Bilge Schopenhauer ve Aforizmaları
Hayat acılarla dolu ve hiç doğmamış olmak daha iyi olurdu. Pek az kimse bu kadar kötümser bir bakış açısına sahiptir, ama Arthur Schopenhauer böyle biriydi. Ona göre hepimiz bir kısır döngünün içinde sürekli bir şeyler istiyor, onları elde ediyor, daha sonra başka şeyler istemeye başlıyordu. Bu durum ölünceye kadar son bulmazdı. İstediğimiz şeyi elde etmiş göründüğümüzde, bu sefer başka bir şeyi istemeye başlıyordu. Milyoner olsaydınız, mutlu olacağınızı düşünebilirsiniz, ama bu mutluluk da çok uzun sürmez. Sahip olmadığınız başka bir şey istersiniz. İnsanoğlu böyledir. Asla tatmin olmayız, sahip olduklarımızdan daha fazlasını arzulamayı hiç bırakmayız. Tüm bunlar oldukça iç karartıcıdır. Onun mesajı Buda'nınkine çok yakındı. Buda, tüm hayatın acılarla dolu olduğunu, ama daha derin bir düzeyde "ben" diye bir şeyin olmadığını düşünüyordu: Eğer bunu anlarsak, aydınlanma yaşayabiliriz. Benzerlik tesadüf değildi. Çoğu Batı Filozofunun aksine o Doğu felsefesini derinlemesine okumuştu.
Şop'un id için kullandığı terim, "insanın, bilmediği ve pek farkında olmadığı" dürtülerin egemenliği altına girmesine yol açan "bir kör itici güç" olarak tanımladığı "irade"dir. Şop'a göre Gerçeklik hem irade hem de tasarım olarak var olur. İrade var olan her şeyde mutlak surette bulunan kör bir itici güçtür. Bitkileri ve hayvanları büyüten enerjidir; aynı zamanda, mıknatısların kuzeyi göstermesini ya da kimyasal bileşenlerde kristallerin oluşmasını sağlayan kuvvettir. Doğanın her bir parçasında mevcuttur.
- Tüm zamanların bilgeleri hep aynı şeyi söylemişlerdir ve tüm zamanların budalaları, yani ezici çoğunluğu da, tam tersini yapmışlardır. Bu yüzden Voltaire diyor ki: "Bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz."
- Sağlıklı bir dilenci hasta bir kraldan daha mutludur. Eksiksiz bir sağlıktan ve kusursuz bir bedenden kaynaklanan sakin ve neşeli bir mizaç; duru, canlı, nüfuz edici ve doğru kavrayan bir zeka; ılımlı, yumuşak bir istenç ve bunlara uygun olarak, iyi bir vicdan; bunlar, yerini hiçbir rütbenin ya da zenginliğin dolduramayacağı üstünlüklerdir.
- İç dünyası zengin insan tamamen yalnızken, kendi düşünceleriyle ve hayalleriyle eşsiz bir eğlence bulur; öte yandan, ruhsuz biri sürekli dernekten derneğe, oyundan oyuna, yolculuktan yolculuğa ve şenlikten şenliğe koşsa bile, can sıkıntısından kurtulamaz.
- İnsanın mutluluğu üzerinde ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır.
- Epiktetos da bunu söyler: "İnsanları huzursuz eden olaylar değil, olaylar hakkındaki düşünceleridir."
- Koşullara göre, en sağlıklı ve hatta en neşeli insan bile, acıların ya da kaçınılmaz bir biçimde yaklaşan felaketin büyüklüğü ölüm korkusunu yendiğinde, intihar etmeye karar verebilir.
- Bir kimse kendinde ne çok şeye sahipse, dışarıdan o denli az şeye gereksinir.
- Herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kimsenin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar: İşte aptal adam, kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükü altında inim inim inliyor; öte yanda yüksek yetenekli kişi, en ıssız ortamı bile kendi düşünceleriyle şenliklendiriyor.
- Boş zaman, tam da Aristo'nun dediği gibi, cahillerin can sıkıntısıdır. Sıradan insanlar sadece zamanı geçirmeyi düşünürler; herhangi bir yeteneği olan kimse ise ondan yararlanmayı düşünür.
- İskambil vs. oyunlar olmazsa, sınırlı insan çareyi eline ne geçirdiyse şıkırdatmakta ve tıngırdatmakta bulur. Sigara da seve seve düşüncelerin yerine koyacağı bir şeydir. Bu yüzden tüm ülkelerde, tüm toplumun baş uğraşısı iskambil oyunu olmuştur: Bu oyun topluluğun değerinin ölçütüdür ve tüm düşüncelerin iflasıdır. İnsanların birbirleriyle alışverişte bulunacakları düşünceleri olmadığı için, iskambil kağıdı alıp verirler ve birbirlerinin parasını almaya çalışırlar. Ah, acınası insanoğlu!
- Ötekilerden, dışarıdan, hiçbir bakımdan çok şey beklenilmemelidir. Bir kimsenin, başkaları için ne olabileceğinin, çok dar sınırları vardır: Sonunda herkes yine de yalnız başına kalır ve dahası, kimin yalnız olduğu da ayrıca tartışmalıdır; burada da, Goethe'nin genel olarak söylediği gibi, her olayda, herkesin sonunda kendi sınırlarına çekileceği doğrudur.
- Aristo, büyük bir haklılıkla, "Mutluluk kendi kendine yetenlerindir." diyor. Çünkü mutluluğun ve hazzın tüm dış kaynakları, doğaları gereği son derece güvenilmez, nahoş ve geçicidirler ve rastlantıya bağlıdırlar, bu yüzden, en elverişli koşullarda bile kolayca kuruyabilirler; sürekli el altında bulunmadıkları sürece bu kaçınılmazdır. Yaşlılıkta, hepsi zorunlu olarak kururlar: Çünkü yaşlılıkta şaka, yolculuk zevki, at sevgisi ve toplum için yararlılık bizi terk eder.
- Dünyanın hiçbir yerinde alınacak çok şey yoktur: Acı ve yoksunluk dünyayı doldururlar ve onlar geçip gittiğinde de dört bir yanda can sıkıntısı beklemektedir.
- Dışarıdan bir şeyler kazanabilmek için içeriden bir şeyler yitirmek, yani şan şöhret, mevki, şatafat kazanmak için huzurunu, boş zamanını ve bağımsızlığını bütünüyle ya da önemli ölçüde feda etmek büyük bir budalalıktır.
- Normal insan, yaşamından haz alması bakımından, kendi dışındaki şeylere, mala mülke, mevkiye, kadınlara ve çocuklara, arkadaşlara topluma vb. muhtaçtır; yaşamının mutluluğu bunlara dayanır: Bu yüzden, onları yitirdiğinde ya da onların kendisini aldattığını düşünüdüğünde yıkılır.
- İnsan, açlığın oğludur, özgür bir tin değildir. Buna uygun olarak, sıradan insan için boş zaman, çok geçmeden, bu zamanı her türlü yapmacık ve uydurma amaçla, oyunla, zaman öldürmeyle ve her türden oyuncak atla dolduramazsa bir yük haline gelir, hatta bir eziyete dönüşür.
- İleri yaşlardakilerin yalın zayıflığı, saygıdan çok acıma uyandıracaktır. Ama insanlarda, saçı ağarmışlara karşı bir saygının doğuştan geldiği ve bu yüzden gerçekten içgüdüsel olduğu da dikkate değerdir.
- Voltaire'in dediği gibi, "Mutluluk yalnızca bir düştür, acı ise gerçektir."
- Budala kişi, yaşamın hazlarının peşinden gider ve aldandığını görür; bilge kişi ise belalardan kaçınır. Bunda başarısız da olsa, bu kendi budalalığının değil, talihinin suçudur. Başardığında ise aldanmamıştır; çünkü, kurtulduğu belalar son derece gerçektir.
- Çok mutsuz olmamanın en güvenilir yolu, çok mutlu olmayı istememektir.
- Tüm varoluşumuzun, olmasaydı daha iyi olacak bir şey olduğunu, bu yüzden onu yadsımanın ve geri çevirmenin en büyük bilgelik olduğunu bilen birisinin, hiçbir şeye ya da duruma ilişkin büyük bir beklentisi de olmayacak, dünyada hiçbir şeyin peşinden tutkuyla koşmayacak, herhangi bir şeye ulaşamamaktan yakınmayacaktır.
bir dünya malı elinden gittiyse,
üzülme buna, hiçtir o;
ve bir dünya malı geçtiyse eline
sevinme buna, hiçtir o
- Genel olarak, en büyük ve en sık rastlanan budalalıklardan birisi, nasıl bir yaşam sürülürse sürülsün büyük işlere kalkışmaktır. Bu işlerde en önce, bütün ve eksiksiz bir insan yaşamı hesaba katılır; oysa buna çok az kişi ulaşır. Sonra, bu denli uzun yaşansa bile yapılan planlar kısa erimli kalır.
- Çoğu kimse, fazlasıyla bugünde yaşar, bunlar düşüncesizlerdir; bazıları da fazlasıyla gelecekte yaşarlar, bunlar da korkaklar ve endişelilerdir. Bir kimsenin doğru ölçüyü tutturduğu ender görülür.
- Çocukluğumuzda neden istekli değil de daha çok meraklı davrandığımızı ele almıştım. Yaşamımızın ilk çeyreğinin mutluluk içinde geçişi tam da bu nedene dayanır, bu yüzden, bu dönem daha sonra yitik bir cennet gibi ardımızda kalır. Çocukluğumuzda çok az ilişkimiz ve az sayıda gereksinmemiz vardır, yani istencimiz az heyecanlanır: Bu yüzden varlığımızın büyük bölümü bilgi edinmekle uğraşır.
- Genç olduğumuz sürece bize ne söylenirse söylensin, yaşamın sonsuz olduğunu sanır ve bu yüzden zamanı çarçur ederiz. Yaşlandıkça, zamanımızı daha idareli kullanırız. Çünkü ilerlemiş yaşlarda, yaşanan her gün, attığı her adımın kendisini yüksek mahkemeye götürdüğü bir suçlununkine benzer bir duygu uyandırır.
- Peki ama, geride bırakılan yaşam yaşlılıkta neden bu kadar kısa görünür? Çünkü anısı kısa olan yaşama kısa gözüyle bakılır.
- Astrolojinin istediği gibi, gezegenler tek tek insanların yaşamlarını önceden göstermezler; ama genel olarak insan yaşamını gösterirler, çünkü insanın her yaşına, sırasıyla bir gezegen denk düşer ve buna göre yaşamına yavaş yavaş tüm gezegenler hükmetmiş olur.
Yorumlar
Yorum Gönder