Yaşamda bir başlangıç ya da Renaissance

-30 yaş her şey için geç midir sorunsalı? 

Standart bir insanın ortalama yaşam süresi az çok bellidir. Bu süre zarfında şey diye genellediğimiz bir sürü aksiyonlarımız oluyor. İdeal dünyada, hayata ne kadar erken başlarsak ve ne kadar az pasif statüde; hep bir aksiyon halinde olursak geç kalmışlık hissinden o kadar uzak kalırız. İstediğimiz aksiyonları hayata geçirmenin süresini de kısaltmak için de gereken tek şey paradır. Paran varsa 18 yaşında yelkenliyle okyanusu aşabilir, 40 yaşına kadar tek kamaralı bir teknem olsun hafta sonları Yalova'dan balığa çıkarız demezsin. Biraz uç bir örnek ama paranın varlığının ne kadar büyük bir aksiyon (şey) farkına ve kaç yıl geç kalmaya (ortalama yaşam süresinin 4te 1i) yol açtığına dikkat çekmek gerekiyor. Özetle paran yoksa ve yaşama sevincin düşükse yani bu ülkedeki büyük çoğunluktan biriysen evet 30 yaş her şey için geçtir. 30 üstü herkese geçmiş olsun. 
                                                                                                                         "Ekşi sözlükten alıntıdır."

İki bin beş yüz frankın bin beş yüzünü verince, araba yapımcılarının acıyıp arabayı vereceklerini umuyordu; ama, üç dakika düşündükten sonra, "hayır, hepsi aç köpek bunların! hepsi para canlısı!" dedi yüksek sesle. 

"Çürüme servetle gelmiş, her zaman olduğu gibi!" demişti içinden. 

Eskiden güzel olan bu kadın kırk yaşlarında görünmekteydi; ama mutluluğun verdiği alevden yoksun olan mavi gözleri çoktandır dünyadan el etek çektiğini gösteriyordu.

Al, ekmeğinle çikolatanı unutuyordun! Yavrum, gene söylüyorum, hanlardan hiçbir şey alma, buralarda en ufak şeylere değerlerinin on katını ödetirler adama."

Ben atalarımın dinini bırakıp İslam'a geçmek istemedim, hele bu din değiştirmenin hiç mi hiç takmadığım bir cerrah işlemi gerektirdiği de düşünülürse. Hem sonra hiç kimse bir dönmeye saygı duymaz. Ha! şöyle yüz bin franklık bir yıllık gelir önerselerdi, belki de... 

Doğu'da en sık rastlanan durum kıskançlıktır. Yasalarının bir maddesine göre, bir kadını basit bir kuşku üzerine torbaya sokup ağzını dikerek suya atarlar. "Siz de attınız mı?" diye sordu çiftçi. "Ben mi? Boş versenize! Ben Fransız'ım! Onları sevdim."

Bakın, mösyö, Türkler nasıldır: çiftçisiniz, padişah sizi mareşalliğe atar; görevinizi onun dilediği biçimde yapmazsanız, yandınız, kelleniz gider: padişahın görevlileri görevden alma biçimi budur. Bir bahçıvan valiliğe yükseltilir, bir başbakan yeniden çavuş oluverir. Osmanlılar ilerleme ve kademe yasalarını hiç mi hiç bilmezler! Hüsrev de süvariyken bahriyeli olmuştu. 

Oscar, ressam ve Mistigris, üçü de aynı ölçüde utanmış durumda, birbirlerine baktılar; ama Mistigris rolüne sadık kaldı, "Ne yapalım! Pabuç gitti, bari çorabı kurtaralım! Biz gitmemize bakalım!

Fransa yüksek meclis üyesi, bu bakan genç adamlar gibi ağlamıştı. Son gözyaşlarını dökmüştü. Tüm insan duyguları hep birden öyle zorlu, öyle canlı bir biçimde saldırmıştı ki bu öylesine dingin adam, kendi parkında yaralı bir yırtıcı hayvan gibi yürümekteydi. 

Yazık ki boşboğazlıklarımız cinayetler gibi cezalandırılır.

"Salağın teki", dedi Georges. "O olmasa, kont eğlenecekti. Ama olsun, ders derstir, bir daha posta arabalarında konuşmaya kalkarsam!"

Ayrıca da "çok konuşan çok çuvallar."

"Bu çocuk boş gururdan başka bir şey değil", dedi. "Gururlu insan alçalır, çünkü kimi alçalışlarda büyüklük vardır. Korkarım, bu çocuğu hiçbir zaman adam edemeyeceksiniz."

Oscar'ın damarlarında nasıl bir kan dolaşıyor ki? onun hakkında bir övgüde bulunamam doğrusu, davranışı tam bir kuşbeyinlinin davranışı: size yazdığım sırada, tek bir sözcük söyleyemedi daha, karımın ya da benim hiçbir sorumuza yanıt vermedi. Budala mı olacak, yoksa şimdiden öyle mi?

Bu yaşta, tinsel izlenimler birbirini öylesine hızlı izler ki, önceki ne denli derin kazılmış olursa olsun, birbirlerini zayıflatırlar. Bu nedenle, şu son zamanlarda insanseverlerce sert biçimde eleştirilmiş olmalarına karşın, kimi durumlarda çocuklar için bedensel cezalar zorunludur; en doğalı da budur ayrıca, çünkü doğa da başka türlü davranmaz, derslerinden sürekli bir anı bırakmak için acıyı kullanır. Kahya bedensel bir ceza ekleseydi, ders belki de tam olurdu. Cezaların uygulanmasında gösterilmesi gereken kavrayış onlara karşı en büyük gerekçedir; çünkü, eğitici sık sık yanılgıya düşerken, doğa hiçbir zaman yanılmaz. 

"Ben hastalara bakmak ya da büyük bir evde çamaşırcılık ya da bulaşıkçılık yapmak zorunda kalsam, ekmeğimi kazanabilirim. Ama sen ne yapacaksın?" dedi Oscar'a. "Bir varlığın yok, edinmek zorundasın, yaşayabilmek için bu gerekir. Siz gençler için yalnızca dört yol var: tecim (ticaret), devlet görevi, ayrıcalıklı meslekler, bir de askerlik. Her türlü tecim sermaye gerektirir, bizim de sana verecek bir şeyimiz yok. Sermaye olmayınca, genç bir adam bağlılığını, becerisini kullanır; ama tecim büyük bir ağız sıkılığı gerektirir, senin dünkü davranışınsa, bunda başarılı olacağın konusunda hiç umut vermiyor. Kamu yönetimine girmek için, çok uzun bir süre kadrosuz çalışman ve koruyucularının olması gerekir, sense tek ve herkesten güçlü koruyucumuzu kaçırdın. "Hadi, Oscar, ileride sıkı ağızlı olacağına, yerli yersiz konuşmayacağına, o saçma özsaygını bastıracağına söz ver bana."

Perhiz sağlıklı tutar adamı. Genç adam, sıkı ağızlı, dürüst, çalışkan olacaksın, o zaman başarırsın! İnsan servetini kazanmaktan büyük haz duyar; dişlerin de yerinde kaldı mı yaşlılığında gönlünce yersin, arada sırada, benim gibi, eğlenceye de dalarsın!

Parasız hiçbir şey yapılamaz, bugün bunu biliyorsun; üstündekileri çıkarıp işçi gömleği giyerek yeni bir yola başlayacak adam da değilsin. Ayrıca, annen seni seviyor, onu öldürmek ister misin? Bu kadar aşağılara düştüğünü görürse, ölür." Oscar oturdu, artık gözyaşlarını tutamadı, bol bol aktı gözyaşları. Bugün bu dili anlıyordu, oysa ilk kusuru sırasında onun için hiç mi hiç anlaşılmaz bir dildi. Moreau acımasız sağsözünün derinliğini hiç usuna getirmeden: "Parasız insanlar kusursuz olmalıdır!"

Oscar Husson o sırada yirmi beş yaşındaydı. Muhafız Birliği'nin garnizonu her zaman Paris'te ya da başkent çevresinde otuz fersah bir uzaklıkta yer aldığından, zaman zaman annesini görmeye geliyor, ona acılarını anlatıyordu, çünkü hiçbir zaman subay olamayacağını anlayacak kadar akıllıydı. O dönemde, süvari sınıfında rütbeler nerdeyse yalnızca soylu ailelerin ikinci oğullarına ayrılmıştı, adlarında soyluluk belirtisi bulunmayanlar çok zor ilerlemekteydi. 1830 şubatında, annesi, St Paul papazı olan rahip Gaudron aracılığıyla, kralın büyük gelininin yardımını sağladı ve Oscar teğmenliğe yükseltildi.

Düşmüş kişilerin en beylik saçmalıklarından biri insanları tanımak ve kendini onlara tanıtmaktır. 

Toplum içinde yükseliş her şeyden önce paranın gücüyle gerçekleşir ve insanlar her şeyden önce parayı arar. Oscar da sonunda durumunu gittikçe düzelterek zaman içinde küçümsenmeyecek bir patron durumuna gelmiş olan arabacı Pierrotin'in kızıyla evlenerek tamamlar yükselişini.     

                                                                                                                                                  Balzac




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız