Doğruyu söylemek

Parrhesia -ya da “hakikati söyleme konusundaki dü­rüstlük”

Parrhesia İngilizce’ye genellikle “free speech” [özgür konuş­ma] (Fransızca’ya franc-parler [açıksözlülük], Almanca’ya da Freimüthigkeit [açıksözlülük]) şeklinde çevrilir.

İki tür parrhesia’yı birbirinden ayırmamız gerekir. Bunların birincisi, sözcüğün “boşboğazlık” sözcüğüne yakın anlamda kullanıldığı ve kişinin zihnindeki birtakım şeyleri -ya da her şeyi- niteliksel bir ayrım gözetmeksizin söylediği durumu be­timleyen aşağılayıcı anlama denk düşer.

Peki parrhesiastes doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi söyler yoksa gerçekten doğru olan şeyi mi? Bence parrhesiastes doğru olan şeyi söy­ler; zira o şeyin doğru olduğunu bilir ve o şeyin doğru oldu­ğunu bilmesi, o şeyin gerçekten de doğru olmasından kaynak­lanır.

Parrhesia tehlike karşısındaki ce­saretle ilintilidir ve belli bir tehlikeye rağmen hakikati söyleme cesaretine sahip olunmasını talep eder. Ve hakikati söylemek, en uç biçimiyle, yaşam ve ölüm “oyununun bir parçası sayılır.

Parrhesiastes daima hitap ettiği kimse­den daha güçsüz konumdadır. Parrhesia bir anlamda “aşağı­dan” gelip “yukarı” yönelir. Bu nedenle bir Yunan, bir çocuğu eleştiren bir öğretmen ya da bir babanın parrhesia kullandığını söylemeyecektir. Ancak bir filozof bir tiranı eleştirdiğinde, bir vatandaş çoğunluğu eleştirdiğinde ya da bir öğrenci öğretme­nini eleştirdiğinde parrhesia kullanılmış olabilir.

MS II. yüzyılda Plutarkhos da “Konuşkanlık Üzerine” [Peri adoleskhias] adlı denemesinde dişlerin bir tür çit ya da kapı vazifesi gördüğünü söyler ve şunu ekler: “Dil itaat edip ken­dini sınırlamazsa, onu kanayana kadar ısırarak ölçüsüzlüğünü kontrol edebiliriz.”

Bu athuroglossos ya da athurostomia (ağzında kapı olmayan kişi) olma mefhumu, sessiz sakin duramayan ve aklına gelen her şeyi söylemeye yatkın mizaca sahip sınır bilmez gevezeler için kullanılır.

Diliniz “sürekli işleyen bir zemberek” gibiyse, konuşmanı­zı gerektiren durumları sessiz kalmanız gerekenlerden ya da söylenmesi gerekenleri söylenmeden kalması gerekenlerden ya da konuşmanın gerektiği ortam ve durumları sessiz kal­manın gerektiği ortam ve durumlardan ayırt edemezsiniz. Bu nedenle Theognis boşboğaz insanların iyi ya da kötü haberleri ne zaman vermeleri gerektiğini ya da kendi işlerini başkalarınınkinden nasıl ayıracaklarını bilmediklerini söyler.

“Cehalet insanlar için kötü olan her şeyin kök saldığı, filizlen­diği ve koparanların ağzına acı bir tat bırakan meyvelerin ye­tiştiği topraktır.”

Sokrates’in rolü, kişinin kendi hayatı hakkında akılcı bir izahat vermesini talep etmektir.

Kinikler daha ziyade herhangi bir davranışı ya da hayat tarzını değerlendirecek temel kriter olarak özgürlüğe (eleutheria) ve kendi kendine yetmeye (au- tarkeia) gönderme yaparlar. Kinikler için insan mutluluğunun temel koşulu, kişinin sahip olmak istediği ya da yapmaya karar verdiği şeyin kişinin kendisinden başka hiçbir şeye bağlı ol­madığı autarkeia, yani kendi kendine yetme ya da bağımsızlık durumudur.

Skandal yaratan boyutlarıyla Kinik parrhesia, aynı zaman­da birbiriyle çelişik ve mesafeli görünen iki davranış kuralını bir araya getirme pratiğine de başvurmuştur. Örneğin beden­sel ihtiyaçlar meselesiyle ilgili olarak... Yemek yiyorsun. Ye­mek yemekte skandala yol açacak bir şey yok; o halde halka açık yerlerde yemek yiyebilirsin (gerçi Yunanlar için bu pek bariz bir doğru değildir ve Diogenes zaman zaman agorada yemek yemekle itham edilmiştir). Diogenes agorada yemek yediği için, aynı mekânda mastürbasyon yapmasının önünde bir engel bulunmadığını düşünmüştür; zira her iki durumda da bedensel ihtiyaçlarını tatmin etmektedir (ve üstüne üstlük Diogenes “elini karnına sürterek açlığı gidermenin de aynı derecede kolay olmasını isterdi”).

Nitekim Diogenes’in yaşadığı dönemde ken­disiyle ilgili yapılan tek göndermeye Aristoteles’in Retorik adlı metninde rastlanır ve Aristoteles burada Diogenes’in adını bile anmayıp sadece “Köpek” hitabını kullanır. Yunanistan’ın genellikle elit kesime mensup soylu filozofları hemen her za­man için Kinikleri görmezden gelmişlerdir.

Diogenes’in oyunu budur: muhatabının gururunu hedef almak ve onu id­dia ettiği şey olmadığını fark etmeye zorlamak; ki bu kişinin bildiğini iddia ettiği şey konusunda cahil olduğunu gösterme­ye yönelik Sokratesçi girişimden bir hayli farklıdır.

Sokratik diyaloglarda, kimi zaman bildiğini iddia ettiği şeyi bilmediğini fark eden kişinin gururunun zedelendiğini görebilirsiniz. Ör­neğin Kallikles cehaletinin farkına varması sağlandığında, gu­rurunun zedelendiği gerekçesiyle tartışmadan vazgeçer. An­ cak bu Sokratik ironinin esas hedefinin bir tür yan etkisidir. Sokratik ironinin amacı kişiye kendi cehaleti konusunda cahil olduğunu göstermektir. Diogenes’in durumunda ise esas hedef gururdur; cehalet/bilgi oyunu ise bir yan etkidir.

Diogenes’in akıl yürütmesi şöyledir: Eğer silah taşıyorsan, korkuyorsun demektir. Korkan bir kimse kral olamaz. O hal­de, İskender silah taşıdığına göre gerçek bir kral olamaz.

Sokratik diyalog cahil bir kafadan cehaletin farkındalığına giden çapraşık ve dolambaçlı bir yol çizerken, Kinik diyalog daha ziyade büyük öfke sıçramaları ve barışçıl sükûnet anları­na (ki bu barışçıl alışverişler de muhatap için yeni tuzaklardır) sahip bir dövüş, bir muharebe ya da savaş gibidir.

Zihin, her gün kendisi hakkında hesap vermeye davet edilmelidir. Sextius’un böyle bir alışkanlığı var­dı ve gün bitip de gece dinlencesine çekildiğinde, ruhuna şu soruları sorardı: “Bugün hangi kötü alışkanlıkları iyileştirdin? Hangi hataya direndin? Hangi bakımlardan daha iyisin artık?”

Bütün günü en küçük ayrıntısına kadar elekten ge­çirmekten daha güzel bir şey olabilir mi? Ve bu kendini sorgulama sonrasındaki uyku ne tatlı olur... Ruh kendini övdükten ya da payla­dıktan, kendiliğin bu gizli sorgulayıcısı ve eleştirmeni kendi karakte­riyle ilgili izahatı verdikten sonra, ne rahat, ne derin ve ne katıksız bir uyku uyunur!

Pythagorasçılar uyumadan önce bu tür sorgulamalar yapmak ve gün boyunca işledikleri ha­taları hatırlamak zorundaydılar. Bu tür hatalar Pythagorasçı okulların son derece sıkı kurallarının ihlal edildiği davranış­lardan oluşurdu. Ve bu sorgulamanın en azından Pythagorasçı okullardaki amacı, ruhu temizlemekti. Böylesi bir temizlenme zorunlu görülürdü; zira Pythagorasçılar uykuyu, ruhun rüya­lar yoluyla tanrılarla temasa geçebileceği bir varoluş durumu olarak görürlerdi.

Michel Foucault

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız