de yok olup gideceğinin ve o zamanın bir daha eline geçmeyeceğinin bilincine varmanın vakti geldi, geçiyor. 

Yapmakta olduğun şeyi gerçek bir insana yaraşır biçimde; azimle, gösterişten uzak, titiz bir ciddilik, özen, özgürlük ve doğrulukla yapmaya çalış; kendini tüm öteki uğraşlardan kurtar; her edimi, yaşamının en son edimiymiş gibi yaparsan, bunu başarırsın; her türlü hafiflikten sakınarak, mantığın kuralından sapmaksızın, ikiyüzlülükten, bencillikten, yazgının sana getirdiği her şeyden hoşnutsuzluk duymaktan kaçınarak. Dingin ve dindar bir yaşam sürmek için ne denli az şeyin gerektiğini göreceksin; çünkü tanrılar bu ilkelere uyan birisinden artık başka hiç bir şey istemeyeceklerdir. 

Kendine kötü davranıyorsun, ruhum, kendine kötü davranıyorsun! Kendini yüceltmek için başka fırsatın olmayacak. Çünkü herkesin yaşamı yalnızca bir an sürer, seninki neredeyse sonuna erdi, ama hala kendine saygı duymuyorsun, mutluluğunun başkalarının ruhlarında olup bitenlere bağımlı olmasına izin veriyorsun.

Her kim yaşam yorgunuysa, her atılımını ve her düşüncesini yöneltecek bir amaçtan yoksunsa, bir eyleme giriştiğinde aptallıklar yapar. 

Her zaman, o anda yaşamı terk edecekmişsin gibi davranmalı, konuşmalı ve düşünmelisin. 

Her şey nasıl da hızla yok olup gidiyor, hem evrendeki bedenlerin kendileri, hem de onların zaman içindeki anıları! Duyularımızla algılayabildiğimiz şeylerin doğası nedir, özellikle hazzın çekici, acı çekmenin korkutucu, boş gururun ünlü kıldığı şeylerin! Bütün bunlar nasıl da aşağılık, adi, iğrenç, kirletici ve ölü! Buna mantığımız karar vermeli. Fikirleri ve sözleriyle ün dağıtan o kişiler kimlerdir? Ya ölüm, nedir ölüm? Ölüm, mantıksal çözümlemelerle, başlı başına ele alınacak olursa, onunla ilgili bütün fanteziler dağılıp gider, ölümün doğal bir olaydan başka bir şey olmadığı anlaşılır. Ama doğal bir olgudan korkmak çocuklara özgüdür, çocukça bir şeydir; ölüm yalnızca bir doğa olgusu değil, aynı zamanda doğaya yararlı bir şeydir. İnsanın Tanrıyla nasıl, kendisinin hangi parçasıyla bağ kurduğunu, bu parçanın gerektiğinde nasıl hazır olduğunu düşün. 

Üç bin yıl ya da bunun on katı bile yaşasan, hiç kimsenin yaşamakta olduğu yaşamdan başka bir yaşamı yitirmediğini, yitirmekte olduğu yaşamdan başka bir yaşam yaşamadığını aklından çıkarma; bu nedenle en uzun yaşamın da, en kısa yaşamın da sonu aynı yere varır. Çünkü şimdiki zaman herkes için aynıdır, bu nedenle geçmekte olan da aynıdır; bunun için de yitirilen, bir andan başka bir şey değildir. Aslında hiç kimse ne geçmişi ne de geleceği yitirir, çünkü sahip olmadığı şeyi kim alabilir ondan?

Şu iki şeyi unutma: Birincisi, ezelden beri her şey aynıdır ve hep aynı döngü yinelenir, bunun için yüz ya da iki yüz yıl ya da sonsuz bir zaman için aynı görünümü görmek hiç fark etmez; ikincisi, insan yaşlı da ölse genç de ölse ölünce aynı şeyi yitirir; şimdiki zaman insanın yoksun kalabileceği biricik şeydir, çünkü sahip olduğu biricik şeydir, hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi yitiremez. 

Başına gelen herhangi bir şeye öfkelenmek evrenin doğasına aykırıdır; çünkü o tek tek bütün varlıkların özel doğalarını içinde barındırır. ikinci olarak, bir insandan yüz çevirdiğinde ya da aşırı derecede öfkelenenlerin yaptıkları gibi zarar vermek için ona doğru yaklaştığı zaman da kendini alçaltır; üçüncü olarak, hazza ya da acıya yenik düştüğü zaman kendini alçaltır. Dördüncü olarak, ikiyüzlü davranıp gerçeğe uymayan ve gerçeğe aykırı şeyler söylediği ya da yaptığı zaman. Beşinci olarak, davranışını ya da dürtüsünü belli bir amaca yöneltmediği, rastgele, düşüncesizce davrandığı zaman; oysa en küçük bir edimimizi bile yöneldiği amacın bilincinde olarak yapmalıyız; ussal varlıkların amacı, kentlerin ve kurumların en saygınının usuna ve yasasına uymaktır. 

Acele etmeliyiz, yalnızca ölüm bize her gün biraz daha yaklaştığı için değil, şeyleri anlama ve onları usumuzla değerlendirme yetimiz son gelmeden önce tükendiği için. 

Doğada var olan öteki olgulara bağlı, açıklanamaz bir büyüsü ve çekiciliği olan olguların da ayrımına varmak gerekir. Örneğin, ekmek pişerken yer yer çatlama eğilimindedir, ama bir bakıma fırıncılık sanatına karşın oluşan bu çatlaklar nedense hoşumuza gider, tuhaf bir biçimde iştahımızı kabartır. İncirler de olgunlaşınca böyle yarılırlar. Tam anlamıyla olgunlaşmış zeytinlere, yaklaşan çürüme olgusu özel bir güzellik verir. Toprağa eğilen başaklar, aslanın çatık kaşları, yabandomuzunun ağzından çıkan köpükler, daha başka birçok şey tek başlarına alındıklarında güzel görünmekten çok uzaktırlar, ama gene de doğal bir sürecin parçası olduklarından onu daha güzel, daha çekici kılmaya katkıda bulunurlar. Öyle ki, duyarlı, evrendeki olguları derinden kavrayacak zekası olan bir insan, ikincil sonuçlar olarak ortaya çıkan şeyler arasında bile, kendine özgü bir çekiciliği olmayan neredeyse hiçbir şey bulamaz. Böyle bir insan, yabanıl hayvanların görkemli bir biçimde açılmış ağızlarına bakmaktan, ressamlarla yontucuların bunlara ilişkin betimlemelerinden duyduğundan daha az hoşnutluk duymaz; dikkatli gözleriyle yaşlı bir erkekte ya da yaşlı bir kadında kendine özgü güzelliği algılayacaktır, çocukların sevimliliğini algıladığı gibi. Kendilerini herkese değil, yalnızca doğayı gerçekten sevenlere gösteren buna benzer daha birçok şeyin ayrımına varacaktır.

Hipokrat birçok hastalığı iyileştirdikten sonra, kendisi de hastalanıp öldü. Kalde'li yıldızbilimciler birçok kişinin ölümüyle ilgili kehanette bulundular, sonra onlar da yazgıdan kaçamadılar. Büyük İskender, Pompey, ve Sezar birçok kenti yerle bir ettiler, on binlerce atlı ve yayayı savaş alanında kılıçtan geçirdiler, ama gün geldi, onlar da bırakıp gittiler yaşamı. Heraklitos, dünyanın nasıl ateş tarafından yok edileceği üstüne öylesine uzun uzun tartıştıktan sonra, vücudu su topladı, bedenine inek pisliği sıvanmış olarak öldü. Demokritos'u pireler öldürdü, Sokrates'i ise bambaşka bir pire türü. Bütün bunların anlamı nedir? Gemiye bindin, yolculuğu tamamladın, limana vardın: Kıyıya çık. Başka bir yaşama doğru gidiyorsan, öte dünyada bile tanrılar eksik değil; öte yandan artık hiçbir şey duymayacağına göre acıları ve hazları duymayacaksın ve ondan üstün olduğu ölçüde ona hizmet edenden çok daha aşağı olan bedenin kabuğuna hizmet etmeyeceksin: Çünkü biri zihin ve koruyucu ruhtur, ötekiyse toprak ve çürümüşlük.

Günün birinde seni verdiğin sözü tutmamaya, onurunu kırmaya, bir başkasından nefret etmeye ya da kuşku duymaya ya da onu lanetlemeye, gerçek duygularını gizlemeye yahut duvarların ve perdelerin arkasında kalması gereken şeyleri arzulamaya zorlayabilecek hiçbir şeyi hiçbir zaman kendine yararlı sayma. Kendi zihnine saygı duymayı seçen ve kendini onun mükemmelliğine bağlanmaya adayan insan sahnedeymiş gibi davranmaz, yakınmaz, ne yalnızlık ne de kalabalıklara gereksinim duyar, her şeyden önce de -en önemlisi bu- hiçbir şey aramaksızın, ama hiçbir şeyden de kaçmaksızın yaşayacaktır, canının teninde uzun bir zaman mı yoksa kısa bir zaman mı kalacağı hiç ilgilendirmez onu; hemen şu anda yeryüzünden ayrılması gerekse bile ağırbaşlılık ve düzen içinde yerine getirilmesi gereken herhangi başka bir işe hazır olduğu gibi buna da hazırdır, yaşamı boyunca zihnini; ussal ve toplumsal bir varlık oluşuna aykırı hiçbir şeye yönelmemeye dikkat eder. 

Öyleyse, bundan başka her şeyi bir yana at ve yalnızca bu birkaç şeyi zihninde tut. Ayrıca, her birimizin yalnızca şimdiki zamanda, bu kısacık anda yaşadığını unutma; geri kalan günlerimiz ya çoktan geçip gitmiştir ya da bilinmeyen gelecektedir. Dolayısıyla her birimizin yaşamı kısadır, bu yaşamın üstünde yaşandığı yeryüzü köşesi de küçüktür; en uzun süren ünler bile kısadır; çoktan ölmüş birini tanımak bir yana, kendilerini bile tanımayan, kısa bir süre sonra ölmeye yazgılı bir zavallı ölümlüler kuşağından ötekine geçer onlar da. 

Sana verilen ödevi mantığa uyarak, görev duygusuyla, enerjiyle ve yumuşaklıkla yapar, ikincil sorunların dikkatini dağıtmasına izin vermez, içindeki tanrısallığın arılığını, her an onu teslim edebilecekmişsin gibi korursan, eğer buna uygun davranırsan, kendin için hiçbir şey istemeksizin ve hiçbir şeyden kaçmaksızın, her zaman doğayla uyum içinde, her söylediğinde yüreklice içten olursan, mutlu yaşarsın. Ve hiç kimse seni engelleyemez. 

Sende hoşnutsuzluk uyandıran şey nedir? İnsanların kötülüğü mü? Şunları anımsa: Ussal varlıklar birbirleri için doğmuşlardır; hoşgörü adaletin bir parçasıdır; insanlar istemeden kötülük yaparlar; birbirleriyle savaşırlar, birbirlerinden kuşkulanırlar, nefret ederler, birbirlerini yaralarlar, en sonunda da ölür, toprağa dönüşürler. Bir düşün bunu ve artık yakınma! 

Bunun için, senin kendinin olan bu küçük toprak parçasına çekilmeyi unutma, her şeyden önce de, kederlenme, öfkelenme, özgürlüğünü koru ve şeylere gerçek bir insan, insancıl biri, bir yurttaş, bir ölümlü yaratık gibi bak. Zihninde tuttuğun ve sık sık başvurduğun ilkelere şu iki ilkeyi de ekle: Birincisi, dışsal şeyler zihnini etkilemez, her zaman onun dışında, devinimsiz kalırlar; bütün tedirginlikler içimizdeki düşünceden kaynaklanır; ikincisi, şu anda gördüğün her şey çok kısa bir zamanda değişime uğrayacak, artık var olmayacaktır. Senin kendinin de böyle ne çok değişikliğe tanık olduğunu sürekli olarak düşün. "Evren değişimdir; yaşamsa kanı." 

Doğum gibi ölüm de doğanın bir gizemidir: Aynı öğelerin birleşip ayrışması. Öyleyse, bunda utanç duyulacak bir şey yoktur, çünkü ussal yaratıkların ne doğasına, ne de yapısına aykırıdır bu. 

"Olan her şey doğrudur." Dikkatlice düşünürsen bunun doğru olduğunu göreceksin. Yalnızca neden sonuç bağlantısı bakımından söylemiyorum bunu, adalet bakımından, birisi onu tek tek durumun hak ettiğine göre dağıtıyormuş gibi söylüyorum. Öyleyse başladığın gibi dikkatle bak ve her ne yaparsan yap bir insanın iyi olmasının ne anlama geldiği hakkında oluşturduğun fikre göre yap. Her davranışında bu kurala uy. 

Bütünün bir parçası olarak geldin dünyaya. Seni üreten şeyin içinde yok olacaksın; ya da, daha doğrusu, bir değişim süreci aracılığıyla yaratıcı usa döneceksin yeniden. 

Aynı sunağın üstüne saçılmış birçok tütsü taneciği: Biri daha önce düşmüş, öteki daha sonra; ama arada hiçbir fark yok.

On gün içinde şimdi seni yabanıl bir hayvan ya da bir maymun gibi gören insanlara tanrı gibi görüneceksin, ilkelerine ve usa saygıya dönersen.

Önünde daha yaşanacak on bin yıl varmış gibi yaşama. Yazgı başının üstünde asılı duruyor. Yaşadıkça, elinden geldiğince iyi ol.

 Ölümünden sonra ün kazanmayı tutkuyla isteyen kişi; onu anımsayacak kimselerin her birinin çok geçmeden, sırası gelince öleceğini, onların ardından gelenlerin de başına aynı şeyin geleceğini, anısının, sürekli olarak bu kişilerin birinden öbürüne geçerken, sırayla bir yanıp bir sönerek sonunda tam bir yok oluşa varacağını düşünmez. Senin anını saklayacak kişilerin ölümsüz olduklarını, bu nedenle senin ününün de ölümsüz olacağını varsaysak bile, bunun sana ne yararı var? Övgünün, bazı pratik amaçlar dışında, ölülere hiç yararı olmadığını söylememe gerek var mı? Gerçekten de, doğanın sana bağışladığını şimdi yersizce önemsemiyorsun da, başkalarının senden sonra hakkında ne söyleyeceklerine takıyorsun zihnini. 

Ruhlar varlıklarını sürdürüyorlarsa, ezelden beri havada hepsi için nasıl yeterince yer olabilir? Peki yeryüzünde, onca zamandır gömülen bedenler için nasıl yeterince yer vardır? Toprakta ölü bedenlerin bir süre sonra dönüşüm ve çözülmesiyle öteki cesetlere yer açmaları gibi, havaya çıkan ruhlar da, bir süre orada kaldıktan sonra, dönüşürler, dağılırlar, yanarlar, evrenin yaratıcı ilkesine geri dönerler; böylece arkadan gelen ruhlara yer açarlar. Ruhların varlıklarını sürdürdükleri varsayımını kabul ederek vereceğimiz yanıt budur. Yalnızca toprağa gömülen bedenlerin büyük sayısını değil, aynı zamanda her gün bizim ve başka canlıların yedikleri hayvanların sayısını da hesaba katmalıyız. Ne çok hayvan tüketiliyor ve denebilirse, besinlerini onlardan sağlayanların bedenlerine gömülüyorlar! Gene de onları içine alacak yeterince yer var, tam da, kana dönüştükleri, havaya ve ateşe dönüştükleri için.

Onu gördün, şimdi de buna bak. Tedirgin olma, yalın ol. Birisi yanlış bir şey mi yapıyor? Onu kendine karşı yapıyor. Başına bir şey mi geldi? İyi; daha en başından beri başına gelenler, evrensel doğa tarafından önceden kararlaştırılmış ve yaşamının dokusuna katılmıştır. Kısaca, yaşam kısadır, şimdi'den yararlanmalısın ama sakınımla ve adaletle. Dikkatin dağılmışken bile ayık ol. 

İster kusursuzca düzenlenmiş, ister rastgele bir araya gelmiş olsun, evren gene de bir düzendir. Senin içinde belli bir düzen varken,  bütünün içinde düzensizlik olabilir mi, özellikle bütün şeylerin birbirinden ayrı, ama gene de kaynaşmış, uyum içinde birbirine bağlanmış olduklarını düşününce?

Kötü bir karakter: Erkeksi olmayan, inatçı, yabanıl, hayvansı, çocuksu, umursamaz, yapmacık, başkalarının sırtından geçinen, para canlısı, zorba.

Öğrendiğin mesleğini sev ve ondan hoşnut ol. Ömrünün geri kalanını, sahip olduğu her şeyi bütün yüreğiyle tanrılara adayan biri gibi ve ne zorba, ne de kimsenin kölesi olarak geçir.

Vespasianus'un dönemini al, örneğin. Bugün de olmakta olan her şeyi bulacaksın orada: İnsanların evlendiklerini, çocuk yetiştirdiklerini, hastalandıklarını, öldüklerini, savaştıklarını, şenlikler yaptıklarını, ticaretle uğraştıklarını, toprağı işlediklerini, dalkavukluk ettiklerini, büyüklük tasladıklarını, birbirlerinden kuşkulandıklarını, dolap çevirdiklerini, pusu kurduklarını, başkalarının ölümünü dilediklerini, şimdiki zamandan yakındıklarını, servet biriktirmeyi sevdiklerini, yüksek mevkiler, konsüllük ya da hükümdarlık için yanıp tutuştuklarını... Ama şimdi yaşamları bir hiç, hiçbir yerde yok artık. 

Epiktetos'un sık sık söylediği gibi, "bir ölünün ağırlığını taşıyan kırılgan bir ruhsun sen." 

Gelip geçen her şey; tıpkı ilkbaharda açan güller ve yaz meyveleri gibi alışılmış ve bildiktir; hastalıklar, ölüm, iftira, kıskançlık ve budalaları sevindiren ya da hüzünlendiren her şey için de geçerlidir bu. 

Bu adam şu adamın cenazesine katıldı, sonra sıra ona geldi, onun cenazesine katılan şu öteki adama da sıra geldi ve bütün bunlar çok kısa bir zaman içinde oldu! Kısaca, insansal olan her şeyin gelgeç ve değersiz olduğunu her zaman düşün: Dün bir balgam damlası, yarın bir mumya ya da bir avuç kül. Öyleyse şu anı doğayla uyum içinde geçir, sonra da yaşamını dinginlik içinde bitir, tıpkı bir kez olgunlaşınca toprağa düşen, böylece onu üreten toprağı kutsayan ve onu büyüten ağaca gönül borcu duyan zeytin tanesi gibi.

Dalgaların art arda gelip çarptıkları kaya gibi ol: Sağlam, kıpırtısız, çevresinde kaynayan suların dinginleşmesini seyreden. Bundan böyle, üzülmene yol açan her güçlük karşısında, şu ilkeyi uygulamayı unutma: Bu bir şanssızlık değildir, ama ona yüreklice katlanmak şanslılıktır. 

Her zaman en kısa yoldan git; en kısası doğayı izleyen yoldur. Bu yol seni sonunda her şeyi en sağduyulu biçimde söylemeye ve yapmaya götürür. Çünkü böyle bir amaç seni dertlerden ve çatışmalardan, her türlü kaygıdan ve gösterişten kurtarır. 

Sabahları canın yataktan çıkmak istemediğinde, hemen şöyle düşün: "Bir insanın görevini yerine getirmek için kalkıyorum. Bunu yapmak için doğdum, bu dünyaya bunun için getirildim, peki ama neden yakınıyorum öyleyse? Yataktan çıkmayıp yorganı başıma çekmek için mi yaratıldım yoksa" "Kuşkusuz çok daha hoş bir şey bu." "Bunun için mi geldin dünyaya öyleyse? Harekete geçmek için değil de, duyuları sınamak için mi? Ağaçları, kuşları, karıncaları, örümcekleri, arıları görmüyor musun? Onların her birinin evrenin akışı içinde kendine düşen görevi yerine getirdiğini, evrensel düzene küçük de olsa katkıda bulunduğunu görmüyor musun? Sense, kendi adına, bir insan olarak yapman gereken şeyi yapmayı ret mi edeceksin? Kendi doğana uygun olanı yapmak için acele etmeyecek misin? "Ama dinlenmek de gerek." Elbette bence de öyle. Ama doğa yemeye içmeye olduğu gibi, buna da sınır koymuş; oysa sen bu sınırları aşıyorsun, gerekli olanın dışına çıkıyorsun. Sıra eyleme gelince de, yapabileceğinden azını yapıyorsun. Gerçek şu ki, sen kendini sevmiyorsun, kendini sevseydin, hem kendi doğanı, hem de onun istemlerini severdin. Mesleklerini seven insanlar, yaptıkları işe kendilerini öylesine kaptırmışlardır ki, yıkanmayı, yemek yemeyi bile unuturlar; oysa sen kendi doğana; oymacının oymacılık sanatına, dansçının dansa, cimrinin parasına, kibirlinin azıcık ününe verdiğinden daha az değer veriyorsun. 

Doğanın çizdiği yolda ilerliyorum, toprağa düşüp erince kavuşacağım; her gün içime çektiğim havaya son soluğumu verip, babamın, yaşam tohumunu; annemin, kanını; sütannemin sütünü aldığı ve benim yıllardır günbegün ekmeğimi ve suyumu çıkardığım toprağa düşeceğim güne dek; adımlarımı ve ondan sağladığım sayısız yararları taşıyan toprağa. 

Var olan ve doğan her şeyin nasıl hızla geçtiğini, yok olup gittiğini düşün sık sık. Çünkü madde durmadan akan bir ırmağa benzer, etkinlikleri sürekli dönüşümlere uğrar, değişkeleri sonsuzdur, hemen hemen hiçbir şey dural değildir, elini uzatsan tutabileceğin kadar sana yakın olan şey bile. Geçmişin ve geleceğin, içine her şeyin yok olup gittiği sınırsız uçurumunu düşün. Öyleyse, bütün bunların ortasında gurura kapılmak, çırpınmak, yakınmak aptallık değil midir, sıkıntılarımız uzun bir zaman sürmeye yazgılıymış gibi. 

Küçücük bir parçasını oluşturduğun tözün bütünlüğünü düşün; sana kısacık, uçucu bir parçacığının ayrıldığı tüm zamanın bütünlüğünü, içinde ne kadarcık bir parçasını oluşturduğun yazgıyı düşün. 

Yakında küle ya da iskelete döneceksin; bir addan başka bir şey olmayacaksın, belki adın bile olmayacak. Ama bir ad bir sesten, bir yankıdan başka bir şey değildir. Yaşamda en çok değer verilen her şey boş, bozuk, bayağıdır; birbirini ısıran enikler, bir gülüp bir ağlayan kavgacı çocuklar. İnanç, alçakgönüllülük, adalet ve gerçek, "yeryüzünün enginliklerinden Olimpos'un yüceliklerine dek" uçup gittiler. Öyleyse; seni hala burada tutan nedir? Algıladığın nesneler değişken ve kararsız, duyular izlenimlerce aldatılabilir, ruh bir soluk veriş; ünse böyle bir dünyada bomboştur. Öyleyse ne yapmalı? Sabırla yok olmayı ya da bu dünyadan göçmeyi beklemeli. Peki o an erişinceye dek neyle yetinmeli? Tanrılara tapınmaktan, onları kutsamaktan, insanlara iyilik etmekten, onlara hoşgörülü olmaktan, onlardan uzak durmaktan başka ne olabilir? Salt bedenin ve soluğun sınırları içinde kalan şeylere gelince, bunların sana ait olmadıklarını, senin denetiminin sınırları içinde olmadıklarını anımsa. 

Her zaman mutlu yaşayabilirsin, çünkü doğru yolu izlemek, ona göre düşünmek ve davranmak senin elindedir. Şu iki ilke Tanrı'nın ve insanların ve her ussal yaratığın ruhlarının ortak niteliğidir: Başkalarının seni engellemesine izin verme, kendi iyiliğini doğruyu istemekte ve doğru davranmakta ara ve arzularını buna göre sınırlandır. 

Bir şeyi başarmak sana zor geliyorsa, bunun insan yeteneğini aşan bir şey olduğunu düşünme hemen; tersine, bir şey olanaklı ve insanın yapabileceği bir şeyse, senin de onu başarabileceğini düşün. 

Eğer birisi, fikirlerimin ve eylemlerimin yanlış olduğunu kanıtlayarak beni ikna ederse, seve seve değiştiririm onları, çünkü benim aradığım gerçekliktir, gerçeklikten kimse zarar görmez, yanılgılarında ve bilgisizliklerinde direnenlerden başka. 

Makedonyalı İskender ve seyisi ölünce başlarına aynı şey geldi: Çünkü ya her ikisi de her şeyin doğduğu evrenin döl yatağına döndüler ya da parçalanıp atomlara ayrıldılar. 

Her bireyin zihinsel ve fiziksel varlığında bir ancık zaman içinde ne çok şeyin olup bittiğini düşün; o zaman, evren dediğimiz uçsuz bucaksız bütünün içinde aynı zaman diliminde çok daha büyük sayıda şeyin olmasına şaşmazsın. 

Ölüm duyuların aldatıcılığından, insanı kukla gibi oradan oraya çekiştiren içgüdülerden, saçma sapan düşüncelerden, tenin tutsağı olmaktan kurtarır bizi. 

Kötülük nedir? Birçok kez gördüğün şeydir. Şunu aklından çıkarma: Olup biten her şey, birçok kez gördüğün bir şeydir. Nereye baksan hep aynı şeyleri göreceksin; antik tarih, daha sonraki çağların tarihi, yakın zamanın tarihi onlarla doludur; şimdi de kentlerimizi, evlerimizi onlar dolduruyor. Yeni olan hiçbir şey yok: Her şey kendini yineliyor ve hemen geçip gidiyor. 

Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklından çıkarma. 

Söylediğin her sözcüğü tart; attığın her adıma dikkat et. Verdiğin her kararın ne gibi sonuçları olacağını düşün. Bu ikinci durumda, amacın ne olduğunu daha başından gör; birinci durumda ise sözcüklerin ne anlama geldiğine dikkat et. 

Ne yaparsam yapayım, ister kendi başıma, ister bir başkasının yardımıyla, tek bir amaca, ortak yarara ve toplumla uyuma yönelmeliyim. 

Bir zamanlar ünlü olan ne çok insan çoktan unutuluşa yenik düştü. Onlara övgüler düzen daha nicesi çoktan göçüp gittiler. 

Değişiklikten korkmak mı? Ama değişiklik olmazsa ne olabilir ki? Evrensel doğaya bundan daha yakın, daha değerli bir şey olabilir mi? Odun değişime uğramazsa, sıcak banyo yapabilir misin? Besinler değişime uğramazsa beslenebilir misin? Değişim olmaksızın hangi yararlı şey meydana gelebilir? Öyleyse, senin kendi değişiminin de aynı nitelikte olduğunu, evrensel doğaya aynı biçimde gerekli olduğunu görmüyor musun? 

Şu anda gördüğün her şey çok geçmeden her şeyi yöneten doğa tarafından dönüştürülecek; onların özü yeni şeylere dönüşecek, onların özü de başka şeylere; dünya hep genç kalsın diye.

Yakında her şeyi unutacaksın; yakında herkes seni unutacak.

Marcus Aurelius 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız