Kozmik kitap

Itzhak Bentov, kendi düşüncelerinin hiçbir zaman en son mutlak öğreti olduğunu iddia etmedi ve bunların çoğunu yalnızca birer çalışma, araştırma modeli olarak algıladı. Daima şunu vurgulardı: "Şu an içinde bulunduğum cahillik düzeyinden konuşuyorum. İnsan daha fazla bilgilendikçe daha cahilleştiğini farkediyor çünkü cehalet kademeli olarak artıp duruyor -daha fazla sorunuza yanıt aldıkça daha fazla sayıda yeni soru doğmaya başlıyor."

Evrim, Ben'in terimleriyle "ister hoşlanalım ister hoşlanmayalım", insanoğlunu tanrılığa doğru itelemektedir. Ben'in bilinçlilik olarak gördüğü, insanoğlunu da içeren, tüm madde, yukarıya doğru ilerleyen taşıyıcı bir hat üzerindedir ve bu hattan ayrılabilmenin hiçbir yolu yoktur.

Rüyalar, örüntüler, içten gelen sesler? Enerji yüklenmiş hava? Elde edileceğine "inanç duyulan" ve sonunda elde edilen şeyler? Peki ama bunlar nereden geliyorlar? Bu konuda Bentov'un yanıtı şu: hepsi de, insan ruhu kendini bu bilgileri almaya hazır hale getirdiğinde yani arzu duyulan bilgiye ulaşabildiği, her tür bilgiyi içeren Evrensel Zihin'den geliyor.

Bu bilgi hologramı Evrensel Zihin olarak adlandırılabilir, çünkü tüm yapı ile ilgili her tür bilgiyi içerir. Her insanın bilinci bu hologramın bir parçasıdır; bu nedenle de kişi, artırılmış bir farkındalık durumunda kendi bilincini Evrensel Zihine yansıtarak, tüm evren hakkında bilgi edinebilir.

Buradan aynı şekilde, tüm insanların düşüncelerinin birbirleri ile ilişki içinde oldukları ve birbirlerini etkiledikleri, bunun sonucunda da tüm evreni etkiledikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Bir insanın yaptığı ya da düşündüğü her şey evrensel hologramın bir parçası olur. Bu durumun etkileri açık ve geniş kapsamlıdır.

Olumlu düşünce süreçleri, olumlu olayların meydana gelmesini sağlarken olumsuz düşünce süreçleri doğal çevremizin olumsuz olaylarla tepki vermesine neden olur.

Bedeni ilgilendiren iki tür bilinçlilik varmış gibi görünmektedir. Bunlardan bir tanesi göreceli olarak hafif bir darbeyle (ya da bunun daha acısız bir yolu olan anesteziyle) bedeni kolayca terkeden yüksek bilinçliliktir. Diğeri ise, yüksek bilinçlilik kaybolduktan sonra bile bedeni nasıl yöneteceğini bilen daha temel bilinçlilik.

Eğer kemiklerimizin, derimizin, kanımızın vs bilinçlilikleri de dahil olmak üzere organlarımızın tamamının bilinçliliklerini bir araya toplarsak o zaman bedenimizdeki bütün hücrelerin bilinçlerinin toplamından oluşan son derece akıllı bir varlıkla karşı karşıya kalırız. Bu, bilincimizi yitirdiğimizde, uyurken ya da uyanıkken bedenimizin işlemesini sağlayan temel bilinçliliktir.

Peki ama, o halde kaybolan cüzdan, telefon faturaları ya da gelir vergisi konusunda endişelenen yüksek bilinçlilik ne? Bu, bedenimize yerleşen ve bu fiziksel gerçekliği deneyimlemek için onu araç olarak kullanan bir varlıktır. Duyusal mekanizmalarımızı dış dünyaya taşımak için bedenimizi kullanmaktadır.

Başınızdan silahla vurulduğunuzu düşünün. Temel bilinçlilik bedenin işlevlerini sürdürmesi için elinden geleni yapacak ama durumun kendini aşmaya başladığını farkettiğinde büyük olasılıkla o da yüksek bilinç gibi bedenden uzaklaşacak ve "kaybolacaktır". Ardından, temel bilinçlilik kendini yavaş yavaş bedenden ayırmaya başladığında ölüm süreci de başlayacaktır. Er ya da geç beden gerçekten ölecek ve her iki bilinç de yitirilecektir.

Özetlersek, iki varlıktan meydana geldiğimizi söyleyebiliriz. Bunlardan bir tanesi, beden ve onun hakkında herşeyi bilen anlamına gelen bedenin temel bilinçliliğidir. Diğeri ise, bedene yerleşip onu kendi yararına kullanan yüksek bilinç. İkincisi daha zeki bir bilinçliliktir; bir tür "gözlemci" rolü üstlenmiştir. Zihnimiz de dahil olmak üzere duyusal deneyimlerimizi yorumlar ve bize bir birey olarak kendimizin bilincinde olma yetisi kazandırır. Bunu geçici olarak ruh diye adlandıralım.

Ruh, her şey gibi evrimleşmeye/tekamül etmeye devam eder. Ruh gibi soyut bir kavramın evrimleşmesinden bahsetmek size saçma gelebilir ama kendi düzeyinde ruh, kesinlikle soyut bir şey değildir. Kendi gerçekliğinde, oldukça kavranabilir, elle tutulabilir, somut bir şeydir. Bildiğimiz kadarıyla duygusal, içgüdüsel ve zihinsel yetilerimizin tamamını kendinde barındıran ruh, deneyimleyendir. Fiziksel dünyayı bedenimiz aracılığıyla deneyimler; fiziksel dünyayla bedenimiz aracılığıyla iletişime geçer. Bu, ruhun fiziksel bir beden olmadan işleyemeyeceği anlamına gelmez. Bir bedene sahip olmadan da gayet iyi bir şekilde işleyebilir. O kendi başının çaresine bakabilen bir varlıktır.

Öğrenme sürecinden elde edilen bilgiler geçici olarak ruhta depolanır. Bu bilgiler uygun bir şekilde işlenip öz hale getirildikten sonra, ruhun daha üst bir yanı olan ve Üst Ben olarak adlandırabileceğimiz "patron"a yollanırlar. Bu daha da soyut bir varlıktır ama eğer herhangi bir kimse onunla kendi gerçekliğinde bağlantıya geçerse onun son derece somut olduğunu görür. Üst Ben'in de üzerinde Mutlak Ben vardır ve o da fiziksel bedenden gelen bilgilerle ilgilenmektedir. Fakat şu an ondan bahsetmek fıkranın sonunu baştan anlatmak gibi olur.

Herhangi bir oluşumun temel bilinçliliğini tanımlamak için kullanılan isim devadır. Bu kısa kelime, biçim almış tanrı anlamına gelmektedir. Örneğin bir ağacın, dağın, bir şişe zencefilli gazozun devaları vardır. Bazen bu varlıklar, görüş güçlerini geliştirmiş kişiler için görünür hal alırlar. 

Bir hava ya da su kütlesi pek çok molekül içerir. Bu moleküllerin toplamı bir deva, bir varlıktır. Yani denizin, rüzgarın ayrı ayrı devaları vardır. Tıpkı dağın devası gibi onlar da kendilerini oluşturan maddelerin bilinçliliklerinin toplamından oluşurlar. İşin komik yanı bu devalarla konuşabiliyor olmanızdır. Onlara “Bayan….” Diye hitap etmelisiniz çünkü Yaratılış’ın bütün devaları dişidir

Ya da karıncaları ele alın. Karıncalar son derce akıllı, organize bir toplulukturlar ama sinir sistemlerini incelerseniz son derece basit olduklarını görürsünüz. Topu topu altı yedi sinir düğümüne sahiptirler. Peki ama nasıl olur da böylesine zekice davranabilirler? Görüldüğü gibi tek bir karınca o kadar akıllı değildir ama milyonlarca karıncanın zekalarının toplamı olan, karınca kolonisinin oluşturduğu büyük zeka, altı ayaklı devasa karınca devasından, bedenini (küçük karıncaları) en çok sevdiğiniz kurabiye kabından çekmesini rica edebilirsiniz. Onunla anlaşmak için ödemeniz gereken şey, bu tür alışverişlerde geçerli tek akçe olan sevgidir. Yalnızca karınca devasına, evrimine katkıda bulunacak bir miktar sevgi yollamanız yeterlidir. Karınca devaları bile, evrimleşmek ve sonunda Yaratıcı’yı anlamak için sevgiye ihtiyaç duyarlar. 

Bizim fiziksel bedenimiz de bir devaya sahiptir. Bu deva zaman zaman alt ben olarak adlandırılan, üzerinden konuşmakta olduğumuz temel bilinçliliktir. 

Yaratıcılar büyük varlıklar, büyük bilinçliliklerdir ve üç biçimde görünürler: ( 1 ) Yaratılmamış, ortaya çıkmamış biçimde güçlü bir ışık kaynağı olarak; (2) yaratılmış, ortaya çıkmış, açılmış biçimde eyleme geçmiş fiziksel evren olarak; (3) ve bazen de insana benzer biçimde. Son biçimlerini genel olarak elverişli olduğu için, insanlarla iletişime geçmekte kullanırlar. Bir yaratıcı ayrıca kendini aynı anda üç biçimde de gösterebilir. Yaratıcımız dişil ya da eril değildir aynı anda hem dişi hem de eril olan bir bir varlıktır, her iki kutbu da içerir. Yalnızca bilincin daha alt düzeylerinde dişi ve erkek diye bir ayrım vardır.

İnsan bilinci için hiçbir sınır yoktur. Bütün evreni kaplayacak kadar genişleyip Yaratıcı ile konuşabilir. Herbiri de birer tanrı olan bütün varlıklarla konuşabilirsiniz; sonsuzluğa seyahat etmenizi sağlayan diplomatik bir vizeye sahipsiniz.

Bilincinizi daha fazla genişlettikçe hızınızın da daha çok arttığını hissedersiniz. Her yöne ya da tek yöne doğru sonsuz bir hızla yayılabilirsiniz. Sonsuz hızlarda mesafeler arasında hiçbir fark yoktur: Herhangi bir zaman kavramına bağlı olmadan herhangi bir yerde ve aynı anda her yerde olabilirsiniz. Zamanı algılayışımız aşkın bilinç durumunda tümüyle değişir ve öznel zaman olarak adlandırılan zamanı algılayış biçimimiz daha uzun bir süreden oluşur ve bilincimiz yayıldıkça o da sonsuzluğa ulaşır.

İki tür zaman vardır: ilki, uygun bir şekilde düzenli aralıklara bölünmüş alışıldık saat zamanı yani nesnel zaman, ikincisi ise daha esnek, bilincimizin durumuna göre sıkıştırılıp esnetilebilen öznel zaman'dır. Örneğin rüya gibi aşkın bir bilinçlilik durumunda inanılmaz derecede fazla olayı birkaç dakika içinde yaşayabileceğimizi biliyoruz. Zaman esniyor gibi görünmektedir ve her nesnel saniye için kişinin belki de yüz öznel saniyesi vardır.

Kırkdokuz evrenden meydana gelen sarmalın (heliks) üzerinde sanki size mavimsi neon tüplerden yapılmış gibi görünen fosforlu, üç boyutlu bir form görüyorsunuz. Buradan çevreye inanılmaz bir enerji yayılmaktadır. Birden bire çok şaşırıyorsunuz çünkü bunun, İbrani alfabesinin ilk harfi olan Alef - א harfi olduğunu farkediyor ve bunun ne anlama geldiğini soruyorsunuz. Adeta bu seyahat boyunca görünmeyen birisi size rehberlik yapıyormuş gibi yanıt hemen geliyor: Alef - א harfinin şeklinin Musevilerle ya da İbranice ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu yalnızca bu düzeyde etken halde olan dört yaratıcı enerji tarafından meydana getirilen üç boyutlu soyut bir şekildir. Farklı titreşim düzeylerindeki (frekanstaki) bu dört enerji karşılıklı olarak etkileşime geçtiklerinde, dört köşeli bir şekil oluştururlar ki bu şekil eski ibrani ermişleri tarafından görülüp doğrudan doğruya alfabelerinin ilk harfi olarak belirlenmiştir. İbrani alfabesindeki diğer dört köşeli harfler de bu dört enerjinin etkileşimini göstermektedirler. Daha sonradan da göreceğimiz gibi, uzayda başka harfler ve semboller de bulunmaktadır. Bunlar insan bilincinin birer parçasıdırlar ve bu nedenle de insanlığın arketip sembolleri haline gelmişlerdir.

Bu düzeyde seslerin gücünün anlamını ve kendi çevrelerindeki boşluğu nasıl etkilediklerini anlıyorsunuz. Harfler, sayılar ve sesler birbirlerine karşılık gelirler.

Her birinin de Yaratılış üzerinde belli etkileri vardır ve bunlardan herhangi biriyle yaratabilirsiniz. (A ya da ah olarak seslendirilen) alef, evrendeki en temel sestir. Akciğerlerimizden engellenmeden çıkar. Bu şekilde seslendirilen başka hiçbir ses yoktur. Alef tüm yapıyı ifade eder; bu nedenle de her şey'dir. Kendilerine karşılık gelen sayılarla ifade edildiğinde her şey, 50'dir. Başka kelimelerle ifade edersek, Alef 49 Yaratıcı'nın tamamını ya da bilinçlilik kümülatif olduğu için Yaratıcılar'ın bilinçlerinin toplamını içerir. (49 artı Alef'in kendisi 50 eder.)

Her şeyden önce sevmeyi öğrenmeniz gerekir. Bütün sistem sevginin üzerine kuruludur. Sevgi, kozmik yasadır.

Bütün sistem modüler yani, ölçüsel sistem üzerine kuruludur ve tetrahedron evrenin en temel yapısını oluşturur. Yapısı tetrahedrona dayanan elmas, bilinen en sağlam malzemedir çünkü evrenin birbirine sıkı sıkıya yapışık formlarını meydana getiren en temel yapıyı yansıtır. Aynı zamanda, yogilerin lotüs pozisyonunda, bir tetrahedron meydana getirecek şekilde oturduklarında kozmik bilgiyle ve enerjiyle birlikte titreşmelerini sağlayacak bir tür anten haline gelmelerinin nedeni de işte budur.

Evrenin ötesindeki düzeylerde, artık insan bedeni yoktur. Size bilgi iletmek isteyen bir bilinç, kendinin bir bilinç, sizinle iletişime geçebilecek bir şey olduğunu size göstermek için karşınıza insan hatlarında -yüz ya da GÖZ olarak- çıkacaktır. Örneğin evrenimizden ayrıldığınızda, karşınızda birden bire çevresi alevlerle kaplı üçgen şeklinde bir bilinçlilik belirecektir. Ardından üçgenin içinde bir yüz ortaya çıkacaktır.  Çevresindeki alevler, kozmosun içindeki Alef tarafından yayılan dört alevi ya da enerjiyi ifade etmektedir. Size bu varlığın Agni olduğu ve burada evrenin içindeki boşluğun koruyucusu olarak bulunduğu söylenir. Daha sonradan göreceğimiz gibi, bilinçler arasındaki hiyerarşi birbirinden farklı soyut arketip sembolle ifade edilir.

Bütün sistemin en üstün, Mutlak Tanrısı sizsiniz! Aynı zamanda sabah sekiz, akşam beş çalışan, kalemle yazan ya da araba kullanan, gelir vergisi ve telefon faturaları ödeyen de sizsiniz. Dahası bu Mutlak Tanrı yalnızca siz değilsiniz aynı zamanda herkes. Her birimiz saf bilinçliliğin, boşluğun parçalarıyız. Bilinçlilik parçalara bölünür ve her parçanın kendine ait bir benlik farkındalığı vardır ve kendinin herkesten farklı olduğunu düşünür.

Ruhumuz evrendeki bütün diğer bilinçler için bir çarpışma dokusu oluşturur. Bu Evrensel Zihin hologramı içinde saklanan bilgiler inanılmaz düzeydedir. Evrensel Zihin tarafından bilinebilecek her şeyi içerir ve kendini ona ayarlayan herkese açıktır çünkü bütün hologramlarda olduğu gibi bilgi eş düzeyde evrenin her yanına, her bir parçasına yayılmıştır. "Hepimiz biriz (ünite/vahdet)", "Yukarıda ne varsa aşağıda da o var", "Tanrı içinizdedir" ve "Evren bir kum tanesinin içinde saklıdır", türünden mistik benzetmeler holografik modelin ışığı altnda bakıldıklarında yeni bir anlam kazanmaktadırlar.

Itzhak Bentov





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sarkaç Oyunu

Yedi Kozmik Yasa

Hatalı Alanlarınız