Tantra (Aşka dair bilgelik kitabı)

Cinsellik en temel enerjidir. Varlığımızın her hücresine nüfuz eder. Bizim kaynağımızdır. Ancak çoğunlukla, ya bastırılacak bir enerji ya da başkalarına hükmetme veya onları sömürme aracı olarak, denetlenecek bir şeymiş gibi ele alınıyor.

“Cinsellik yalnızca başlangıçtır, son değildir. Ama başlangıcı kaçırırsanız sonu da kaçırırsınız.”

Tantra, kendini olduğun gibi kabullen, der. Bu derin bir kabulleniştir. Kendinle gerçek arasında, dünyayla nirvana arasında mesafe bırakma. Tantrada mesafe yoktur. Ölüm gerekmez. Yeniden doğman için ölüme ihtiyaç yoktur; daha ziyade aşkınlığa gerek vardır. Bu aşkınlık için kendini kullan. 

Tantra için cinsellik enerjisini kullan, onunla mücadele etme. Onu değiştir. Düşmanlık açısından düşünme; ona dostane davran. Cinsellik senin enerjindir; kötülük değildir, kötü değildir. 

Her enerji yalnızca nötrdür. Sana karşı kullanılabilir, senin için kullanılabilir. Ondan bir engel, bir bariyer yaratabilirsin; onu bir girişime de dönüştürebilirsin. Kullanabilirsin. Doğru kullanırsan, dostun olur. Yanlış kullanırsan düşmanın olur. Cinsellik, her ikisi de değildir. Enerjisi nötrdür. 

Tantra arzunun farkına var, der. Herhangi bir kavga çıkarma. Tamamen bilinçli olarak arzuyla zamanını geçir. Tamamen bilinçli olarak arzuyla zaman geçirdiğinde, onu aşarsın. Onun içindesindir ama yine de içinde değilsindir. İçinden geçersin ama dışarıda olarak kalırsın. 

Tantra şöyle der: Bastırma konusunda başarılı olursan –ki bu imkânsızdır– cinsellik olmayacaktır ama sevgi de olmayacaktır çünkü cinselliğin ölümüyle, gelişip aşka dönüşecek bir enerji olmayacaktır. Böylece cinsellikten uzak duracaksın, aynı zamanda sevgisiz de kalacaksın. O zaman da temel nokta gözden kaçırılıyor çünkü sevgi olmadan ilahilik, sevgi olmadan kurtuluş, sevgi olmadan özgürlük olmaz. Cinsellik dönüştürüldüğünde, sevgi haline gelir. Zehir kaybolur, çirkinlik kaybolur.

Tohum çirkindir fakat canlandığında filizlenip çiçeklenir. Artık güzellik vardır. Tohumu fırlatıp atma çünkü o zaman içindeki çiçekleri de atmış olursun. Çiçekler henüz belirmediler, meydana çıkmadılar ki onları görebilesin. Belirmediler ama oradalar. Tohumu kullanın ki çiçeklere erişebilesin. Kabullenme, duyarlı bir kavrayış ve farkındalık – o zaman teslimiyete izin verilir.

Cinsellik eylemine kutsal bir mabede gösterdiğin yaklaşımı göster. Cinsellik eylemini bir ibadet, bir meditasyon gibi değerlendir. Onun kutsallığını duyumsa. Tantra, cinsellik eylemine, kutsal bir mabede giriyormuşçasına yaklaşın, der. Bu yüzden kutsal mabetlerinde cinsellik eylemi resimlenmiştir.

Bunu unutma: Tantraya göre her şey kutsaldır; kutsal olmayan bir şey yoktur. Bunu şöyle değerlendir: Dindar olmayan bir kişi için hiçbir şey kutsal değildir. Sözde inançlı kişiler için bazı şeyler kutsalsaldır, bazıları değildir. Tantraya göre her şey kutsaldır.

Birkaç gün önce bir Hristiyan misyonerle birlikteydim. “Tanrı dünyayı yarattı,” dedi. Bunun üzerine “Günahı kim yarattı?” diye sordum. “Şeytan.” dedi. Ardından “şeytanı kim yarattı?” diye sordum. Şaşırmıştı. “Elbette, şeytanı Tanrı yarattı,” dedi. Şeytan günahı yarattı, Tanrı da şeytanı. O zaman gerçek günahkâr kim – şeytan mı, yoksa Tanrı mı? Ancak düalist anlayış, her zaman bu tür anlamsızlıklara yol açar.

Tantraya göre, Tanrı ile şeytan iki ayrı şey değildir. Gerçekten de Tantraya göre, “şeytan” diye adlandırılacak bir şey yoktur. Her şey ilahidir, her şey kutsaldır! 

Bir şeyi çekici ya da çekicilikten uzak kılan şeyin eninde sonunda senin zihnin olduğunu unutma. Belirleyici etken sensin!

Tantranın dişi tanrıları vardır, Yoganınsa erkek tanrıları. Yoga dışarı çıkan enerjidir; Tantra ise içe doğru ilerleyen enerjidir. Bu yüzden seçim kişiliğe bağlıdır. İçedönük bir kişiliğin varsa, savaş sana göre değildir. Eğer kişiliğin dışadönükse, savaş sana göredir.

Bir şey elde etmek için para kazanırsın; para bir araçtır. Bir ev yaparsın, içinde yaşamak için; bu bi araçtır. Sevgi bir araç değildir, neden seversin? Ne için seversin? Sevgi kendi içinde nihayettir. İşte bu yüzden, çıkarcı, mantıklı bir zihin, amaçlar açısından düşünen bir zihin sevmez. Daima amaçlar açısından düşünen bir zihin gergin olacaktır çünkü amaç, hiçbir zaman şimdi değil ancak gelecekte gerçekleştirilebilir. 

Ölüm -sevgi- meditasyon; bunların tümü şu anda gerçekleşir. Eğer ölümden korkuyorsan, sevemezsin. Sevgiden korkuyorsan, meditasyon yapamazsın. Meditasyondan korkuyorsan, yaşamın da faydasızlaşacaktır -herhangi bir amaç açısından değil, hiçbir mutluluk hissedemeyecek olman açısından faydasızlaşacaktır. Beyhude olacaktır. 

Şiva ‘şimdi’ kelimesini kullanmaz. “Ebedi yaşam” der. - Ebedi-yet: Edebiyete dal…

Zamanı üçe böleriz: geçmiş, şu an ve gelecek. Bu ayrım yanlıştır, kesinlikle yanlış. Zaman aslında geçmiş ve gelecektir. Şimdi zamanın bir parçası değildir: şimdi sonsuzluğun bir parçasıdır. Geçip giden zamandır; gelecek olan da zamandır. Şu an ise asla geçip gitmediği, daima burada olduğu için zaman değildir. Şimdi daima buradadır - daima burada. Bu şimdi ebedidir. 

İsa’ya sormuşlar: “Senin Tanrı krallığında ne olacak?” Soruyu soran kişi, zamanı kastetmiyordu. Arzularının ne olacağını soruyordu: “Nasıl gerçekleştirilecekler? Sonsux yaşam mı olacak ya da ölüm mü olacak? Herhangi bir bedbahtlık olacak mı? Aşağı ve üstün insanlar olacak mı?” Bu dünyaya ilişkin şeyler soruyordu: “Senin Tanrı krallığında ne olacak?”

İsa da yanıt verdi -yanıt bir Zen keşişinin tarzındaydı- İsa dedi ki: “Artık zaman olmayacak.” Bunu hiç anlamamış olabilir, ona şu yanıtı veren kişi: “Artık zaman olmayacak.” İsa tek bir şey söyledi: “Artık zaman olmayacak” -çünkü zaman yataydır, Tanrının ülkesi ise dikey; o ebedidir. Daima buradadır! Ona girebilmek için zamandan uzaklaşman gerekir. 

Zaman içinde birini sevmeye çalışırsan, çabalarında bozguna uğrarsın. Zamanda, sevgi imkansızdır. 

Aşık olduğunda -sadece aşık, seven- olmamalısın. Sevgi de ol. Sevdiğini ya da aşığını okşarken, okşayışın kendisi ol. Öpüşürken, öpen ya da öpülen değil, öpücük ol. Egoyu tümüyle unut, onu eylemin içinde erit. Eyleme o kadar derinlemesine dal ki artık bir fail olmasın. Aşka dalamazsan, yemek yemeye, yürümeye dalmak da zor olur- çok zor olur çünkü egoyu eritecek en kolay yaklaşım sevgidir. Egoist olanlar bu yüzden sevemez. Egoistler sevgiden söz edebilir, sevgi şarkıları söyleyip, yazılar döktürebilirler, ama sevemezler. Ego sevemez.

Şiva, sevgi ol diyor. Kucakladığında, kucaklama ol, öpücük ol. Kendini bütünüyle unut ki “Artık yokum. Yalnızca aşk var.” Diyebilesin. O zaman çarpan kalp değildir, çarpan sevgidir. 

Aşk ol! Ve ebedi yaşama karış. Aşk birden boyut değiştirir. Zamanın dışına savrulup, sonsuzlukla karşılaşırsın. Tantranın anlamı budur: Aşkın meditasyona dönüşümü. Şimdi Tantranın neden bu kadar çok aşktan ve cinsellikten söz ettiğini anlamışsındır. Neden? Çünkü SEVGİ, bu dünyayı, bu yatay boyutu aşabileceğin en kolay, doğal kapıdır.

Şiva’ya göre aşk, giriş kapısıdır. Hem ona göre cinsellik de kınanacak bir şey değildir. Ona göre, cinsellik tohum, aşk ise onun çiçeğidir. Eğer tohumu kınarsan, çiçeği de kınamış olursun. Cinsellik, aşka dönüşebilir. Eğer aşka dönüşmezse, sakatlanmıştır. Cinselliği değil bu sakatlık halini kına. Aşk çiçek açmalıdır, cinsellik de aşka dönüşmek zorundadır. Dönüşmüyorsa, bu cinselliğin hatası değildir. Senin hatandır. 

Aynı zamanda aşk da aşk olarak kalmamalıdır. Işığa, meditasyon deneyimine, son, nihai, mistik zirveye dönüşmelidir. Aşk nasıl dönüşür? Eylemin kendisi ol, eylemci değil. Severken, sevgi ol -yalın sevgi. O zaman bu senin sevgin, benim sevgim ya da başka birinin sevgisi değildir. Yalın sevgidir. Orada olmadığında, nihai kaynağın, akımın ellerindesindir, o zaman aşıksındır. Aşık olan sen değilsindir, o zaman aşk seni yutmuştur, ortadan kaybolmuşsundur. Yalnızca akan bir enerjiye dönüşmüşsündür. 

Cinsellik masum bir enerjidir, içinde akan yaşamdır, içinde ki dipdiri varoluştur. Onu sakatlama! Bırak doruklara yönelsin -başka deyişle, cinsellik sevgiye dönüşmeli. Fark nedir? Zihninde cinsellik varsa, karşında faydalanırsın. Öteki yalnızca kullanılıp atılacak bir araçtır. Cinsellik aşk olduğunda, öteki araç değildir, öteki istismar edilmez. Öteki aslında öteki değildir. Sevdiğin zaman, sevgin benmerkezci değildir. Aksine öteki önem kazanır, benzersiz olur.

Aşk farklı bir dünyaya birlikte dalmaktır.

Bu dalış anlık değilse, bu dalış derin düşüncelerle doluysa, başka deyişle kendini tümüyle unutabiliyorsan, seven ve sevilen ortadan kayboluyorsa, yalnızca aşk akıyorsa, o zaman, der Şiva, sonsuz yaşam senindir. 

Gerçekten aşk varsa, o zaman yalnızmışsın gibi hareket edebilirsin. İki beden birleştiğinde, tek bir ritme sahip olur. Ardından ikilik yok olur ve cinsellik bütünüyle serbest kalır. Ve öfkeye benzemez.

Öfke her zaman çirkindir; cinsellik her zaman çirkin değildir. Bazen olabilecek en güzel şeydir fakat bazen. Birleşme mükemmel olduğunda, iki kişi tek bir ritme dönüştüğünde, nefesleri birbirine karışıp tekleştiğinde ve pranaları bir döngü içinde aktığında, iki kişi tümüyle görünmez olduğunda ve iki beden tek bir bütün haline geldiğinde, negatif ve pozitif, kadın ve erkek, artık orada olmadığında, seks olası en güzel şeydir. Fakat durum her zaman böyle değildir. 

Akla nakledilmiş cinsel eylem, cinselliktir; onun hakkında düşünmek cinselliktir. Cinsel eylemi yaşamak başka bir şeydir ve onu yaşayabilirsen, ötesine de geçebilirsin. Bütün olarak yaşanan her şey seni öteye götürür. Bu nedenle hiçbir şeyden korkma. Onu yaşa!

Bunun başkalarına zarar verdiğini düşünüyorsan, ona yalnız başına dal; başkalarıyla yapma. Yaratıcı olduğunu düşünüyorsan, o zaman bir paylaşımcı, bir arkadaş bul. Bir çift, Tantrik bir çift olun ve bütünüyle cinselliğe dalın. Hala diğer kişinin varlığının engelleyici olduğunu hissediyorsan, o zaman bunu tek başına yapabilirsin.

“Öteki yalnızca bir kapıdır. Bir kadınla sevişirken aslında Varoluşun kendisiyle sevişiyorsun.”

Bir çocuk doğduğunda, hisseden bir varlıktır. Bazı şeyleri hisseder; henüz düşünen bir varlık değildir. Doğadaki doğal olan herhangi bir şey gibi doğaldır -tıpkı bir ağaç ya da bir hayvan gibi. Fakat onu biçimlendirmeye, işlemeye başlarız. Duygularını bastırmak zorundadır çünkü duygularını bastırmadıkça, sürekli sıkıntı çeker. Mevcut doğal haliyle sevgi görmez. Ancak belirli kurallara uyarsa sevilebilir. Bu kurallar dayatılır; doğal değildir. Özgün olanı hissetmeye korkarsın çünkü onu hissettiğin an tüm toplumu karşına alırsın. Böylece kendin de gerçek doğanın karşısında yer alırsın.

Bu son derece nevrotik bir durum yaratır. Ne istediğini bilmezsin; kendi gerçek, asıl ihtiyaçlarını bilmezsin. Sonra da insan sahici olmayan ihtiyaçları için çabalar çünkü yalnızca hisseden kalp sana sezgi, yön sağlar… Gerçek ihtiyacın nedir? O bastırıldığında, sembolik ihtiyaçlar yaratırsın. Örneğin, yedikçe yersin, gövdeni yiyecekle doldurursun ve asla doygunluk hissetmeyebilirsin. İhtiyaç duyduğun şey SEVGİDİR, yiyecek değil. Sahte ihtiyaçlarla yaşıyoruz; hiç giderilmemelerinin nedeni budur. 

Sevilmek istersin; bu, temel, doğal bir ihtiyaçtır fakat yanlış bir boyuta yöneltilebilir. Örneğin, sevgi, sevilme ihtiyacının, başkalarının ilgisini üzerine çekmeye çalıştığında, sahte bir ihtiyaç olduğu hissedilebilir. Diğer insanların sana ilgi göstermesini istersin. Siyasi bir lider olabilirsin -büyük kalabalıklar sana ilgi gösterir- fakat gerçek temel ihtiyacın sevilmektir. Bütün dünya sana ilgi gösterse bile, bu temel ihtiyaç giderilemeyebilir. Bu temel ihtiyacı seni seven tek bir insan bile, sevgisi nedeniyle, sana ilgi göstererek giderebilir.

Birini sevdiğinde, ona ilgi gösterirsin. İlgi ve sevgi derinden ilişkilidir. Sevgi ihtiyacını bastırırsan, sembolik bir ihtiyaca dönüşür -diğer insanların ilgisine ihtiyaç duyarsın. Bunu elde edebilirsin ama o zaman da tatmin olmazsın. İhtiyaç sahtedir, temel, doğal ihtiyaçtan ayrıdır. Kişilikteki bu ayrılma nevrozdur.

Tantra, bir ve bütün olmadığın sürece yaşamı bütünüyle kaçırırsın, der. Bölünmüş halde kalamazsın; bir olmalısın.

Bir olmak için ne yapmak gerekir? Düşünmeyi sürdürebilirsin ancak bu işe yaramayacaktır çünkü düşünmek bölme tekniğidir. Düşünmek analitiktir. Böler, parçalara ayırır. Hissetmek birleştirir, sentezleştirir, bir kılar. Dolayısıyla düşünmeyi, okumayı, çalışmayı, derin düşünmeyi sürdürebilirsin. Duygu merkezine dönmekdikçe, bunun bir faydası olmayacaktır. Ancak bu çok zordur çünkü duygu merkezini düşünürken bile, düşünüyoruzdur.

Birine “Seni seviyorum!” Dediğinde, bunun bir düşünce mi yoksa duygu mu olduğunu sapta. Eğer sadece bir düşünceyse, o zaman bir şeyleri kaçırıyorsun. Bir duygu bütünlük içerir; bütün bedenini, zihnini, sana dair her şeyi kapsar. Düşünürken yalnızca kafa gerekir, o da tam olarak değil - yalnızca bir parçası, gelip geçen bir düşünce. Bir sonraki an orada olmayabilir. Yalnızca bir parçası gereklidir, o da yaşamda pek çok ıstırap yaratır çünkü kırıntı halindeki bir düşünce için gerçekleştiremeyeceğin vaatlerde bulunabilirsin. “Seni seviyorum ve seni her zaman seveceğim.” Diyebilirsin. Şimdi bu ikinci bölüm, asla yerine getiremeyeceğin bir vaattir çünkü kırıntı halindeki bir düşüncenin ürünüdür. Bütün varlığını kapsamaz. Yarın, bu parça gittiğinde ve o düşünce artık orada olmadığında ne yapacaksın? İşte o zaman vaat bir esaret olacaktır. 

Zihinsel bir sürecin olması halinde, hakiki seks yoktur. Dolayısıyla orgazm ve doyum da yoktur. O zaman cinsel eylemin kendisi lokal bir şey, beyinle ilgili bir şey haline gelir. 

Modern zihin tamamen cinsel olmuştur çünkü cinsel eylemin kendisi yitip gitmiştir. Hatta cinsel eylem zihne aktarılmıştır; artık zihinseldir. Onun hakkında düşünürsün. 

“Cinsel birleşmenin başında, başlangıçtaki ateşi korumaya özen göster ve böyle devam ederek, sondaki közleri önle.” Bütün farkı yaratan da budur. Sana  göre, cinsel eylem bir salıvermedir. Bu yüzden ona daldığında telaş içindesindir. Yalnızca bir salıverme istersin. Taşkın enerji serbest kalacaktır; kendini rahat hissedeceksin. Bu rahatlık bir tür zayıflıktan başka bir şey değildir. Taşkın enerji gerilim, heyecan yaratır. Bir şey yapılması gerektiğini hissedersin. Enerji serbest bırakıldığında, kendini zayıf hissedersin. Bu zayıflığı bir gevşeme olarak kabul edebilirsin çünkü artık heyecan kalmamıştır, taşkın enerji kalmamıştır. Gevşeyebilirsin! Ancak bu gevşeme negatif bir gevşemedir. Enerjiyi yalnızca söküp atarak gevşeyebildiğinde, bedeli çok yüksektir. Üstelik bu gevşeme yalnızca fiziksel olabilir. Derinleşemez ve spiritüelleşemez. 

Cinsel eylemin iki kısmı vardır: başlangıç ve son. Başlangıçta kal. Başlangıç kısmı daha gevşek, sıcaktır. Sona ulaşmak için telaş etme. Sonu tümüyle unut. Taşkın haldeyken, salıverme açısından düşünme. Bu taşkın enerjiyi koru. Boşalma arayışında olma. Bunu tümüyle unut. Bu sıcak başlangıçta bütünlüğünü koru. Sevdiğinle ya da aşığınla bir bütün halinde kal. Bir çember, bir döngü yarat. 

Geleceği düşünme; şimdide kal. Cinsel eylemin başlangıç kısmında şu anda kalamıyorsan, asla şu anda kalamazsın. 

O anda kal. İki bedenin, iki ruhun buluşmasının, birbirine karışmasının, birbirinin içinde erimesinin tadını çıkar. Herhangi bir yere yöneldiğini unut. Hiçbir yere ulaşmadan o anda kalıp, eri. Sıcaklık, sevgi, iki insanın birbiri içinde eriyebileceği ortamı yaratacaktır. 

Eylemi bitirme telaşında olmazsan, eylem yavaş yavaş cinsellikten çıkar, giderek spiritüelleşir. Cinsel organlar da birbiri içinde erir. İki beden enerjisi arasında derin ve sessiz bir paylaşım gerçekleşir, böylece saatlerce bir arada kalabilirsiniz. Bu bir aradalık zaman geçtikçe daha da derinleşir. FAKAT DÜŞÜNMEYİN. Derin bir biçimde birbirinize karışmış olarak, o anda kalın. Bu bir esrikliğe, bir kozmik farkındalığa, yüksek şuur haline dönüşür. Bunu bilebilirseniz, bunu hissedebilir ve idrak edebilirseniz, cinsellik düşkünü zihniniz de cinsellik düşkünü olmaktan çıkacaktır. Çok derin bir brahmacharya’ya ulaşılabilir, bu sayede bekarete ulaşılabilir.

Bu paradoks gibi görünebilir çünkü her zaman bir insanın bekaretini koruyabilmesi için karşı cinsten insanlara bakmaması, onlarla karşılaşmaması, bundan kaçınması, kaçması gerektiğini düşünürüz. İşte o zaman sahte bekaret gerçekleşir: Zihin karşı cinsi düşünmeye devam eder. Ötekinden ne kadar kaçarsan, o kadar düşünmek zorunda kalırsın çünkü bu temel ve derin bir ihtiyaçtır. 

Tantra sayesinde hiç enerji kaybı olmaz. Aksine, daha fazla enerji kazanılır çünkü karşı cinsle bağlantı sayesinde her bir hücren kışkırtılır heyecanlanır. İnsanı doruğa götürmeyen bu heyecan içinde, kızışmadan, sıcaklığını koruyarak başlangıçta kalabilirsen, bu iki “sıcaklık” birleşir. Eylemi çok uzun bir süre sürdürebilirsin. Boşalmaksızın, enerjiyi dışarı atmaksızın bir meditasyon gerçekleşir. Bu sayede bütünleşirsin. Bölünmüş kişiliğin, artık bölünmüş değildir -birleşmiştir. Nevroz bütünüyle bölünmüşlüktür. Yeniden birleşirsen, yeniden çocuk ve masum olursun. Bu masumiyeti öğrendiğinde, toplumun gerektirdiği gibi davranmayı sürdürebilirsin. Ancak şimdi bu davranış yalnızca bir oyundur, rol yapmadır. Seni esir alamaz. Sahte yüzler kullanmak zorunda kalacaksın, gerçekdışı bir dünyada yaşıyorsun; aksi halde, dünya seni ezer ve öldürür. 

BOŞALMA OLURSA, ENERJİ DE BOŞA GİDER. GERİDE DE ATEŞ KALMAZ. HİÇBİR ŞEY ELDE ETMEKSİZİN YALNIZCA ENERJİNDEN OLURSUN.

“Böyle bir kucaklaşmada duyuların yaprak gibi titrer, bu sarsıntıya gir!”

Korkar olduk… Sevişirken, bedenlerimizin çok fazla hareket etmesine izin vermeyiz -çünkü bedenlerimizin çok fazla hareket etmesine izin verirsek, cinsel eylem tüm vücuda yayılır. Onu cinsellik merkeziyle sınırladığında, kontrol altında tutabiirsin; zihin kontrol altında kalabilir. Bütün bedene yayıldığında, kontrol altında tutamazsın. Titremeye başlayabilirsin, bağırmaya başlayabilirsin, beden hakimiyeti ele geçirdiğinde, bedenini kontrol edebilirsin. Hareketleri bastırır. Özellikle, bütün dünyada, kadınlaırn tüm hareketleri, tüm sarsılmalarını bastırdık. Herhangi bir kadın art arda en az üç kere orgazm olabilirken, erkek yalnızca bir kez olabilmektedir. Tüm dünyada tek eşli toplumlar yarattık. Bu, kadını bastırmak için en iyi yoldur. 

Sarsılmak harikadır çünkü cinsel eylem esnasında sarsılırsan, enerji bütün bedeninde akmaya başlar, enerji bütün bedende titreşir. Buna bedenin her hücresi dahil olur. Her bir hücre canlanır, çünkü her hücre bir cinsellik hücresidir. 

“Kucaklaşma olmaksızın, birleşmeyi anımsamak bile, dönüşümdür.”

Bunu öğrendiğinde, eşe bile ihtiyaç duymazsın. Yalnızca eylemi hatırlayıp kendini ona bırakabilirsin. Ama önce o duyguyu taşımalısın. Duyguyu bilirsen, eşin olmadan da kendini eyleme bırakabilirsin. Bu biraz zordur ama yapılabilir. Yapamadığın zaman da, bağımlı olmayı sürdürürsün -bir bağımlılık doğar. Pek çok nedenle, bu olur. Duyguyu tatmışsan, orada bulunmadığın, ancak bir olduğun titreşimli bir enerji haline geldiğin ve eşinle bir daire oluşturduğunuz anı öğrendiysen, zaten o anda eş yoktur. Yalnızca sensindir, eşiniz için de sen değilsindir: Yalnızca kendisidir. Birliğin merkezi içinde olduğundan eşin artık orada değildir. Bu duyguyu tatmak da kadınlar için daha kolaydır çünkü onlar her zaman gözlerini kapatarak sevişirler. 

Diğer kişi yalnızca bir kapıdır. Bir kadınla sevişirken, aslında varoluşun kendisiyle sevişiyorsun. Kadın yalnızca bir kapıdır, erkek yalnızca bir kapıdır. Öteki yalnızca bütünlüğe açılan bir kapıdır. Ancak öyle bir telaş içindesindir ki onu asla hissetmezsin. Eğer saatlerce birbirinizle paylaşım halinde, derin bir kucaklaşma halinde olursanız, ötekini unutursun, öteki yalnızca bütünün bir uzantısına dönüşecektir.

Bu tekniği öğrendikten sonra, bu tekniği tek başında kullanabilirsin. Tek başına kullanabildiğin zaman, bu sana yeni bir özgürlük -ötekinden kurtuluş- sağlar. Aslında, bütün varoluş öteki -sevdiğin, aşığın- olup çıkar. O zaman bu teknik sürekli kullanılabilir ve kişi varoluşla sürekli paylaşım içinde kalabilir. 

O zaman bunu başka boyutlarda da gerçekleştirebilirsin. Sabahları yürüyüşe çıktığında yapabilirsin. O zaman havayla, doğan güneşle, gökyüzüyle, ağaçlarla paylaşım içinde olursun. Gece yıldızları seyrederken, bunu yapabilirsin. Aya bakarken yapabilirsin, nasıl yapılacağını öğrendiğinde, BÜTÜN BİR EVRENLE CİNSEL EYLEM İÇİNDE BULUNABİLİRSİN. Ama insanlarla başlamakta fayda var, çünkü sana en yakın -evrenin en yakın parçası- olanlar onlardır. Gereksiz değildirler. Bir sıçrayışla kapıyı tümden unutabilirsin.

Tantra sekse tamamen dalmanı söyler. Kendini, uygarlığını, dinini, kültürünü, ideolojini unut. Her şeyi unut! Yalnızca ona dal -ona tamamen dal. Herhangi bir şeyi dışarıda bırakma. Mutlak bir düşünmezlik haline bürün. Ancak bundan sonra bir başkasıyla bir hale gelinebilecek farkındalık gerçekleşir. 

Bu birlik duygusu eşten kopartılıp bütün bir evren için kullanılabilir. Bir ağaçla, Ay’la -herhangi bir şeyle- cinsel eylem içinde bulunabilirsin. Bu daireyi nasıl yaratacağını öğrendiğinde, daire herhangi bir şeyle -hatta bir şey olmadan- yaratılabilir. 

Tantranın söylediği şudur: Cinsellik en büyük esarettir ancak en yüksek özgürlüğe ulaşma aracı olarak kullanılabilir. Tantra zehrin ilaç olarak kullanılabileceğini söyler - bilgelik gerekir. Tantra erimeye çalış der. Buzdağı gibi olma: Eriyip nehirle birleş. Nehirle bir olarak, nehirle kendini bir hissederek, nehre karışarak, farkındalığı yakala, dönüşüm olacaktır -dönüşüm vardır. Dönüşümün çatışma sayesinde değil, farkındalık sayesinde gerçekleşir. 

Sevinç duyduğumuzda, bunun, onun dışarıdan geldiğini zannederiz. Bir arkadaşını görmüşsündür; kuşkusuz, sevinç, arkadaşından, onu görmekten kaynaklanıyor gibi gelir. Gerçek durum bu değildir. Sevinç daima içindedir. Arkadaş yalnızca bir duruma dönüşmüştür; arkadaş durumun ortaya çıkmasına yardım etmiştir ama durum zaten oradadır. Yalnızca sevinçte değil, her şeyde: Öfkede, ıstırapta, mutlulukta -her şeyde öyledir. Diğerleri yalnızca içindeki gizli şeylerin ifade edildiği durumlardır. Onlar nedenler değildirler, onlar sendeki bir şeyin nedeni değildirler. Her ne oluyorsa, sana olur. Daima orada olmuştur; yalnızca dostunla bu karşılaşman saklı olanı açığa vuran bir durum olmuştır. Gizli kaynaklardan çıkıp aleni, apaçık bir hale gelmiştir. 

BU OLDUĞU ZAMAN, İÇSEL DUYGUYA ODAKLANMIŞ OLARAK KAL. O ZAMAN YAŞAMDA HER ŞEYE KARŞI FARKLI BİR TUTUM GELİŞTİRECEKSİN. DUYGULAR OLUMSUZ OLSA BİLE, BUNU YAP.

Öfkelendiğin zaman, sende bu duyguyu uyandıran insana odaklanma. O kişinin kenarda kalmasını sağla. Yalnızca öfke, onu bütünlüğü içinde hisset -onun içerde olmasına izin ver. Mantıkla açıklama; ‘Bunu bu adam yarattı.’ Deme. Adamı kınama. O kişi yalnızca bir durum olmuştur. Gizli bir şey açığa çıktığı için ona karşı minnet duy. Bir yere çarpmıştır ve çarptığı yerde gizli bir yara vardır. Artık bunu biliyorsun - yara ol. 

Olumlu ve olumsuz duygular arasındaki fark budur. Belli bir duygunun farkına varırsan, farkındalık duygusu yavaş yavaş kaybolursa, bu duygu olumsuzdur. Belli bir duygunun farkına vararak, o duygu oluyorsan ve duygu yayılıp, varlığın oluyorsa, olumludur. Farkındalığın bir şeyi derinleştiriyorsa, bu iyi bir şeydir; bir şey farkındalığın sayesinde yavaş yavaş yok oluyorsa, bu kötüdür. Farkındalık içinde barınamayan şey günahtır, farkındalık içinde büyüyen şey de erdemdir. Günah ve erdem sosyal kavramlar değildirler; içsel kavrayışlardır. 

“Yiyip içerken, yiyeceğin ve içeceğin tadı ol, doy.”

Bir şeyler yemeye devam ediyoruz, onlar olmadan yaşayamayız ama onları bilinçsizce, otomatik olarak, robot gibi yiyoruz. Tadı yaşamıyor; yalnızca mideni dolduruyorsun. Yavaş ol ve tadın farkına var. Ve yalnızca yavaş olursan farkında olursun. Bir şeyler yutup durma. Onları telaşsızca tat ve tat ol. Tatlıyı hissettiğin zaman, o tatlılık ol. Ancak o zaman tüm bedende hissedilebilir -yalnızca ağızda değil, yalnızca dilde değil. Tüm bedende hissedilebilir! Dalgalar halinde… 

Canlı ol, daha canlı ol çünkü yaşam Tanrıdır. Yaşamdan başka Tanrı yoktur. Daha canlı ol, ilahi de olacaksın. Tamamen canlı ol, canlı oldukça senin için ölüm olmayacaktır.

Temelde asla hedefe ulaşmayı istemeyiz çünkü hedefine ulaşırsan, büyük bir hayal kırıklığına uğrayacaksın. Umut içinde yaşarız; umut içinde devam ederiz. Umut rüyadır! Asla hedefe ulaşmazsın, bu yüzden asla hedefin sahte olduğunu fark etmezsin. 

Zengin olmaya çalışan fakir adam mücadele ederken daha mutludur çünkü umut vardır. Ve gerçek olmayan kişilik söz konusu olduğunda, tek umut mutluluktur. Fakir adam zengin olursa, umutsuz olacaktır. Doğal sonuç, hayal kırıklığı olacaktır. Zenginlik oradadır ama tatmin yoktur. Hedefine ulaşmıştır ama hiçbir şey olmamıştır; umutları yıkılmıştır. Refaha ulaşan toplumun huzursuz olmasının nedeni budur. Amerika bugün bu kadar huzursuzsa, bunun sebebi, umutların gerçek olması, hedeflere ulaşılmasıdır ve artık kendini aldatamazsın. CENNET HER ZAMAN UMUTTADIR.

Cinsellikteki üç temel unsur yüzünden, mutluluk dolu bir ana gelirsin. O üç unsur şunlardır: İlk önce, zamansızlık. Zaman kavramını tamamen aşarsın. Zaman yoktur. Zamanı tamamen unutursun; zaman senin için durur. Zaman durduğundan değil: Senin için durur; sen onun içinde değilsindir. Geçmiş yoktur, gelecek yoktur. Tüm varoluş bu anda, burada ve şimdide yoğunlaşır. 

İkinci olarak, cinsellikte, ilk defa egonu kaybedersin, egosuz olursun. Bu yüzden, çok egoist olanlar her zaman cinselliğe karşıdır çünkü cinsellikte egolarını yitirmeleri gerekir. Sen yoksundur, karşındaki de yoktur. Yeni bir gerçeklik evrimleşir, eski iki kişinin kaybolduğu yerde yeni bir Şey var olur. Ego korkar. Artık yoksundur.

Ve üçüncü olarak, ilk defa cinsellikte doğalsındır. Gerçek olmayan kaybolur; cephe, yüz kaybolur; toplum, kültür, medeniyet kaybolur. Doğanın bir parçasısındır! Daha büyük bir şeyin içindesindir -kozmosun, Tao’nun. İçinde süzülmektesindir. İçinde yüzemezsin bile: Sen yoksun. Yalnızca süzülürsün, akıntı tarafından taşınırsın. Bu üç şey seni kendinden geçirir. Cinsellik bunun doğallıkla olduğu bir durumdur. Bu unsurları anlayıp hissedebildiğin zaman, bu unsurları cinsellik olmadan da yaratabilirsin. Meditasyon, esasında cinsellik deneyimini cinsellik olmadan yaratmaktır. Ama bunu yaşaman gerekir. Senin deneyiminin bir parçası olmalıdır -yalnızca kavramlar, idealler, düşünceler değil. 

Erkek ve kadın zıt güçlerdir -negatif/pozitif, yin/yang ya da adına ne diyorsan. Birbirlerine meydan okuyorlar ve ikisi derin bir gevşeme içinde birleştikleri zaman, birbirlerini yeniden canlandırırlar. İkisi de birbirini canlandırır, her ikisi de gençleşir, kendilerini daha canlı hisseder, her ikisi de yeni bir enerji ile parlar. Ve hiçbir şey kaybedilmez! Yalnızca zıt kutup ile birleşerek, enerjilerini yenilerler. 

Eninde sonunda boşalmanın enerji kaybı olduğunu fark edersin. Gerek yoktur -eğer çocuk istemiyorsan. Ve tüm gün derin bir gevşeme hissedersin. Bir Tantra cinsel deneyiminin ardından kendini günlerce gevşemiş, rahat, şiddetsiz, öfkesiz, çöküntüye uğramamış hissedersin. Ve bu tür insan asla başkaları için bir tehlike olmaz. Yapabilirse, başkalarının mutlu olmasına yardımcı olur. Yapamazsa, en azından kimseyi mutsuz etmez.

Kontrol tamamen farklı bir şeydir ve gevşeme farklıdır. Sen onun içinde gevşersin, onu kontrol etmezsin. Eğer onu kontrol edersen, gevşeme olmaz. Eğer onu kontrol edersen, eninde sonunda bitirmek için acele edersin çünkü kontrol gerilim yaratır. Ve her gerilim gerginlik yaratır ve gerginlik salıvermek için bir gereklilik, bir ihtiyaç yaratır. Bu bir kontrol değildir! Bir şeye direnmiyorsun! Yalnızca telaşlı değilsin çünkü cinsellik bir yere ilerlemek için değildir. Sen bir yere gitmiyorsun. Yalnızca bir oyun bu; bir hedef yok. Ulaşılacak hiçbir şey yok, neden acele edesin?

Eylemde, gözlerini kapat, karşındakinin bedenini hisset, onun enerjisinin sana akmasını hisset, ona katıl, onun içinde eri. Gelecektir! Eski alışkanlık birkaç gün oyalanabilir. Ama gidecektir. Onu gitmeye zorlama. Yalnızca gevşe, gevşe, gevşe. Ve boşalma olmazsa, bir şeyin yolunda gitmediğini düşünme çünkü erkekler bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder. Boşalma olmazsa, bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder. Hiçbir şey yolunda gitmemiş değildir! Ve bir şeyi kaçırdığını da düşünme. Hiçbir şeyi kaçırmış değilsin. Yalnızca gevşe.

Konuşmayın, hiçbir şey söylemeyin çünkü bu rahatsızlık yaratır. Zihninizi kullanmayın, bedenlerinizi kullanın. Yalnızca neler olduğunu hissetmek için zihninizi kullanın. Akan sıcaklık, akan aşk, birleşmedeki enerji, onu hissedin! Onun farkında olun. Ve bu da bir gerilim haline getirilmemelidir -çaba harcamaksısın süzülün. Ancak o zaman vadi belirecektir. Ve vadi belirdiği zaman, aşıyorsun demektir. 

Yoga, iradeni mutlak mükemmelliğe getir, o zaman kurtulacaksın, der. Tantra iradeni tamamen yok et, onu tamamen boşalt, seni özgürlüğe kavuşturacak olan budur, der. Yoga Nietzsche’ye çok cazip gelmiş olmalıdır çünkü o, yaşamın ardına işleyen enerjinin iradenin enerjisi olduğunu söylemiştir - güç iradesi. 

Tantrayı başta cazip bulmazsın çünkü senden teslim olmanı ister, mücadele etmeni değil. Senden süzülmeni ister, yüzmeni değil. Senden akıntı yönünde ilerlemeni ister, akıntının tersi yönde, yukarı doğru değil. Sana doğanın iyi olduğunu söyler. Doğaya güvenmelisiin -onunla mücadele etme. Cinsellik bile iyidir. Ona güvenmelisin, onu takip etmelisin, onun içine akmalısın -mücadele etme. Tantranın esas öğretisi mücadele etmemektir. Ak, salıver kendini!

Bilginin her türlüsü tehlikelidir; yalnızca cehalet tehlikeli değildir. Onunla fazla bir şey yapamazsın. Hurafeler her zaman iydir -asla tehlikeli değildir. Hastalığı benzeri ile tedavi edebilirsin. Verin ilacı… Sana zararı dokunmayacaktır, bu kesindir. Eğer bir şeyin yalnızca faydası dokunuyorsa, o zaman hurafedir. Eğer hem faydası, hem zararı olabilirse, o zaman bilgidir. Einstein’ın, eğer bir yaşamı daha olsaydı, bilim adamı olmak yerine bir tesisatçı olmayı tercih edeceğini çünkü geriye dönüp baktığında tüm yaşamının boşuna olduğunu gördüğünü söylediği söylenir. 

Yaşam ve bilinçle ilgilenen bir insan otomatik olarak cinsellikle de ilgilenecektir çünkü cinsellik yaşamın, aşkın, bilinç dünyasında olup biten her şeyin kaynağıdır. Bu yüzden bir arayıcı (kaşif) cinsellikle ilgilenmiyorsa, o bir arayıcı değildir. Bir filozof olabilir ama bir kaşif değildir. Ve felsefe az ya da çok saçmadır -faydasız şeyleri düşünmektir. 

Sen bir cinsel enerji oyunusun, başka bir şey değil. Ve bu enerjiyi anlayıp onu aşmazsan, asla daha fazlası olamayacaksın. Sen, şu anda, cinsel enerjiden başka bir şey değilsin. Daha fazlası olabilirsin ama bunu anlamazsan ve onu aşmazsan, asla daha fazlası olmayacaksın. Olasılık yalnızca bir tohumdur. 

Cinsellik sana daha fazla yaşam verebilir. Aşıklar için cinsellik yaşam veren bir güç olabilir ama bunun için teslim olman gerekir. Ve bir kez teslim olunca, pek çok boyut değişecektir. 

Örneğin, Tao bilir ki eğer cinsel eylem esnasında boşalırsan o zaman cinsellik senin için yaşam sağlayan bir şey olmaz. Boşalmanın gereği yoktur; boşalma tamamen unutulabilir. Tantra ve Tao boşalmanın savaşma yüzünden olduğunu söyler; aksi halde gereği yoktur. 

Aşık ve sevgili derin bir cinsel kucaklaşma içinde olabilir, boşalmak için telaş etmeden, ilişkiyi bitirmek için acele etmeden birbirlerinin içinde gevşeyebilirler. Ve bu gevşeme tam olduğu zaman, ikisi de daha fazla yaşam hissedecektir. İkisi birbirini zenginleştirecektir. 

Tao der ki cinsellik konusunda acele etmeyen, yalnızca derin bir şekilde gevşeyen bir adam bin yıl yaşayabilir. Eğer bir kadın ve bir adam birbirlerinde derin bir gevşeme içindeyseler, yalnızca birbirleriyle birleşiyorlarsa, birbirlerine dalmışlarsa, telaş içinde değilseler, gerilim içinde değilseler, pek çok şey olur, simyasal şeyler olur çünkü ikisinin yaşam sıvıları birleşir, ikisinin elektriği, biyoenerjisi birleşir. Ve yalnızca bu birleşme ile (birbirlerinin “zıddı” olduklarından -birisi negatif, diğeri pozitif: Zıt kutuplardırlar), sırf birbirleriyle yoğun bir şekilde birleştiklerinden, birbirlerini güçlendirirler, birbirlerini canlandırırlar, canlı kılarlar. 

CİNSELLİKLE SAVAŞANLAR DAHA ÇABUK BOŞALIR ÇÜNKÜ GERGİN ZİHİN GERİLİMDEN KURTULMAK İÇİN ACELE EDER.

Endişe olmadığı zaman, boşalma saatlerce ertelenebilir -hatta günlerce. 

Tantra der ki: “Heyecanlı olduğunda asla sevişme!” Bu çok saçma görünür çünkü heyecanlı olduğunda sevişmek istersin. Her iki âşık, aşk yapabilmek için birbirlerini heyecanlandırırlar. Ama Tantra der ki heyecan içinde enerji harcamaktasın. Sakinken, dinginken, meditasyon halinde aşk yap. İlk önce meditasyon yap, sonra aşk... Ve aşkta da, sınırın ötesine geçme! Ne demek istiyorum, “Sınırın ötesine geçme!” derken? Heyecanlanma, şiddet kullanma, böylece enerjin dağılmaz.

Erkek her zaman kadınınn üzerindedir – kadının tepesindedir. Bu egoist bir duruştur çünkü erkek her zaman daha iyi, daha üstün, daha yüksek hisseder kendini. Nasıl kadının altında olabilir ki? Ama tüm dünyada, ilkel toplumlarda, kadın erkeğin üstündedir. Bu yüzden Afrika’da bu pozisyon misyoner pozisyonu olarak bilinir. Misyonerler, Hristiyan misyonerler Afrika’ya ilk gittiklerinde, bu pozisyonda birleşiyorlardı. İlkel kabileler bunu anlamakta güçlük çektiler: “Ne yapıyor bunlar? Kadını öldürecekler!”

Kadının üstte olması daha iyidir, bunun pek çok sebebi vardır. Çünkü kadın üstte olduğu zaman... Pasiftir, fazla şiddet göstermeyecektir. Rahatlayacaktır. Ve altındaki erkek de fazla şey yapamayacaktır – gevşemek zorunda kalacaktır. Bu iyidir. Erkek üstte olsaydı, şiddet dolu olacaktı. Çok şey yapacaktı ve senin aslında bir şey yapmana gerek duymayacaktı. Tantrada gevşemek esastır, bu yüzden kadının üstte olması iyidir. Herhangi bir erkekten daha iyi gevşeyebilir. Kadın psikolojisi daha pasiftir, bu yüzden gevşeme kolay olur.

OSHO





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız