Kabala Seks ve Evrenin Diğer Gizemleri Kitabı

Kabala'ya göre seks Yaratıcı'nın Işığını deneyimle­menin en güçlü yoludur. Dünyayı dönüştürmenin de en güçlü yollarından biridir. Seks dünyayı dönüştürebilir.

Bir Çekişme

Bu seks oyunlarından sonra sabah karanlığın içinde uya­nırdım. Çökmüş bir halde. On yıl boyunca bütün hafta sonlarımı o cuma gecelerini telafi etmek için uyuyarak geçirdim. Daha da kötüsü bu kadınlarla kesinlikle hiçbir ilişkim yok­tu. Ben boşalmadan önce onlar Tanrı'nın yarattığı en gü­zel yaratıklardı. Ancak orgazmdan sonra beni dehşete dü­şürüyorlardı. Kollarındaki kıllar dikkatimi çekiyordu. Ya da burun delikleri çok büyüktü. Ya da güldüklerinde diş et­leri iğrençti -  sinirlerimi oynatan ve beni tiksindiren aptal küçük detaylar.

Biraz Kabala Hakkında

Bazı kabalistler Kabala çalışmasının çok yüksek, çok güç­lü bir cinsel enerjiyi açığa çıkaracağına, dolayısıyla evlen­memiş erkeklerin bu bilgiye sahip olmaması gerektiğine ina­nıyorlardı.

Yedinci Cennet Adında Bir Yer!

Yedinci Cennet, Kozmos'un yapısına yerleştirilmiş gerçek bir boyuttur ve zamanın kendisinden eskidir. Gözle görülmeyen bu alan en mahrem zevklerimizin kaynağıdır. Tutku burada do­ğar ve cinsel enerji çılgın bir seks sırasında harekete geçirilir.

Tarifsiz haz duyduğunuzda, bu alanla bağlantı kurdunuz demektir. Sevişirken doruğa ulaştığınızda deneyimlediğiniz haz Yedinci Cennet'ten akar. İki insan öpüştüğünde ve vecd (coşku) haline daldıklarında, vecd bu boyuttan açığa çıkarılır. Bu yer seks esnasında deneyimlediğiniz bütün heyecanın, tutkunun ve hazzın kaynağıdır. Beyniniz de dahil olmak üzere bedeni­nizin erojen bölgeleri, bu aleme açılan ve onun bedeninize zevk veren sinyalini yayınlayan antenlerdir.
Şöyle çalışır: Gerçeği iki alana ayıran bir perde vardır ve bu alanlar şöyle bilinir:
- Yüzde 1 Yanılsama (beş duyumuzla deneyimlediğimiz dünya)
- Yüzde 99 Gerçeklik (gizli alem)

Yüzde 99 Gerçeklik

Yine de mutluluğu her hissettiğinizde, bir şekilde onunla bağlantı kurmuşsunuzdur. Mucitler icat ettiğinde, kaşifler keş­fettiğinde, Yüzde 99'a bağlanmışlardır. Şairler şiir yazdığında, besteciler beste yaptığında, onların çalışmaları zaten tamam­lanmıştır ve Yüzde 99 Gerçeklik'te onları beklemektedir. Şairin ve bestecinin bütün yaptığı bağlantı kurmak olur.

Basit bir şekilde ifade edecek olursak, aradığımız bütün mutluluk, haz ve bilgelik sınırsız bir şekilde Yüzde 99 Ger­ çeklik aracılığıyla akar. Kabala'nın tüm bu mutluluk ve bilgelik için bir kelimesi var. O kelime Işık.

Işığın Tanımı

Ne tür bir bilgeliği arzular­sanız arzulayın, ne tür bir mutluluk arıyor olursanız olun, ne çeşit bir doyumun hasretini çekiyor olursanız olun, bunların hepsi Kabala'nın Işık kavramının içindedir. Bu müthiş Işık Kabala'nın (ve çoğu insanın) Tanrı adını verdiği sınırsız, tek bir kaynaktan yayılır.

Kabala haklı bir nedenle doğrudan Tanrı'yla ilgili konuş­maz. Tanrı sınırsızın ötesinde, insan beyninin algılayabileceği­nin ötesinde bir Güç'tür. Daha basite indirgeyecek olursak, sı­nırlı bir zihnin sınırsız bir gücü kavraması mümkün değildir.

Aslında güneş ışığı var olmamızın asıl nedenidir. Bize hayat verir. Bize besin, güç ve zevk verir. İnsanlık fiziksel yaşam ve besin armağanını güneşin ışığından alır, bu alev saçan ateş topunun cevherin­den ve çekirdeğinden değil.
Kabala'ya göre Tanrı da aynı yolla çalışır. Tanrı'dan akan enerji bize yaşam, neşe, haz, ilham, rahatlık ve cinsel haz ve­ren Işık'tır. Bu da bizi şunu sormaya yöneltir. . .

Işık Nerede?

Bu huşu (tevazu) verici Işık Kozmos'u doldurur ve bütün gerçekli­ğe nüfuz eder. Bütün insan varoluşunun içine işler. Işık içi­nizdedir. Çevrenizdedir. Hastalık, depresyon ve ölüm, yaşamınızda Işık yetersizliği varsa ortaya çıkar. Aynı şekilde ilişkilerimizde tutku ve cinsel enerji eksikse bilmeliyiz ki bir şekilde, Işık’la bağlantımızı kaybettik.

Perdenin Arkasına Göz Atalım

Perdenin arkasına bir göz atabilseydik ve Yüzde 99 Gerçek­liğe bakabilseydik, göreceğimiz şey şu olacaktı: dokuz ilave boyut. Kendi fiziki evrenimizi de dahil ettiğimizde toplam on boyut var.


Bir perde bizi Yüzde 99 Gerçekliği oluşturan öbür dokuz boyuttan ayı­rır. O perde bizim beş duyumuzun sınırları tarafından yapı­landırılır. Beş duyumuz bütün gerçekliğin sadece yüzde 1' ini algılayabilir.

Öncelikle, tıpkı bir ampulün değişik parlaklık derecele­rinde ışık vermesi gibi -25 wat, 100 wat ya da 1.000 wat- Yüz­ de 99'un Işığının da farklı yoğunluklara sahip olduğunu anla­malısınız. Yedinci Cennet olarak bilinen boyut, söz konusu cin­sel ilişkiler olduğunda hepsinin içinde en parlak Işığı verir.

Yedinci Cennet’in Yerini Bulmak

Kabalistler bize 7. Cennetin (Binah) depo, ambar, pınarbaşı, kaynak, cephanelik, havza, erzak deposu, hazine ve bütün varoluşumuza nüfuz eden ruhsal ve cinsel enerjinin stoklan­dığı yer olduğunu anlatır. Bu boyutla bağlantıya geçtiğimiz her sefer bu zevk kuyusundan kullanır ve cinsel hazzı dene­yimleriz. Biz bunu orgazm olarak biliyoruz.

Ön Sevişmenin Doyumu

Ön sevişme sırasında bedeniniz ve ruhunuz bu fiziki dünyanın perdesini delip geçer ve Yüzde 99 Gerçekliğe girer. Ruhunuz çeşitli boyutlardan geçerek yükselirken siz de yükselen hazzı deneyimlersiniz. Ruhunuz Yedinci Cennet'e ulaştığında bedeniniz çıldırır. Orgazma İlahi olanın bir zerre­sini tattığınızda ulaşılır. Orgazmınızdan sonra ruhunuz çabu­cak fiziki dünyasına geri iner. Bu sırada bir sigara yakarsınız, mutfakta bir şeyler atıştırırsınız, kucaklaşırsınız ya da kıvrı­larak uykuya dalarsınız.

Bilimin Yedinci Cennet Bocalaması

Bir gördüğümüz gerçeklik vardır ve bir de görmediğimiz ger­çeklik. Kabala gördüğümüz gerçekliğin sadece bir yanılsa­ma, bir gölge ve bütün var olanın sadece yüzde 1 'i olduğunu söyler. Görmediğimiz alan hakiki gerçekliktir. Kabala'ya gö­re seks bu iki ayrı alana ayna tutar.

Seksi Tanımlamak

Kabala doğal cinsel dürtümüzün bütün insan çabalarını güdüleyen bir motor ol­duğunu söyler. Biz onu fark etsek de etmesek de, hepimiz yaratılıştan gelen çok büyük bir enerjiye, fiziksel haz ve arzu için son derece yoğun bir kapasiteye sahibiz. Aslında arzu­dan yapıldık. Kabul edilmeyi, sevgiyi, doyumu, heyecanı, bilgeliği, dostluğu, arkadaşlığı ve tanınmayı arzularız; yiye­cek, içecek, haz, oyun ve mükemmel seks arzularız. Kaba­listlere göre seks arzusu bütün insan arzularının içinde en güçlüsüdür.

Dini eğitimimiz, şahsi hayat görüşlerimiz ya da geçmiş deneyimlerimiz ne olursa olsun, hepimiz öncelikle tutkulu cinsel varlıklarız. Ancak tıpkı iki alanın olması gibi -Yüzde 1 Yanılsama ve Yüzde 99 Gerçeklik- seksin de iki türü var­dır:
•Yüzde 1 Seks •Yüzde 99 Seks

Anlık Kıvılcımlar, Sonra Karanlık!

Kabala ahlaka yönel­mez. Kabala yalnızca enerjiyle uğraşır: özellikle de mümkün olan en güçlü yollardan enerjiye nasıl bağlanılacağıyla! Doyuma ulaşmak yaratılışımızın ilk nedenidir. Kabala müm­kün olan en büyük doyuma ulaşmanın ve onu korumanın yo­lunu gösteren bir teknolojidir!

Yüzde 99 Seks

Yüzde 99 Seks bütünüyle aşkındır. Sizi Yedinci Cennet'e çıkarır, sınırsız miktarlarda tutku ve neşe getirir, bedeni zevklendirir ve ruhu doyurur. Yüzde 99 Seks yaptıktan sonra utanmazsınız. Yüzde 99 Seks'ten sonra soğuk, karanlık, boş, tuhaf ya da partnerinize karşı ilgisiz hissetmezsiniz. İlk öpüşmeden son kucaklaşma­ya kadar yolun her adımında anlam, bağlantı ve ağırlık var­dır. İki ruhun birbirine karışarak bir olması vardır. Anahtar orada saklıdır: ruhta.

Mükemmel Seksin İlk Sırrı

Mükemmel seksin anahtarı Yüzde 99 Gerçeklik'le bağlantı kurmaktır - özellikle de Yedinci Cennet'le. Bunu nasıl yapa­rız? Ruhumuz bizi Yedinci Cennet'e bağlayan hatlardan bir ta­nesidir. Bu nedenle ruhsuz seks asla uzun süreli haz ve tutku vermez.

Ruh olmadan yapılan seks, fiziksel bedeni ve bencilce anlık memnuniyeti dikkate alan Yüzde 1 Seks'tir. Ruhla yapılan seks Yüzde 99 Seks'tir ve kendi benli­ğinizden çok daha önemli birisini dikkate alır: partnerinizi! Ruhla yapılan seks evrenin geri kalanını ve yaşamın anlamını dikkate alır.

Yüzde 99 Seks deneyimi oradaki kocaman evrenle bura­daki özel seks yaşamımızın arasında sıkı bir bağlantı olduğu­nu anlamakla başlar. Kabala'da bu son derece önemli bir fi­kirdir ve bu nedenle tekrarlanmaya değer.

Yukarıdaki Neyse Aşağıdaki de Odur

Kabala'nın en önemli kitabı olan Zohar her şeyi basit bir dille anlatır:
Aşağıda bir kıpırdanma olmadıkça yukarıda da kı­pırdanma yoktur. Yukarıdaki neyse aşağıdaki de odur.

Yüzde 99 Gerçekliğin gizli boyutlarına sahip olan Işık, ancak buradaki, Yüzde 1 Yanılsama'daki ha­reketlerimizle uyandırılır. Işığın yaşamımızdaki karanlığı kovmak için bizim alanımıza akıp akmamasını bizim davra­nışımız belirler.

Yüzde 99 Gerçekliğe bağlanıp bağlanmaya­cağımızı ya da ondan koparak karanlığa sıkışıp sıkışmayaca­ğımızı bizim hareketlerimiz belirler.

Işığı dünyamıza çeken birçok davranış vardır. İyilik. Pay­laşmak. Yardımlaşmak. Fedakarlık. Egoyu yenmek. Dua. Meditasyon. Cinsel birlik. Aşağıdaki bu kıpırtılar yukarıdaki Işığın da kıpırdanmasına neden olur. Seks bu görünmez boyutlara erişmenin ve Işığı dünyamıza getirmenin en güçlü yoludur. Çok büyük miktarda Işığı dünyamıza çeken cinsel teknikler vardır. Ve hazzın kaynağıyla bağlantıyı ke­sen teknikler vardır.

Efsanenin Gerisindeki Hakikat

İnanç tehlikelidir. Sağlıksızdır. Hakikat olarak aldığımız (inandığımız degil) şeyi belirlemekte tek kıstasımız sonuçlar olmalı. Kabalistler inanç kavramını küçümserler. On­lar sizin bilmenizi isterler. Bilmenin tek yolu bir ilkeyi test etmektir. Onu pratik dünyaya uygulamaktır. İşe yararsa, inanmak zorunda kalmayacaksınız. Bileceksiniz.

VE TANRI DEDİ Kİ, “IŞIK OLSUN”

İlk temastan önce . . .
İlk insan karanlığın içinde fısıldamadan önce. . . Gecenin içinde ilk öpücükten önce. . .
Başlangıçta, hiçbir şey var olmadan önce, sınırsız bir şey vardı;
... Enerji! 

Bu Enerji bütün gerçekliği dolduruyordu. Dünya henüz yoktu. Yıldızlar yoktu. Galaksiler yoktu. Bir evren bile yok­tu. Ya da bir Büyük Patlama. Sadece Enerji vardı. Ve bu Enerji tek gerçeklikti. Başka hiçbir şey yoktu. Ve o enerji sonsuzluğu dolduruyor, ebedi­yete kadar uzanıyordu.

Kabala bu Enerji'ye. . . Işık der!

Neden Işık?

Sınırsız mutluluğun nasıl bir şeye benzediğini hayal et­mek sizin için zor mu? Kabalistler bize 2000 yıl önce bu Işı­ğın tek bir damlasının gerçekte o güne kadar yaşadığınız en müthiş cinsel orgazmdan 60 kat daha doyurucu olduğunu an­lattı. Şimdi, Işığın tek bir damlası bile bu kadar güçlüyse, sınırsız Işığın gücünü ve hazzını hayal edin! Ebediyete kadar! Durmadan! Demek ki başlangıç bu. Başlama noktası bu: sınırsız haz ihtiva eden sınırsız Işık.

Işığın Özelliği

Bu sonsuz Işığın belirgin bir özelliği vardı. Bu özelliği, sınır­sız mutluluğunun hepsini paylaşmasıydı. Başka bir deyişle, iyi olanın özelliği iyiyi yapmaktır. Paylaşma ve mutluluk özelliği, mutluluğu yaratmak ve bir başkasıyla paylaşmaktır.

Ancak burada, sınırsız Işığın alanında, en başında, o "biri­si" eksikti. Sadece Işık vardı. Başka hiçbir şey yoktu. Bu yüzden Işık, paylaşmak için birisini yaratmaya karar verdi. Neticede mutluluğu paylaşma kavramı başka birisini mutlu etme eylemi olmadan tezahür ettirilemez. Paylaşma hareketi­nin ifade edilmesi amacıyla birisinin mutluluğu alması gerekir. Bu sonsuz Işığın belirgin bir özelliği vardı. Bu özelliği, sınır­sız mutluluğunun hepsini paylaşmasıydı. Başka bir deyişle, iyi olanın özelliği iyiyi yapmaktır. Paylaşma ve mutluluk özelliği, mutluluğu yaratmak ve bir başkasıyla paylaşmaktır.

Yaratıcı'nın Işığı bir alıcı olmadan kendini ortaya koyamaz ve ifade edemez. Işık, Işığın sahip olduğu bütün hazzı alması için Tek Sınırsız Ruh’u yarattı. Bizler o başlangıçtaki tek Ruh’un parçasıyız.

Çekim Yasası benzerin benzeri çektiği ve farklının farklıyı ittiği değişmez bir spiritüel (ruhsal) yasadır. Işık ve Ruh karşıt doğaları yüzünden ayrıldılar: paylaşmaya karşı alma.

Tek Yaratılış

Tarih boyunca bu gezegen üzerinde bir zerrecik hava solumuş olan herkes sonsuz mut­luluğu almak için yaratıldı. Işık, o kısa an içinde insanlığın ruhlarının -geçmiş, bugün ve gelecek- hepsini yarattı.
Tahmin edin ne oldu? Bu ruhların hepsi aslında tek bir büyük, birleşik ruha bağlıydı.
İnsanlığın ruhlarının hepsi Işık tarafından yaratılmış dev bir birleşik Ruh'u yapan trilyonlar­ca bireysel hücre gibiydiler. Her birey benzersizdi ama aynı zamanda her bir birey Tek Ruh 'u oluşturmak için yardım etti.

Ruhun Özü

Tek Ruh'un tek bir özelliği vardı. Sadece bir tane. Bu benzersiz özellik yaşam hakkındaki her şeyi anlamanın anahtarı­dır. Bu yüzden bu tek özelliğin ne olduğunu anladığınızdan emin olun, elinizden geldiğince.
Bu tek özellik şudur: arzu.

Arzu Her Şeydir!

Işık sınırsız olduğu için, her tür keyif onun içinde saklıydı. Bütün bu mutluluğu harekete geçirmek için gerekli tek şey arzuydu. Bir arzu yerine getirildiğinde, mutluluk o doyum anında ifade bulur. Arzu yoksa, mutluluk da yoktur. Nokta. Erkekler ve kadınlar, yetişkinler ve çocuklar, önce bir şey alma arzusu olmadığı takdirde parmaklarını bile kıpırdatmazlar.

Bir an durup yaşam hakkında düşünür­sek, hepimiz kendimizi lşık'la -ister bilgelik, bilgi, para, ar­kadaşlık, sevgi ya da ister cinsel mutluluk biçiminde olsun­- doldurmak için arayan hareket halindeki arzularız.

Kendine bir ifade kazandırmak için, Işık sınırsız bir Işığın yaydığı bütün neşeyi Alma Arzusu yarattı. Bu sınırsız Alma Arzusu geçmişte ve şimdi herkesin parçası olduğu birleşik Tek Ruh (Kutsal Ruh)'tur.

Işık paylaşır (+) ……………………… Ruh alır (-)

Yaratılışın Basitliği

Işığın özelliği sınırsız bir haz verme kabiliyetidir. Ruh'un özelliği sınırsız bir haz alma kapasitesidir. Birlikte bir sinerji oluştururlar:
Yaratıcı ve Yaratılış
Neden ve Sonuç
Yayılma ve Emilim
Paylaşan ve Alan
İyilik Veren ve İyilik Alan
Maskülen ve Feminen vb. 

Bir Mutluluk Gücü, Alıcı'ya sonsuz mutluluk vermek ve paylaşmak amacıyla bir Alıcı yarattı. Başka bir deyişle, Tanrı İnsanlığın Ruhlarını, Sı­nırsız Işığı onlarla paylaşmak için yarattı. 

Fazlasıyla Sekse Benziyor

lşık'la Tek Ruh arasındaki ilişki mutlak cinsel bağlantıydı.
Öncelikle aralarında akan haz bir insan tarafından deneyimle­nen en muhteşem orgazmdan 60 kat daha büyüktü. Gücünün iki katı değil. Yoğunluğunun üç misli değil (muhtemelen ortalama bir insanı öldürecektir). 60 KAT DAHA GÜÇLÜ, YOĞUN VE HAZ VERİCİ olduğundan bahsediyoruz! Bu nedenle Tek Ruh yaratıldı: bu İlahi Haz'ı ebediyen de­neyimlemek için.

Eksik Olan Sihirli Anahtar

Yaratılışın ilk aşamasında Işık sınırsız hazzı paylaşmak için dev bir Ruh yarattı. Yaratılış'ın bir sonraki aşamasında Işık ve Tek Ruh bir­den ayrıldı, birbirinden doğuyla batı kadar uzaklaştı. Tutku­suz bir seks dünyasında kendimizi bu kitabı okurken bulma­mızın nedeni, bu kendiliğinden gerçekleşen ayrılıktır.

İlahi Soyaçekim

Işık Tek Ruh'u yarattığında, tıpkı bir çocuğun ebeveynlerinin fiziksel ve kişisel özelliklerini miras alması gibi, Ruh Yaratıcısının genlerini miras aldı. Özellikle, Tek Ruh yaratıldığında, esas karakteri Alma Arzusu'ydu. Bununla birlikte, Ruh lşık'tan benzersiz bir özelliği de miras aldı: potansiyel paylaşma ka­biliyetini.

Tek Ruh bir Alıcı olarak tasarlandı, ama tabiatında pay­laşma ve tıpkı Yaratıcı gibi davranma olasılığı mevcuttu. Ayrı her bir su damlası ayrı bir ruhu belirtir, ama bütün damlaları bir araya toplarsak, tek bir su birikintisi yani kutsal Ruh’u oluştururlar.

Sır (Gizem)

Kabalistlere göre Adem ve Havva ifadesi şifredir, evreni­miz var olmadan önce var olan tek bir birleşik kutsal Ruh'a atıfta bulunan bir metafordur. Adem ve Havva ifadesi hem bir Alma özelli­ğine hem de miras alınmış, tanrısal bir Paylaşma özelliğine sahip olan Tek Ruh'un şifresidir. Adem ve Havva egzotik bir dünya bahçesinde salınan iki fiziksel insan değildi. Adem ve Havva Tek Ruh tarafından sahip olunan iki karakter özelliğine atıfta bulunur: Alma ve Paylaşma ve Tanrı - Işık - gibi olma potansi­yeli.

Esası arzu olan Tek Ruh, şifre kelime Havva (alma özelliği) ola­rak bilinir.
Ruh tarafından miras alınan paylaşma geni şifre kelime Adem (paylaşma özelliği) olarak bilinir. Bu gen, Tanrı gibi davranma yeteneğinden oluşan Tanrı'nın DNA'sıdır.

Çekim Yasası'na göre, Ruh sadece Yaratı­cı'ya öykünerek, sadece yapı itibariyle benzer olarak ve Tan­rı gibi davranarak lşık'la yeniden birleşebilir. Hatırlayın, benzer benzeri çeker.

Tanrı Gibi Olmanın Yolu

Işık'la birleşmek için kişi Işık gibi davranmalıdır. Tanrı'yla birleşmek için kişi Tanrı gibi davranmalıdır. Tanrı asla ne yapmaz? Asla almaz. Ruh almaya devam ettiği sürece özü Yaratıcı'nınkinin tersiydi ve sonuç olarak Işık'tan ayrı kaldı.

Görev Yerine Getirildi… Neredeyse!

Alıcı olarak da bilinen Tek Ruh, Işığı durdurarak ve alıcı ya­pısını kapatarak ayrılığa neden olan tek özelliği ve davranış­sal faaliyeti ortadan kaldırdı: almayı! Zekice bir oyun, akıllı­ca bir hareketti. Bir şey hariç: Kap Işığı almayı durdurdu­ğunda Işığın tamamını ortadan kaldırmadı. Neden, diye soru­yor musunuz? Sütle dolu bir bardağı ele alalım. Sıvının ta­mamını dökseniz bile ince bir süt tabakası bardakta kalır. Tek Ruh'un başına gelen de kelimesi kelimesine buydu. Al­mayı durdurduğunda, bütün Işık kayboldu, küçük bir kalıntı hariç. Bu küçük kalıntı yüzünden Ruh'un içinde hala kü­çük bir Işığı Alma Arzusu vardı.

Elbette ki başlangıçtaki Işığı durdurma ve alıcı yapıyı ka­patma hareketi Ruh'u Işığa daha çok benzetti. Aslında, Işığın tamamının Yüzde 99'u kabı terk etti. Gerçekten de, kabın alıcılığının Yüzde 99'u şimdi yok edilmişti. Haliyle, bu du­rum Ruh'u Işığa daha yakınlaştırdı, ama hala yuvaya ulaşıl­mamıştı. Ruh yapısından her tür almayı tamamen çıkarma mutlak hedefine ulaşmak amacıyla Işığın kalan Yüz­de 1 kalıntısına direnmek, Yaratıcı'nın paylaşımcı yapısını geliştirmek için pay­laşmak (ihsan etmek) zorunda.

Mukavemet ve Bir Evrenin Doğuşu

Ruh'un Işığı durdurma hareketine Mukavemet (direnme, karşı durma) denir.

Hatırlayın, ilk Mukavemet hareketi Işığın Yüzde 99'unu ortadan kaldırdı. Bu yeni oyun alanı Ruh'a kalan kalıntıya, hala içini dolduran artakalan Yüzde 1 'lik almaya direnmesi için başka bir fırsat daha verecekti.

Alev alev yanan Işığını gizlemek için Yaratıcı on "perde" astı. Birbirinin üzerine gelen her perde yavaş yavaş Işığın parlaklığını azalttı.

Karanlığın On Perdesi

On perde konduğunda şaşırtıcı bir şey oldu. Fazladan her perde fazla­dan yeni bir boyut yarattı. Sonuç olarak on perde on boyut yarattı. Daha yüksek boyutlar, Işığın kaynağına daha yakın olduklarından ve az perdeyle saklandıklarından, doğal olarak daha çok Işık ihtiva eder. En aşağı boyut, açıkça, en az Işığı ihtiva eder ve bizim şimdiki evimizdir.


Ruh, bir Alıcı olmaktan paylaşmak uğruna alan bir Alıcı olmaya dönüşme fırsatına sahip olabilmek için Işığı almayı bıraktı. Bununla beraber Işığın yalnızca yüzde 99'luk bölümüne direnildi. Ruh geride kalan kalıntıya direnmek zorundaydı.

Işık geri çekildi ve Ruh'a son direnme hareketini ta­mamlayacağı bir yer vermek için, içinde bizim evre­nimizi barındıran minik bir alan yarattı. Bu minik alanı yaratma sürecinde on boyut oluştu. Cennet Bahçesi ve Yedinci Cennet bu gizli boyutlar­ da bulunur.

Cennet Bahçesi Şifresi

Kitabı Mukaddes'teki şifrede Cennet Bahçesi, Tek Ruh'un Işığın son kalıntısına direnmek için oturduğu yerdir. Burası Ruh'un bütün direnme işini tamamlamaya çalışacağı yer ve boyuttu.

Eski bir Muhalif

İblis gerçekte pis bir yılan değildir. İblis başka bir şifre kelimedir, bir hasmı, bir muhalifi tasvir etmek için kullanılan bir metafordur (simgesel anlatım): Tek Ruh'a meydan okuması ve mücadele etmesi için yaratılmış rakip bir bilinç hali.

Oyun

Ruh'un hedefi bütün arzuya direnerek kalan Işığa di­renmektir. 

İblis'in hedefi Ruh'u bu Işığı almaya ve ona diren­memeye cezbetmektir.


Ruh'un işi özgür iradeyi kullanmaktır. Özgür irade nedir? Özgür irade alma ya da almama kararıdır. Bu kadar. Daha fazlası yok.

İblis mutlak bencillik ve alma gücünü temsil eder.

İblis’in Kurnazlığı

Haki­katle hilenin ellerini açık oynadıkları bir boyutta İblis yaka­lanmaktan sakınmak için hileyi ince bir hakikat katmanıyla örtmesi gerektiğini fark eder.

Ağaçla İlgili Hakikat

Adem'le Havva'nın öyküsünü hatırlıyorsanız, Tanrı çifte İyi ve Kötü Bilgisinin Ağacı'ndan ham meyveyi yememeleri­ni, aksi takdirde kesinlikle öleceklerini söyledi. Cennet Bah­çesi'nde fiziki bir elma ağacı yoktu. Ağaç Yukarı Üç Bo­yut'a gönderme yapar. Ve meyve aslında Yedinci Cennet'tir.

Tanrı Adem'le Havva'ya ağacın ham meyvesini yememe­lerini söylediğinde, bu Tek Ruh'un bu hazla bağlantı kura­ mayacağı ve onu alamayacağı anlamına geliyordu, çünkü bu davranış bariz almaktı. Almak Işığın karşıt halidir. Almak lşık'la Ruh arasında daha da büyük bir ayrılığa sebep olacak­tı.

İblis’in İlk İddiası

İblis, bir insan paylaşmak uğruna aldığı zaman, alma hareketi derhal bir paylaşma hareketine dönüşür diye açıklar.

Babaya Armağan

Küçük bir kız babasına yeni bir kravat yapmaya karar ve­rir. Bir parça kağıdın üzerine bir kravat çizer. Onu turuncu, kahverengi ve morla renklendirip keser. Haliyle yaptığını babasıyla paylaşmak ister. Babası kızının yaptığı şeyi aldı­ ğında çok sevinçli bir yaygara koparır. Babanın alma hareke­ti kızına çok büyük zevk verir. Buna Paylaşmak Uğruna Almak denir. Başka bir deyişle babanın kağıttan bir kravat kullanmak gibi arzusu kesinlikle yoktur. Kravatı alır çünkü bu kızına çok büyük sevinç verecektir.

İblis’in İkinci İddiası

İblis Ruh'a Alma Arzusu'nun herhangi bir biçimi olma­dan Işık'ın Ruh'u asla dolduramayacağını söyler. Sonuç ola­rak, Ruh'u kaçınılmaz olarak boş bırakacak olan Alma Arzu­su'na direnmek yerine, İblis Ruh'a Paylaşmak Uğruna Al­ ma'nın Işık'la güvenli ve sonsuz bir bağlantıyı kesinleştire­ceğini söyler. Ruh aynı zamanda hem alacak hem de payla­şacaktır. Bu doğrudur.

Ruh’un Hedefi

Ruh'un mutlak hedefi almayı öğrenmektir, kendisi için değil, paylaşmak uğruna. Paylaşmak uğruna alarak Ruh ken­diliğinden alma özelliğini paylaşma özelliğine dönüştürür. Artık Işık ve Ruh, her ikisi de paylaşandır.

Ne olduğunu tahmin edin? Çekim Yasası'na göre, benzer benzeri çektiği için Işık ve Ruh şimdi yeniden birleşebilir. Anahtar budur. Işık bağlantısına ulaşmanın sırrı budur.

İblis’in Üçüncü İddiası

Neticede, almak Işığın karşıtıdır. Almak lşık'la Ruh ara­sında bir kopukluğa (ölüme) ve ayrılığa neden olacaktır. Bu nedenle İblis, Ruh bu alana sadece paylaşma amacıyla bağ­landığı sürece Ruh'un yalnızca ölümden korunmakla kalma­yacağını, aynı zamanda da cennetin (Işık'la mutlak bağlantı­nın) sonsuza kadar Ruh'un sahipliğinde olacağını söyler.
Bu doğrudur.

İkinci Isırık

Ruh ona ilk bağlandığında Yedinci Cennet'in "meyvesini" asla tatmadı. Bu nedenle Yaratıcı'ya zevk vermek saf niye­ tiyle ilk ısırığı almak kolaydı. Ancak ilk lokmadan sonra çıl­gınca ve beklenmedik bir şey oldu. Bu ilk lokmanın hazzı Ruh'un artakalan alma özelliğinin çılgınca kontrolden çık­masına yol açtı. Hatırlayın, İblis Ruh'a Işığın kalıntısına di­ renerek zaman kaybetmemesini söylemişti. İblis Ruh'a di­renmek yerine paylaşmak uğruna almasını söyledi.

Ne oldu biliyor musunuz? Ruh Işığı bir kez tattığında, aniden daha çok Işık, daha çok haz için kontrolsüz bir arzu tarafından zorlandı. Filizlenen bir bağımlılık gibiydi. O ilk ısırığın alınması üzerine bir Pandora kutusu açılmıştı. Sonuç olarak ikinci ısırıkta Ruh aşırı derecede büyümüş olduğu için Alma Arzusu'na direnemedi.

Rav Aşlag şöyle der: “Kadın (Ruh'un alma özelliğini ifade ediyor) henüz meyveyi tatmamışken, ve tam bir paylaşma duru­mundayken, masum bir Kadiri Mutlak'la hazzı pay­laşma niyetiyle ilk lokmayı yemesi onun için kolaydı. Ancak meyveyi tattıktan sonra meyveye karşı güçlü bir arzunun etkisi altına girdi. Bu arzuya direnmesi artık mümkün değildi. Rahmetli bilgelerimizin ‘ham meyveyi yediler’ ifadesinin anlamı budur.”


Kurnaz İblis bunu en başından beri biliyordu. Bu nedenle kabalistler İblis'in sadece yalanlar anlattığını söylerler.

Oyun içinde Oyun

İblis Yaratıcı tarafından bize meydan okumak için var edildi. İblis kötü ruhlu korkunç bir varlık değildi. Pazar ayi­ninde öğrendiğimiz gibi sürünerek ilerleyen yılan değildi. İb­lis aslında bir melek, tinsel bir güç ve İlahi Işık'tan yapılmış göksel bir varlıktı, tıpkı Tek Ruh'un olduğu gibi. Güzel, meleksi, zaruri bir güçtü. Meleksi bir güç olan İblis Ruh'a meydan okumak ve onun Alma Arzusu'na direnmesine engel olmak için yaratıldı. Bu Muhalifin varlığı soylu bir amaca hizmet etti: işi çok zorlu bir meydan okumaya dönüştürerek Ruh'un Tanrı gibi olmanın manasını hissetmesini ve onu ger­çekten hak etmesini sağlamak.

Melek'le Tek Ruh arasında oynanan oyun seks adı verilen oyundu! Özellikle de Ruh ve Yedinci Cennet arasındaki bağ­lantı, ortada maddi bedenler olmamasına rağmen gerçekten de Muhalifle Ruh arasındaki cinsel bir bağlantıydı. Ruhani bir düzeyde, bilinç alanında seksti. Meleksi gücün hedefi bencilce almaya kandırmaktı.

Daha Büyük Arzu ve Bencilliğin Doğuşu

İkinci ısırığı aldığında, Ruh'un arzusu arttı, çünkü hayal edi­lemeyecek kadar büyük bir haz deneyimlemişti. Buradaki durum diyet yapan bir insanınki gibidir. Kişi gün boyunca diyetine sadık kalır. Akşam olur ve birden tatlı bir şeylere duyulan arzu yoğunlaşmaya başlar. Diyet yapan kişi hile ya­pıp çikolatadan küçük bir parça alacak olursa, çoğunlukla haz insanı alt eder ve o kişi tıka basa çikolata yer. Bununla birlikte o ilk çikolata parçasından sakınılırsa, kişi genellikle akşamın geri kalan bölümünde hileye direnme iradesini gös­terir.

Güçlü bir çözülmeye götüren, o ilk küçük tattır. Küçük, lezzetli, ahlaksız çikolata parçasını yemekle kalmayız, kont­ rolden çıkmış arzumuzu yatıştırmak için bir kutu kurabiye de tüketmemiz gerekir.

Aynı şey Ruh'un başına geldi. İlk parçayı tattığında arzu­su birden büyüdü. O zaman Ruh o ikinci ısırık sırasında Işık formunda bir kutu kurabiyenin eşdeğerini yemeye zorlandı. Aniden güçlü bir enerji dalgası Ruh tarafından yutuldu.
Başka bir deyişle, Ruh'la Muhalif arasındaki spritüel cin­sel ilişki sırasında, Ruh başlangıçta yalnızca paylaşma ama­ cıyla haz alıyordu. Bununla birlikte Ruh bu cinsel hazzı deneyimlediğinde aniden bilincini paylaşmadan bencilce ar­ zuya kaydırdı. Artık sadece kendisi için alıyordu. Artık kont­rolden çıkmıştı. Bunun yıkıcı sonuçları olacaktı.

İnsan Ruhunun Kökeni

Ruh'un arzusundaki aşırı büyüme Yedinci Cennet'ten inanıl­maz bir miktarda fazladan enerji emdi. Bir tost makinesini bir nükleer güç santraline bağlamışsınız gibi, bu korkunç dalga İkinci Isırık sırasında Ruh'un içinde gümbürdedi. Öyle büyük bir enerji yüklemesi oldu ki, Ruh'u ikiye ayırarak ayrı ayrı dişi ve erkek enerjiler yarattı. Adem Havva'dan koptu. Bu iki ya­rım tekrar parçalara bölünerek sayısız parçaya ayrıldı. Bu dar­madağın parçalar insan ruhlarının başlangıç noktalarıdır.

Ölüme -Cehenneme- İniş

Bütün bu dağınık ruh kı­vılcımlan en dipteki boyuta indiler - bizim fiziki evrenimize.

Kitabı Mukaddes'te geçen Adem 'in Düşüşü ifadesinin arka­sındaki sır burada yatar. Bu aynı zamanda Cennet Bahçe­si'nden Kovulma'nın gerisindeki şifredir. Farkın büyümesi Ruh'u Işık'tan uzaklaştırdı, onu Cennet Bahçesi'nden bütün boyutların içinde en uzak olanına, evrenimize itti.

Atomun Doğuşu

Atom başlangıçtaki Yaratılış'ın bir mikrokozmosudur.

Işık (+) Proton
Ruh (-) Elektron
Mukavemet hareketi (0) Nötron

Yaratılış'ı meydana getiren Işığın, Ruh'un ve Muka­vemet Hareketi'nin (proton, elektron ve nötron) bilinciydi. Bu şaşırtıcı fikri kavramanın zor gelmesinin tek nedeni bilimin bi­lincin artı kuvvetini proton olarak adlandırmasıdır. Bilim bu kuvvete Işık deseydi, Yaratılış hikayemizin derin içeriğini çabu­cak kavrayacaktık. Aynı şekilde bilim elektrona Ruh ve nötrona da Mukavemet deseydi, Kabala'nın Yaratılış açıklaması ve ger­çeğin doğası bilime özdeş olacaktı. Gerçekte özdeşler. Sadece isimler farklı.

Parça Bütünü İhtiva Eder

Her bir insan tek başına, Ruh'un yakın za­manda güçlendirilmiş Alma Arzusu'ndan başka bir şey olma­yan bencilliğe direnmeli. Her insanın görevi Cennet'te yarım bırakılmış işin bir parçasını tamamlamaktır. Hakikat şu ki, Ruh'un başlangıçtaki hedefi açısından gerçekte hiçbir şey değişmedi. Tek kütlenin (Tek Ruh) içinde birbirine bağlı olan dönüşüm çabası sadece birçok halkası olan büyük bir zincire dağıldı: insan varoluşunun zincirini oluşturan tek başına dişi ve erkek ruhlar, birbiri ardına gelen nesiller.

Varoluşun Anlamı

Sadece Kendi İçin Alma Arzusu'na tümüyle direnmek ve sonra onu bir Paylaşmak Uğruna Alma Arzusu'na dönüştürmek. Arzunun üzerinizde kesinlikle hiçbir hakimiyetinin olmaması için önce bütün bencilce arzuları bırakmalısı­nız. Işığa çok erken bağlanırsanız, içinizde birazcık bi­le olsa bencilce arzu kalırsa, Işığın hazzı sizi ele geçirecek ve arzunuz o İkinci Isırık'ta hızla büyüyecek. Ya da, tavrınızda olumlu paylaşmaya dair hiçbir unsur barındırmadan alarak hazza sadece bencilce bağlanırsanız, kaçınılmaz olarak Işık'tan kopacak ve karanlıkta kalacaksınız.

Yaşamımızda haz­za ulaşmanın, doyumu korumanın, gerçek Işığı çekmenin yöntemi sabit kalır:
-Bencilce almaya direndiğiniz her sefer Işığa bağla­nırsınız.
-Bencilce aldığınız her sefer Işık'tan koparsınız.
-Paylaşmak Uğruna Alma saf bir paylaşma hareketi olarak kabul edilir. Böylece, Ruh ve Işık yeniden bir­leşebilir.

Yeryüzüne İnmek

Zohar bize Yüzde 1 Yanılsama'nın, Yüzde 99 Gerçekli­ğin bir yansıması olduğunu söyler. Dünyamız perdenin arka­sında duran görünmeyen gerçekliğin bir aynasıdır. Bu dü­şünce çizgisini takip ederek Adem ve Havva'lı yaratılış hi­kayemizde incelediğimiz her şey aynı şekilde bu dünyevi varoluşta yansıtılmalı.

Paylaşacak Birisi

Tek Ruh'un parçalanması geçmişte, bugün ve gelecekte, bu gezegende yürüyen bütün erkek ve dişi ruhları gösterir. Bu parçalanma insanlık için bir fırsat yarattı: Bize birbirini etki­lemek, paylaşmak ve birlikte büyümek, süreç içinde kendi­mizi dönüştürmek için başka birisini verdi. Başka insanlarla etkileşime girdiğimizde bencilce arzularımız tetiklenir. Şimdi bu arzulara direnmek için bir fırsatımız var. Aynı şekilde, başkalarıyla etkileşime girdiğimizde, paylaşacak birisine de sahibiz. Yaşamlarımızdaki insanların geri kalan kısmıyla Paylaşmak Uğruna Alma’yı öğrenebiliriz.

Parçalara ayrılmış Ruh'un bütün kıvılcımları bize yaşam oyununda partnerler verir. Birbirimizle ilişkiye girerek, ken­ dimizi sadece almanın peşinde olan bencil insanlardan, pay­laşan ve Yaratıcı gibi davranan, böylece nihai yazgımız olan büyük doyumu hak eden insanlara dönüştürmek için hem fır­sata hem de araçlara sahip oluruz.

Orgazmik bir Deneyim: Paylaşmak

Paylaşmanın ha­kiki orgazmik keyfi kasti olarak duyularımızdan gizlenmiştir. Basit paylaşım faaliyetleri sürekli insanın aklını başından alan orgazmlara neden olsaydı, bütün dünyanın olabildiğince başkalarıyla paylaşmaya çalışarak isterik bir şekilde ortalıkta koşuşturacağına son kuruşunuza kadar bahse girebilirsiniz.

İronik olarak insanlar zaten her yerde bir orgazma ulaş­maya çalışarak gece gündüz koşuşturuyorlar. Aslında yaptık­ları her şey sonunda mükemmel seks yapma hedefine götü­ren gizli bir gündemi içeriyor. Ancak bunu alma yoluyla ya­pıyorlar, paylaşarak değil. Hepimizin geçmişte yaşadıklarımız olduğu için dünya hırs ve dolayısıyla da karanlık ve karmaşa tarafından yutulmuştur.

Şimdi şunu hayal edin: Ya paylaşma nedeniyle deneyim­lediğiniz orgazm gerçekten de geçen hafta yaşadığınızdan 60 kat daha güçlü olsaydı? Evet, bu gezegen kocaman bir cö­mertlik orjisi olurdu. Paylaşma, iyilik, kardeşlik, iyi niyet ve olumlu davranışlar bütün dünyada patlama yapar, dünyanın en bulaşıcı virüsünden daha hızlı yayılırdı.

Muhalif -Şeytan- Neden Var?

Bu yaşam oyununu zorlayıcı bir hale getirmek için -tıpkı Cennet Bahçesi'nde olduğu gibi- Muhalifin oyuna katılması gerekir. Tüm bunlardan sonra, paylaşmak kolay bir iş olsay­dı, direnmek çaba gerektirmeyen bir iş olsaydı, Tanrı gibi olmanın ne anlama geldiğini asla kavrayamayacak ve hak edemeyecektik. Mantıklı olarak, Muhalifin yaşam denilen bu çılgın oyunun önemli bir parçası olması gerekiyor.

İçimizdeki Muhalif

Muhalif egodur. Muhalif rasyonel zihninizdir. Muhalif bütün bencilce arzularınızdır. Ve Muhalif öfkeniz, güvensiz­liğiniz, kaygınız ve korkunuzdur. Aslında Muhalif dış dünya tarafından içinizde tetiklenen her bir tepkidir. Yaşamımızın her alanında Muhalife tamamen direndiğimizde, Yüzde 99 Gerçekliğin Işığıyla tam bir bağlantıya ulaşırız. Kabala tek bir amaca hizmet eder. Size yaşamınızın bütün alanlarında Muhalifi yenmek ve ona direnmek için gerekli araçları ve farkındalığı verir.

İnsan Olmanın Önemi

Biz yalnızca hayvan deği­liz. Benmerkezci dürtülere tepki vermemeyi seçme özgür iradesine sahibiz. Bencilce arzulara direnmeyi özgürce seç­me hakkına sahibiz.

Hayvanlar gibi yaşadığımızda -dürtüsel, tepkisel, sadece kendi çıkarı tarafından yönlendirilen- ·Sınırsız'dan gelen bu benzersiz armağanı yadsıyoruz. İnsanlığımıza, dönüşebilece­ğimiz şeyin kozmik vaadine sırtımızı dönüyoruz. Bu yüzden, bu dünyayı yükseltmek ve davranışsal etkileşimlerimiz, cin­sel bağlantılarımız ve ruhsal dönüşümümüz aracılığıyla kut­sal olanı açığa çıkarmak boynumuzun borcudur.

Özgür iradeniz bu kuşkucu­luğa itiraz etmenizi, dostlarınıza ve düşmanlarınıza karşı iyi­liğinizin ve etkin tavrınızın bu dünyadan ve yaşamınızdan karanlığı çıkarmanın tek yolu olduğunu fark etmenizi sağlar. İyilik ahlakla ilgili değildir. İyilik aslında hırsın nihai halidir. Herkese karşılığını verir.

Yukarıdaki Neyse, Aşağıdaki de Odur

Bir birey bir tepkiye direndiği her sefer, Yüzde 99 Ger­çekliğe bağlanır ve bütün dünya bu insanın çabasının sonu­cu olarak Işığı alır ve yükselir. Aynı şekilde, bir birey tepki vermeyi ve egosunun heveslerini izlemeyi seçtiği her sefer, o insanla Işık arasındaki uzaklık biraz daha büyür. Bu durumda BÜTÜN dünya biraz daha karanlıklaşır.

Her an, herkesin hareketleri dünyayı aynı anda etkiliyor. Bu nedenle iyiliğimizin ve paylaşımcı hareketlerimizin gerçek­lik üzerindeki etkisini algılayamıyoruz. Dünyanın hali, insan uygarlığının durumu sadece bizim davranışlarımızın genel top­lamıdır. Benzer şekilde, seks yaşamımızın hali sadece yaşamı­mızdaki bütün insanlara karşı davranışımızın sonucudur.

Muhalif Kandırmaya Çalışıyor

Bu önemli anda Muhalif, yani egomuz konuşur ve size şöyle der: Bu kesinlikle doğru değil. Dünya aslında rastlantısaldır. Benim kendi hareketlerim bütün dünyayı etkileyemez. Bu kıran kırana yaşamda kendimi kollamam lazım. Sizi aciz, değersiz, önemsiz olduğunuza inandırır. Sizi davranışınızın dünya üzerinde hiçbir etkisinin olmadığına inanmanız için kandırır.

Yaptığımız her şey dünyayı etkiler. Her şey! Bunu asla unutmayın.

Eş Ruhlar

Sekse duyulan arzu başlangıçtaki biçimimizi yeniden oluşturma öz­lemimizdir.

Kabalist Rav Berg eş ruhlar kavramını Zohar'da ele alın­dığı haliyle açıklar: “Ruh eşleri, Yukarı Dünya 'da başlangıçtaki tek bir ruhun, daha sonra fiziki dünyamızdaki uzun yolculuğun hazırlığı olarak Yaratıcı 'nın eli tarafından bölünmesi [Ruh'un Parça­lanması] sonucunda ortaya çıkan iki yarımdır - erkek ve di­şi. Ancak ruhsal gelişim tamamlandığında ve karmik borçlar ödendiğinde bu düzlemde bir araya gelirler. Bununla bera­ber, hiçbir evlilik hata değildir. Bencilce arzularımıza dire­nerek öbür yarımızı hak etmeliyiz. Ruh eşimizden başka biri­siyle evlenmek bize tepkisel davranışa direnme ve ruhumu­zun öbür yarımına layık olma gücü verir.

Anlamlı Bir Başkasının Önemi

Alıcının olmadığı yerde, verme eylemi olamaz. Seks sırasın­da bize paylaşma, Işığı çekme ve dışarı yansıtma fırsatı veri­lir. Bunu tek başımıza yapamayız. En yüksek düzeyde ruh­sallığa ve insan gelişimine başka birisiyle karşılıklı ilişki içindeyken ulaşırız. Kendimizi ve ya­şamımızın amacını tamamlamak için sevgiye ve arkadaşlığa ihtiyacımız var. Peki bu, bekar insanlar daha az insan anlamına mı geliyor? Bekar bir insan paylaşı­mı, iyiliği ve gelişimiyle ayırt edilen bir yaşam sürüyor ola­bilirken, yan taraftaki evli çift birbirini aldatıyor, maddi şey­ler için sonu gelmeyen kavgalara tutuşuyor olabilir. Bu bekar insan sevgi bağlamında ruhsal tamamlanmanın daha yüksek seviyelerine bile ulaşabilir mi? Kabalistler buna evet diyor. Ruhlarımız sürekli yeniden birleşmenin peşindedir.

Bekarsanız, yaşamınızda ne kadar çok Işık üretirseniz gerçek ruh eşinizi o kadar çabuk çeke­ceksiniz.

Yukarı ve Aşağı Dünya

Fiziki arzu dünyamız (Yüzde 1) ve Işığın gizli boyutları (Yüzde 99) kabalistler tarafından aynı zamanda sırasıyla Aşağı Dünya ve Yukarı Dünya olarak da bilinir.
Adem ve Havva da bu Yukarı ve Aşağı Dünya kavramını temsil eder. Yukarı ve Aşağı Dünya erkek ve dişi enerjilerle ifade edilir.

Dünyamızdaki her şey sadece bir gölgedir, Yüzde 99 Gerçeklik'teki bir şeyin bir yansımasıdır. Yaşam yaratma gücüne sahip olduğu için meni Dünya'da Işığa en yakın maddedir. Ve süreç boyunca çılgınca bir zevk üretir. Yaratma ve zevk Işığın temel özellikleridir.

Erkek Yukarı Dünya'yı temsil eder.
Dişi Aşağı Dünya'yı temsil eder.
Erkek lşık'tır.
Dişi Ruh'tur.
Erkek yağmurdur.
Dişi yağmuru alan ve onunla yaşamı var eden Yeryü­zü'dür.
Bir erkek ersuyunu -Işığını- verir.
Bir dişi onu alır ve insan yaşamını -ruh’u- var eder.

Erkek ve dişi enerjiler cinsel bakımdan bağlandığında:
Eşzamanlı olarak Yukarı ve Aşağı Dünyalar da bağlanır.
Bu, Işığın yaşamlarımıza ve dünyamıza akmasına olanak verir. Bu nedenle seks sırasında hazzı deneyimleriz. Yukarı ve Aşağı Dünya ilişkisi dünyamızda da benzer şekilde işler; yaşamın bütün alanlarına sinmiştir.

Bir meyveyi yediğimizde:
Meyve Işık'tır.
Biz Ruh'uz, alıcıyız.
İkisi birleştiğinde (yeme eylemiyle) Yukarı ve Aşağı Dünyalar birleşir. Buna bağlı olarak zevk duyar ve meyveden besin alırız.

Bir meslekle uğraşırken:
Kazanmaya uğraştığımız başarı Yukarı Dünya'yı tem­sil eder.
Başarılı olma arzumuz Aşağı Dünya'yı temsil eder.
Başarıya ulaştığımızda, Yukarı ve Aşağı Dünya'yı bağla­rız ve Işık bize akar. Çoğunlukla paranın bize verdiği güven, gurur ve başarı duygusu budur.

Bir çikolata yediğimizde:
Çikolatanın uyardığı keyif Yukarı Dünya'dır. Çikolataya duyduğumuz denetimsiz açlık Aşağı Dün­ya'ya karşılık gelir. Çikolata yediğimizde kakao yağı beynimizde zevk uyandıran uyuşturucular üretir; işte tam o anda iki dünya birleşir.

Yaşamdaki her şey Yukarı ya da Aşağı Dünya'dan türer. Herşey!
Bu iki dünya birleştiğinde, Işık akar. Deneyimlediğimiz her zevk biçimi Aşağı ve Yukarı Dünya'nın, yani Yüzde 1'le Yüzde 99'un birleşmesiyle gerçekleşir. Seks sadece iki dünyayı birleş­tirmenin en güçlü yoludur. Seks bir bar çikolata yemekten daha çok keyif verir - herkes için olmasa da, maalesef. 1995 'te yapı­lan bir çalışmaya göre kadınların yüzde 70'i çikolatayı sekse ter­cih ediyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü çikolatada aşık bir insanın beyin kimyasını taklit eden fenil etilamin maddesi var.

Asıl problem, gündelik temelde, özellikle seks konusunda iki dünya arasında dayanıklı ve kalıcı bağlantıları nasıl kura­cağımızı bilmememiz.

Bencilce Alma Sorunu

Doyuma egomuz, benmerkezci arzularımız aracılığıyla bağlanmaya çalıştığımızda, iki alem buluşmaz. Kalıcı Işığa erişemeyiz. Egomuzu tatmin eden hızlı bir doz zevk elde ederiz, ancak iki dünya çabucak birbirinden uzaklaşır. Yüzde 1 ve Yüzde 99 giderek ayrılır.

Bu olay yaşamlarımızda sürekli olduğunda dünyamız so­nunda karanlığa gömülür. Yeni bir arabanın heyecanı kaybo­lur. Seks tutkusu anlamını yitirir. Mutluluk ve neşe sonunda biter. Tepki gösterdiğimizde Yüzde 1 Yanılsama'yı Yüzde 99 Gerçeklik'ten, Yukarı Dünya'yı Aşağı Dünya'dan, bede­nimizi ruhumuzdan ayırdık demektir. Karanlık kaçınılmaz sonuçtur (çikolataya duyulan giderek artan bir açlıkla birlikte) !

Elem

Kabala'ya göre eğer ilk başta, paylaşma hareketini yerine getirmeden önce gerçek acı, şüphe, kötümserlik ve isteksizlik varsa, o zaman davranışlarınızın gerçek paylaşım hareketleri olduğunu bilirsiniz. Başka bir deyişle canımız acıyıncaya ka­dar vermeliyiz. Acı ve zarar Muhalifin ve onun ikna edici sesinin gerçekten üstesinden geldiğimizin kanıtıdır. Sesi yendiğimiz her sefer Işığı açığa çıkarırız.

Şeytan kelimesini Ego'yla değiştirin, sorunu görmeye başlayacaksınız. Bu fiziksel alemde Tanrı'yı görüntüden çıkarmaya yardım eden de yine egodur. Egolarımız bizi başarılarımızın zeki mimarları olduğumuza, harika aşıklar olduğumuza ve partne­rimizin her ihtiyacını bizim, yalnızca bizim doyurabileceği­mize inandırmayı sever. Işığa hiç mi hiç ihtiyacımız yok.

Büyük 18. yüzyıl mistiği ve Kabalist Rav Israel ben Eliezer (Baal Şem Tov ya da İyi İsmin Ustası olarak bilinir) şöyle der:
Tanrıyı bulmadan önce, kendinizi kaybetmelisiniz!”

Mukavemetin Gücü

Muhalifin yaşamlarımızı kontrol etmesine engel olacak güç­lü bir tekniği ele aldık. Kabala bu tekniğe Mukavemet adını verir. Mukavemet tepkisel dürtülerimizi ve bencilce almayı durdurmak demektir.

Bu hareket kısa bir cümleyle ifade edilebilecek olsa da, onu yerine getirmek neredeyse süper insan iradesini ve ken­dine hakim olmayı gerektirir. Egomuzun etkisi çok güçlü ol­duğu için söylemesi yapmasından daha kolaydır.

Dünyamızda Mukavemet

Işık -ruhani ve fiziksel- Mukavemet devrede olmadığı sürece daha fazla ortaya çıkamaz. Bu Ka­balistik prensibi anlamak mükemmel seksin anahtarıdır.

Dünyada iki tür Mukavemet vardır: İstemli Mukavemet (Özgür İrade) ve İstemsiz Mukavemet.

Güneş ışınlarını üzerine gönderirken Dünya uzayın karanlı­ğında yüzer. Dünya'nın çevresi neden karanlıktır? Güneş uzayı delerek geçen ışınlarını akıtıyorsa, Dünya'yla Güneş arasındaki karanlığın nedeni nedir?

Nedeni, hiçbir mukavemetin olmamasıdır; uzayın o boş bölgelerinde hiçbir yansıma meydana gelmiyor. Güneş ışığı
fiziki bir nesneye -Dünya gezegeni- çarpıp oradan yansıtılıncaya kadar çıplak göze görünmez olarak kalır. Bu yansıtma faaliyeti Mukavemettir. Nesne Işığa direnir. Işığı geri iter ve bunun yapılmasıyla güneş ışığının ışınları birden parlar.

Güneşin fotonlarının her yerde olmasına rağmen uzay ka­ranlıktır, çünkü uzayın boşluğundaki hiçbir şey güneş ışınla­rına direnmiyor. Dünya'da, atmosfer ve fiziki Dünya yansı­tır, direnir ve sonuçta güneşin ışığını açığa çıkarır. Bu konu­ da başka seçenek yoktur. Fiziki nesneler doğal olarak ışık ışınlarına direnirler. Buna, İstemsiz Mukavemet deriz.

Ampul

Bir ampulün artı ve eksi kutupları vardır. İkisini ayıran bir filamandır, elektrik enerjisinin artı ve eksi kutuplar arasında ser­bestçe hareket etmesini önleyerek direnç yaratır. Düz bağlantıyı engeller. Ampulün aydınlatmasının sorumlusu Mukavemet'tir.


Filaman koptuğunda artı kutup eksi kutupla düz bağlantı yaparak kısa devreye neden olur. Anlık bir ışık patlamasın­ dan sonra karanlık gelir ve ampul işe yaramaz olur. Evinizde bir ampul yandığında bunun olduğunu gördünüz. Ani ışık parlaktır ama kısa ömürlüdür.

Filaman doğal bir elektrik direncidir, sonuç olarak buna da İstemsiz Mukavemet deriz.

İstemli Mukavemet

Sevgiyi canlı tutmak için, tutku ateşini korumak için kaba­listler İstemli Mukavemet kavramını ortaya çıkardılar. Bu Mukavemet biçimi, Ruh'un ilk yaratıldığında sergilediği Mukavemet hareketine karşılık gelir.

Başlangıçta Ruh Yaratıcı'dan akan doğrudan Işığa diren­di, böylece artık karşıt bir durumda, alma halinde takılıp kalmış olmayacaktı. Bu Ruh'un istemli seçimiydi.

Kabala buna bir de şu adı veriyor...

Özgür İrade

Bir ampulün içinde meydana gelen fiziksel dirence ek ola­rak, zihinde mevcut maddesel olmayan bir direnç biçimi var­dır. Buna özgür irade denir. Özgür iradeyi benmerkezci ar­zularımıza direndiğimiz zaman kullanırız.

Kabala'ya göre bir ampulün içindeki filamanı taklit eder ve bencilce arzulara direnirsek -yatak odasının içinde ve dı­ şında- cinsel enerjiyle baş edebiliriz. Bunu yapmak ilişkimi­zi lşık'landırır.

Işığı Yanık Tutmak

Yaşamınızın her unsuru size Mukavemet uygulama fırsatı sunar:
  • günlük yaşamınızda partnerinize davranış şekliniz;
  • arkadaşlarınıza ve rakiplerinize davranış şekliniz;
  • yaşamın engellerine ve zorluklarına tepki verme şek­liniz;
  • işyerinde insanlara davranış şekliniz.

Yukarıdaki senaryoların hepsinde benmerkezci bir tepkiye direnme ya da direnmeme özgür iradesine sahipsiniz. Mü­kemmel seksin -ve mükemmel yaşamın- anahtarı şudur:

Ne kadar çok Mukavemet (Özgür İrade) uygularsak o kadar çok Işık üretiriz.”

Gerçek Ölümsüzlük

İnsanların neden öldüğünü biliyor musunuz? Hastalık yü­zünden değil. Yaşlılıktan değil. Bunlar sadece sonuçtur. Ne­ den değildir. İnsanlar atomları birbirini desteklemeyi bıraktı­ğı için ölürler.

Dünyadaki her şey atomlardan yapılmıştır. Her şey!
Futbol topları. Spagetti. Moleküller. Balistik füzeler. Bu­harda pişmiş midyeler. Sahildeki çakıl taşları. Gökyüzündeki yıldızlar. Eski Peru tapınaklarındaki İnka putları. Fox TV'deki yeni Amerikan putları.

Evrenimizde atomlardan yapılmamış hiçbir şey yoktur. O zaman dünyada neden bu kadar çok çeşitlilik vardır? Her iki­si de atomlardan yapılıyorsa, neden bir kalp bir böbrekten farklı görünür? Aynı mantıkla, kelimeler de alfabedeki ta­mamen aynı harflerle oluşturulmuş olmalarına rağmen çok büyük anlam farklılıkları taşıyabilirler. Bütün mesele harfle­rin ya da atomların nasıl düzenlendiğidir.

Lego parçalarını düşünün. Legoyla bir araba, bir roket, bir robot, bir bina ya da başka herhangi bir şey yapabilirsiniz. Ortaya çıkan şey parçaları birbirine ekleme şekline göre de­ğişir. Keza, bir biçimde düzenlenmiş atomlar beyin dokusunu oluşturur. Başka bir biçimde düzenlenmiş atomlar elinizdeki bu kitabı oluşturur. Açıkça bunlar maddenin birbi­rine benzemeyen formlarıdır.

Atomlar birbirleriyle bağlar oluşturarak gruplaşırlar. Basit bir anlatımla, el ele tutuşurlar. İki ya da daha fazla atom el ele tutuştuğunda, artık onlara molekül denir. Moleküller el ele tutuşmuş bir grup atomdan başka bir şey değildir. Sonra da moleküller timsahlardan spagettiye kadar bütün fiziki mad­deyi yaratmak için bir araya gelirler.

Atomlar el ele tutuşmayı bıraktığında birbirlerinden ayrılırlar. Bu, bir molekülün var olmayı sona erdirdiği zamandır. Biz bunu bozulma olarak görürüz.
Bilim bize reddedilmez bir şekilde atomların asla ölmediğini ya da eskimediğini gösterdi. Atomlar yok edilemez. O yüzden atomlar el ele tutuşmayı bıraktığında molekül ölebilir ama mo­lekülü oluşturan bireysel atomlar sonsuza kadar yaşarlar. Varlı­ğınızın dayanağı olan atomların yaşı milyarlarca yıldır.
Bir kez daha legolara dönelim. Lego parçalarından bir in­san yaptığınızı farz edin. Bütün lego parçalarını aldığınızda insan ölür. Bireysel lego parçaları varlığını sürdürür.

Keza, bir insan öldüğünde insanı oluşturan bireysel atom­lar varlığını sürdürür. Aslında, fizik bize bu atomların o insa­nın doğduğu günkü kadar yepyeni olduklarını söyler. Kişinin atomları yeryüzüne ve atmosfere geri döner.
O zaman nihai soru şudur: Bedenimizi oluşturan atomlar neden el ele tutuşmayı bırakırlar? Bırakmasalardı, ölümsüz­lüğe ulaşmaz mıydık? Bu kesinlikle doğru.

Atomlar neden el ele tutuşmayı bırakırlar?
Kabala bu sorunun cevabını 2000 yıl önce açıkladığında, buna gizemcilik denildi. Neden mi? Çünkü atomlar henüz keşfedilmemişti. Dolayısıyla, yoldan geçen insanın, kabalist­ler bir atomun içinde bulunan çeşitli artı ve eksi güçlerden bahsettiklerinde onların neye gönderme yaptıkları konusunda en ufak bir fikri dahi yoktu. Daha önce gördüğümüz gibi, atomlar şunlardan yapılmıştır:
  • Protonlar,
  • Elektronlar,
  • Nötronlar.
Şunu da biliyoruz:
  • Proton gerçekte Işık’tır ve Paylaşma gücüdür (+)
  • Elektron Ruh’tur ve Alma gücüdür (-)
  • Nötron Mukavemet kavramıdır. Yani Özgür İrademiz.
Burada anahtar elektron ya da Alma Arzusu’dur; bunlar tek ve aynı güçtür.

Atom Gerçekte Nedir?

En derin anlamıyla bir atom aslında bilinçtir. Yaratılış anına geri döndüğümüzde bütün maddenin altında yatan gücü gerçekte olduğu gibi görebiliriz.
  • Işığın bilinci, paylaşmanın artı gücü vardır.
  • Ruh'un bilinci, almanın eksi gücü vardır.
  • Ruh'un, en başta dünyamızın Yaratılış'ına neden olan Mukavemet hareketinin bilinci vardır.
Bilincin bu üç biçimi bir atomu meydana getirir. Bu kadar basittir.

Atomların El Ele Tutuşması

Atomlar elektron sayesinde el ele tutuşurlar. Bilimsel bir ifadeyle, atomlar elektronları paylaşırlar ve böylece birbirleri­ne bağlanırlar. Atomlar artık elektronlarını paylaşmadıklarında bunun anlamı artık el ele tutuşmuyorlar demektir. Lego insanı­mız yavaş yavaş parçalara ayrılır. Yeterince atom el ele tutuş­mayı bıraktığında, ölüm meydana gelir. Elektrondan bir paylaşım tarzında yararlanılır. Buraya Alma Arzumuzu (elekt­ron) Paylaşmak Uğruna Alma Arzusu'na dönüştürmek için gel­dik (elektronları paylaşan atomlar).

Atomların el ele tutuşmayı bırakmasının tek nedeni bizim bi­lincimizin bir Kendi Arzusu İçin Alma Arzusu'na takılıp kalma­sıdır. Bu Muhaliftir. Ve ölümün mutlak nedeni budur. Bu ne­denle Kitabı Mukaddes İblis'in dünyaya ölüm getirdiğini söy­ler. Ölüm bencilliğin ve hiçbir paylaşma unsuru olmadan dur­maksızın alma kavramının sonucudur.

Bencilce tepki verdiğimiz her sefer, aldığımız ve paylaşmayı reddettiğimiz her sefer, bilmem kaç yüz atom el ele tutuşmayı bırakır. Birkaç molekül daha var olmayı durdurur. Bu durum yaşlanma, bedenin yıpranması, hastalık ve başka her türlü kar­maşa ve bozulma biçimi olarak kendini gösterir.

Komşunu Kendini Sevdiğin Gibi Sev

Komşunuzu kendinizi sevdiğiniz gibi sevmek sadece şunu söylemenin başka bir şeklidir: (Sevgi) Paylaşmak Uğruna (Sev­gi) Almak.
Bu nedenle Altın Kural olarak bilinir. Ölümsüzlüğe giden yoldur. Musa bunu biliyordu. İsa bunu biliyordu. Muhammed bunu biliyordu. Tevrat'ın, Yeni Ahit'in ve Kuran'ın düşmanı yok etmekten bahsetmesinin nedeni, içimizdeki düşmanın -nefsin- te­mizlenmesinin gerekliliğidir! Düşman Muhalif için şifre keli­medir. Ne yazık ki, dinin düşman kelimesinin hakiki anlamını fark etmesi binlerce yıl aldı.

Muhalif - Ego bencilce almaktan ibarettir. Bu düşmanı yok ettiği­mizde ve paylaşmak uğruna aldığımızda, ölümsüzlük bizim olacak. Bu nedenle Musa, İsa ve Muhammed sonsuz yaşama Zamanın Sonu'nda ulaşılacağını söylediler. Zamanın Sonu, Muhalifin Sonu demektir. Ancak bunun gerçekleşmesi bize bağlıdır.

Yehuda Berg

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız